Ev ödevi…

Hakan Güldağ - Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Ayşegül İldeniz, Intel Corporation Yeni Teknolojiler Bölümü'nü yöneten Türk iş kadını. İşi, kendi deyimiyle "geleceği dizayn etmek"... "Müthiş bir sensor artışı yaşayacağız. 10 yıl sonra dünya nüfusunun beş katı kadar akıllı nesne olacak" diyor ve ekliyor: "2025 her şeyin akıllı olacağı zaman..." 

10 bin yıl önceki tarım devriminden sonra, insan hayatını ve ekonomik işleyişi köklü biçimde değiştiren şey sanayi devrimiydi... 18. yüzyılın sonlarından bugüne üç ana dalga ile geldi. Buhar gücüyle çalışan makineler, elektriğin üretime girmesi ve 1970 sonrasında gittikçe yaygınlaşan robotlu otomasyon akımı... 

Türkiye, bu üç devrime de zamanında ayak uyduramadı. 1700 yılında Osmanlı ekonomisinde refah düzeyi ABD'dekinden yüzde 20 daha yüksekti. Büyük Sanayi Devrimi'ne ayak uyduramadığı için sonraki 200 yılda ABD'nin dörtte birine kadar geriledi. 

* * * 

Bugün tüm dünyada sanayide yeni bir devrim dalgasından söz ediliyor. Dijital teknolojilerin harekete geçirmeye başladığı yeni bir endüstri devrimi... Sanal olanın giderek daha fazla gerçek hale geleceği bir 'somutluklar çağı'... 
'Akıllı üretim' ya da 'Sanayi 4.0' gibi adlarla anılıyor bu yeni dönem. Akıllı robotlar, büyük veri, nesnelerin interneti, 3-D baskı, bulut, zenginleştirilmiş gerçeklik gibi teknolojiler bu devrimin tetiklenmesinde önemli role sahip. Robotik ve enformasyon teknolojileri, genetik ve nano teknoloji ile birlikte yeni dönemin yeni oyun kurallarını belirliyor... 

* * * 

Yüzyıllar önce 'coğrafya kaderdir' demiş ünlü İslam düşünürü İbn-i Haldun... 

Geçmiş bir yana, 21. yüzyılda bile Türkiye içinde bulunduğu coğrafyanın sıkıntılarını çekiyor. Balkanlar- Ortadoğu- Kafk asya üçgeninin tam ortasındaki Türkiye, çevresindeki kan, şiddet ve gözyaşından hep etkilendi. 
İngiltere'de 19. yüzyılın ikinci yarısında iki kez başbakanlık yapmış olan Lord Benjamin Disraeli, bulunduğu coğrafyaya ve sahip olduğu doğal kaynaklara bakarak o zamanki Türkiye için şu öngörüde bulunmuştu: "Osmanlı İmparatorluğu büyük bir gelişme potansiyeline sahiptir ama hep gelişme potansiyeli olan bir ülke olarak kalacaktır." 

O günden bugüne, belirli dönemlerde önemli ataklar yapmasına rağmen, gerçekten de bu potansiyel Türkiye için büyük ölçüde bir olasılık olarak kaldı. 

* * * 

Bugün, Selçuklu ve Osmanlı'dan bu yana, Türkiye'nin önünde gerçek anlamda ilk kez 1000 yıllık bir fırsat var. Bir yanda, kökleri bir dünya imparatorluğuna dayanan Cumhuriyet'in 100 yıla yaklaşan birikimleri, 70 yıllık demokrasi deneyimi ve 35 yıllık dışa açılma döneminin kazanımları ile Türkiye... Diğer yanda, yeni bir teknolojik sıçramanın ve üretimden iş yapma modellerine mevcut yapıyı baştan aşağıya değiştirecek ekonomik devrimin eşiğindeki küre... 

