29 °C
Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

Turhal ve Amasya’da iki gün

Turhal, gençlik anılarımın at koşturduğu yerlerden biridir. Turhallı Mustafa Adak’tan Cemal Akdoğan’a Gazi Osman Paşa Lisesi’ndeki arkadaşlarım zihnimin derinliklerinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Turhal Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömür Çenesiz içten bir dostur. Epey zamandır yöreyi ihmal ettiğimizi söylüyordu. Bir iftar yemeği sonrasında söyleşi için çağırdı.

Turhal’a gittim; toplum olarak hepimizin kapısında pusuda bekleyen değişimin fırsat ve tehlikelerini anlatlaya çalıştım.

Kalkınma sorunlar üzerinde kafa yoranlar bilir ki, bir ülke insanını ortalama 3 bin dolar milli gelir düzeyinden 10 bin dolar düzeyine çıkarmak görece daha kolaydır: Düşük verimli kırsal kesimden daha yüksek verimli sanayi üretimi alanına göç milli geleri büyütmenin itici gücüdür.

Kentlere göçün yarattığı yeni mal ve hizmet alanlarına odaklanma bir başka gelişme kanalıdır.

Birçok ülke kişi başı milli gelirini 10 bin dolara çıkarabilmiştir; ama çok az ülke 20 bin dolarlık gelişme eşiklerini aşabilmiştir.

Önelli olan kişi başına milli geliri 10 bin dolardan 20 bin dolar düzeyine yükselterek gelişmiş ülkeler kervanına katılmaktır. Bu kritik geçişi yönetirken, “orta gelir tuzakları” yolunuz üzerinde önemli engellerden biridir. Orta gelir tuzaklarını aşmak, işimizle ilgili net bilgi sahibi olmayı gerektirir. Orta gelir tuzaklarını aşmak, işimizle ilgili değer yaratmanın değişik yönlerini etkin biçimde koordine eden örgütlenme becerilerini geliştirmektir. Orta gelir tuzaklarını aşmak, değişmeyi önce kendimizden başlatacak kadar bilgi ve beceri sahibi olmaktır.

Turhal’da söyleşiye katılan insanlarımıza net bilgi ihtiyacımızı, etkin örgütlenme becerisini, rasyonel aklın kaynak yönetimini ve gelişmiş toplumlar arasına katılmanın gerek ve yeter şartlarının neler olduğunu anlatmaya çalıştım. Umarım mesajlarım gitmesi gereken yere ulaşmış olsun…

Amasya’da doğaltaş zenginliği

Selami Çoban’ı doğaltaş üretimiyle ilgilenmeye başladığım 20 yıl öncesinden tanırım. Suluova’da tesislerinin yanından geçerken uğradım. Amasya sevdalısı olan Çoban’ın görüşlerini aldım. Amasya’da doğaltaş alanında neler olup bittiğini sorduğumda beş başlık altında olup biteni özetlerdi:

- Birincisi, hâlâ yeni yatırım yapma heveslerini diri tutanlar var. Bu iyiye de işaret olabilir; yanlış gereksiz ve gereksiz kaynak bağlama tuzaklarına düşmemek de…

- İkincisi, atölye ve fabrika sahipleri “aşırı motive” olmuş durumda… Bu sorun bütün ülke doğaltaş işletme yönetimlerinin de sorunu.

- Üçüncüsü, sektör “endüstri disiplinine” uyum sağlayamadı, sağlamayamıyor. Bir İtalyan doğaltaş işletmeleri gibi olamıyoruz.

- Dördüncüsü, ülkemizde çoğu üretim alanında olduğu gibi, doğaltaş üretiminde de düzenleyici yasalar kaynakları etkin kullanmayı sağlayacak yeterlilikte değil.

- Beşincisi, sanayicilik gelişemedi. Mermer işleme sanayicilik değil. Bir de madencilik yönü var ki, çok riskli bir alan. Amasya’da 14 tesis var, ama sadece biri “arz güvenliği” sağlayabilir; diğerleri yeterli kapasite ve teknik olanaklara sahip değil.

Söylenenler sektörle ilgili olmayanlara bir şey ifade etmeyebilir; sektörü bilenler ise çok şey anlatır…

Sektörde olması gerekenden fazla üretim yapılmasının kaliteyi olumsuz etkilediği konusu hemen her yerde dile getiriliyor. Fiyat-odaklı rekabet sektörün nitelik kazanmasını engelleyen en önemli etken. Müteahhitlerin ucuz malzeme eğilimi, seramik sektörünün kendini geliştirmesi karşısında mimarların standart ürün arayışları doğaltaş kullanımını baskı altına alıyor.
Amasya’nın zenginliklerinden biri olan doğaltaş üretiminde bir nitelik sıçramasını yaratacak ortam ve iklim oluşmadığını anladım… Başka türlü düşünenler varsa tartışalım …

Elma ağaçları sökülüyor

Amasya’da elma başta olmak üzere meyve ağaçlarının söküldüğü söylendi. Durumu yerinde öğrenmek için Ahmet Kara’ya gittim. Kindisi üniversite mezunu bir çiftçi… Ahmet Bey, kendini toprağa gönülden bağlamış bir insan. Bugünün koşullarında ülke meyveciliğinin sorunlarını şöyle özetliyor:

- Ülkemizde çiftçinin kooperatifleşmemiş olması en önemli sorunumuz. Bu, topraktan gerekli geliri elde etmemizi engelliyor; toprağa bağlanan insan sayısının hızla azalmasının nedeni oluyor. Koopiratfçiliği işler kılan bir yol ve yöntem bulmalıyız.

- Ülkenin tarımsal üretimlerin her alanında olduğu gibi meyvecilikte de envanteri yok. Neyin, nerede en iyi sonucu vereceğini bilmeden el yordamıyla iş yapıyoruz.

- Eğer gelecek yaratmak, toprağımızı iyi değerlendirmek istiyorsak, ciddi bir plana ihtiyacımız var.

- Ucu açık, sonuçları kontrol edilmeyen gereksiz bir destek politikamız var; mutlaka değişmeli.

- Tarımsal üretimi endüstriyle entegre etmezsiniz geleceği yaratamaz, aslı astarı olmayan söylentilerin ardınsan sürüklenirisiz

Aklımızı odaklayacağımız yer

Sahada eli taşın altındaki insanlar siyasi irade ve bürokrasinin ilgisizliğinden yakınıyor.
Diğer bütün alanlarda olduğu gibi meyvecilikte de gerçek verilere dayalı üretim örgütlenmesinin olmaması ülkemizin büyük sorunu. Televizyonlarda “tarlaya dönelim” çağrısının ayakları yere basması için tarımsal üretimen gelir güvencesi yaratması gerek.

İdealist ve duygusal çağrılar yerine, ülke ihtiyaçları dikkate alınarak yapılan yatırımlara aklımızı odaklasak daha iyi olacak…

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.