İnsanlık dostu 'Beşinci Frank'

Dürrenmatt’ın özlediğimiz yapıtı, geçen sezon “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”yla ödülleri silip süpüren Tiyatro Adam prodüksiyonu olarak perde açtı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

nermin_sayin-027.jpg

Son sezonlarda seyircilere sunduğu her oyunla dikkat çeken bir topluluğumuz var: Tiyatro Adam. Öyle sanıyorum ki artık tiyatroya ilgi duyup da onların adını duymayan kalmadı, çünkü; geçen sezondaki “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmaşı” yla ödüllerin de gediklisi oldular. Biraz da bu yüzden, bu sezondaki yeni oyunları en merak edilen topluluklarından biri onlar... Tiyatro Adam, Brecht’ten sonra Dürrenmatt’a çevirdi dümenini ve kısa bir süre önce “5. Frank”la açtı perdelerini... Gelin, 23 Kasım’da Kozzy AVM’de, 27 Kasım’daysa Ortaköy Afife Sahnesi’nde yorumlanacak oyuna yakından bakalım.

Kendi adıma, Tiyatro Adam’da en sevdiğim şey, gerçek bir “ekip” oluşları. Tiyatro zaten ekip işidir, diyeceksiniz, doğru da söyleceksiniz ama, onların “ekip” anlayışlarıyla bugüne dek izlediğimiz pek çok ekip örtüşmüyor aslında. Tiyatro Adam “ekibi” doğrunun ve güzelin peşine beraber düşmüş, söyleyecekleri ortak, sesleri ortak. Söyleme şekillerini egolardan arınmış. Birbirini tanıyan, birbirine imkân veren ve her hareketinde mutlaka oyuna hizmet edinmeyi düstur edinmiş bir ekip bu. Sırf bu yüzden bile, yarattıkları her oyuna gidilmeli; işbirliğinin, birlikte yaratılmış olanın keyfine varılmalı.

Gelelim “5. Frank”a. Oyun, 200.yılını kutlamaya hazırlanan Frank Bankası’nın ve halen onu yöneten ama ataları kadar “yetenekli” olmayan 5. Frank’ın öyküsü. Ailenin kirli işlerini kapatan bir paravan görünümündeki banka, 5. Frank’ın beceriksiz yönetimi yüzünden tasviye sürecine girmiş, ama ne tasviye... Sürprizini kaçırmayayım, gerisi oyunda.

Reji Fatih Koyunoğlu'nun...

Geçen yıl “Arturo Ui”de bol bol alkışladığımız topluluk, bu sefer yönetmen koltuğuna Fatih Koyunoğlu’nu oturtmuş. Topluluğun kurucularından Koyunoğlu, kendisi dahil 12 kişilik oyuncu-müzisyen kadrosunu alkışlanacak bir dinanizmle buluşturuyor seyircilerle. Metnin barındırdığı ince alay ve groteskin üzerini “koro” desteğiyle kazıyıp ortaya çıkaran Koyunoğlu’nun rejisinde hiç boş an yok. Sahnede sürekli bir devinim yaşanmakta ve en güzeli bu seyirciyi hiç de yormamakta. Tabii, rejinin başarısının en önemli destekleyicisi, Koyunoğlu’nun sınırlarını çok iyi bildiği ekibinin oyunu göklere çıkarmak için ellerinden geleni artlarına koymamaları. İkinci önemli yönse, oyuncuların aynı zamanda birer müzisyen olarak sahnede yer almaları. Çağrı Beklen’in müzikal direktörlüğünde oyun şarkılarını, her oyuncu bir müzik aletinin ucundan tutarak, yer yer de akapellayla yorumlayıp sunuyorlar seyircilere. Müzik olunca işin içine koreografi de giriyor tabii. Esra Yurttut’un koreografisi, pek çok sahnede rejiyi çok güzel destekliyor, oyunun mizah dozunu artırıyor -örnekse kalp masajı sahnesi.- Şirin Dağtekin Yenen’in dekorları da pek pratik, bir dakika

önce tabut olan düzenek, bir yandan oyuncular müzik yaparken saniyeler içinde yemek masasına dönüşebiliyor mesela... Özetle dinanizme zarar veren hiçbir faktör yok oyunda. Özetle, tüm ekibin yüreğini koyduğu bir yapıt denebilir “5. Frank” için. İzleyin.

Oyuncular, âdeta “hep birlikte resital" veriyorlar 

“5. Frank”ın oyuncularının yorumları üzerinde özellikle durmak istiyorum. Bir ekip olarak birlikte göz alan bir yorum ortaya koyuyorlar demek lâzım önce... Bireysele inersek de; 5. Frank'ı canlandıran Aşkın Şenol, hem hin olmaya çalışan hem de bunu beceremeyen karakterinin “sarsaklığını” oldukça sevimli bir şekilde yansıtıyor oyununda. “5. Frank'tan daha 5. Frankçı” Egli'de Berk Yaygın, temsil ettiği tipin birebir örneği âdeta. Özel bir alkışı hak ediyor. Böckmann’da Deniz Özmen, hem yaşlı hem de hasta bir adama dönüşmüş, üstelik karakterin yaşadığı yoğun hayalkırıklığını da seyircisine geçirmeyi biliyor. Fatih Koyunoğlu sanırım rejiyi üstlendiği için kısa bir rolle; Schmalz’la yetinmiş, bununla birlikte karakteri oyunun unutulmazlarından. Pauli’yi oynayan Gökhan Azlağ da, sahne sahne değişen ve zengin olma hayalleri kuran bir çilingirken elleri her dakika kirlenen bir çete üyesine dönüşen karakterini başarıyla yansıtıyor. Gelelim Ottilie’ye, yani 5. Frank’in baş suç ortağı olan karısına. Finali seyrettikten sonra herkes, bu oyunun “yıldız”ının Ayça Koyunoğlu olduğunu söyleyecektir zaten, ama benim önerim, finale gelen yolda Koyunoğlu’nun ince ince nüanslarla dokuduğu karakterini ilk sahneden itibaren dikkatle izlemeniz. Daha sezonun başındayız belki ama, bu sene ödül jürileri onu es geçmemeli, diyeceğim doğrusu kendimi tutamayıp...