* * * 

Tarihin yeniden şekillendiği kırılma noktalarından birini yaşadığımız bir süreçte, Türkiye uzun süredir ilk kez, nerede olduğu için değil, ne olduğu için önem taşıdığı bir döneme giriyor. Coğrafi konumu, haritadaki yeri hala çok önemli… Ancak bugün o coğrafya üzerinde ne üretip, inşa ettiği daha da önemli… 

Kürede siyasi ve ekonomik güç merkezinin Atlantik'ten yavaş yavaş Asya'ya kaydığı, yerelde ise ekonomik ve sosyal göstergelerin iyice olgunlaştığı bir ortamda, Sanayi 4.0 dönüşümünü yakalayan, insan potansiyelini ve kaynaklarını akılcı bir şekilde yöneten bir Türkiye'nin dünya ekonomisinin üst ligine sıçrama potansiyeli bugün her zaman olduğundan daha fazla... Yeter ki, Türkiye 'ev ödevlerini' zamanında tamamlasın… 

* * * 

Özetleyelim; 

Dijitalleşmenin tetiklediği yeni teknolojiler dünyayı yeni bir sıçramanın eşiğine getirdi. Malları üretme biçiminden iş yapma biçimine önümüzdeki 10 yılda baş döndürücü değişimler bekleniyor. Türkiye, sanayisini korumak ve rekabet gücünü kaybetmemek için bu değişime ayak uydurmak zorunda. Pek çok bakımdan bu değişime, geçmişte olduğundan çok daha yakın duruyor. 

Yine de hızla tamamlaması gereken ev ödevleri var. Üretim ve ihracatta orta teknolojilere takılıp kalmamak için, yeni teknolojileri tüm sektörlerine yaymak bunlardan biri. Türkiye'de faaliyet gösteren en büyük 500 şirketin henüz sadece 12'si yüksek teknolojili ürün yapıyor. İleri teknoloji ürünlerinin ihracat payında OECD ortalaması Türkiye'den dört kat yüksek. 

Otoyollar, demiryolları sanayinin olmazsa olmazı... Türkiye son yıllardaki altyapı devrimini yeni boyuta taşımak durumunda. 1.1 milyon kilometre karayolumuz var. Fiber kablo ağımızın uzunluğu ise 240 bin kilometre. Bunu otoyollar ve demiryolları gibi artırmamız gerekiyor. 

* * * 

Benzer şekilde, iş dünyasının ve üretimin daha fazla dijitalleşmesi gerekiyor. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde, Accenture tarafından açıklanan rapora göre, Türkiye'nin dijitalleşme skoru yüzde 60. Bu da daha gidilecek çok yol var demek. KOBİ'ler arasında Microsoft'un yaptırdığı bir araştırmaya göre, Türkiye'de bulut bilişim teknolojilerini kullanan KOBİ'lerin oranı sadece yüzde 4. Hızla büyüme potansiyeline sahip olmakla birlikte şirketler e-ticaret platformu kullanmakta dünyada hayli gerilerde… 

* * * 

Bütün bunların ötesinde, Türkiye'nin eğitim sisteminin, meslek liselerinden başlayarak, hızla dünyada değişen beşeri sermaye ihtiyacına ve sanayi politikası önceliklerine ayak uydurması gerekiyor. 'Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi' ya da kısa adıyla 'Fatih' projesi gibi, Türkiye'deki tüm dersliklere birer adet dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı ve akıllı tahta koymayı hedefleyen, eğitimde teknolojiyi yararlı kılmak amacı güden önemli adımlar atıldı. Ancak, önümüzdeki 10 yıl içinde tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de adeta yeniden şekillendirecek bir dönüşüme hazırlık için yeterli değil. 

'Her şeyin akıllanacağı' bir döneme hazırız demek için, gerek ortalama eğitim süresinin yukarı çekilmesi, gerekse fen ve matematik başta olmak üzere pozitif bilimlerde uzmanlık eğitimi alanların sayısının artırılması kritik önem taşıyan görevler olarak ortada duruyor.