Girişimcilik öğrenilebilir mi?

İşletme öğrencilerine avukatlarla nasıl pazarlık edeceklerini, yatırımcılara iş fikirlerini nasıl sunacaklarını veya nasıl başarılı bir iş planı yazacaklarını öğretebilirsiniz. Ancak bir girişimci gibi düşünmelerini öğretebilir misiniz?

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

Geçtiğimiz günlerde başarılı internet girişimlerinden Yemek Sepeti 589 milyon dolar karşılığında Delivery Hero’ya satıldı. Bu satış iki açıdan büyük önem taşımakta; Birincisi, yemeksepeti.com Türk internet sektörü tarihinde en büyük firma satışı, ikincisi, kurucu CEO Nevzat Aydın günümüzde nadiren karşılaşılan bir liderlik örneği sergileyerek 27 milyon doları 114 çalışanı arasında paylaştırdı. Takımı ile beraber kazandığı paraları takımı ile beraber harcama kararı alan Nevzat Aydın’ın bu örnek davranışı, bizleri liderlik ve girişimcilik üzerine düşünmeye sevk ediyor, girişimcilerin doğasını incelemeye itiyor. Başarılı bir girişimci olmak gerçekten sonradan öğrenilebilir mi? 

Dünyanın en prestijli işletme yüksekokullarından INSEAD’da girişimcilik alanında dersler veren Michelle Rogan, INSEAD Knowledge’ta yayınlanan yazısında bu soru üzerinde duruyor: “Girişimci gibi düşünmek öğretilebilir/öğrenilebilir mi?” 

INSEAD’da bu sene ağustos ayında lise öğrencilerine yönelik yeni bir yaz programı başlatılacak. Programın amacı, lise çağındaki gençlerin iş dünyasıyla ilgili farkındalıklarını arttırmak, onları temel iş kavramları ve deneyimleri konusunda bilgilendirmek. Strateji, karar alma ve kurumsal davranış konularında modüllerin yanı sıra, öğrenciler kendi iş fikirlerini geliştirmek, fırsatları görmek ve değerlendirmek, girişimcilik zihniyeti oluşturmak gibi daha spesifik alanlarda da dersler alacaklar. Bu dersler henüz lise çağındayken gençlerin çevrelerine girişimci gözüyle bakmalarına yardımcı olacak. 

Öğretilebilir mi? 

Senelerdir girişimciliğin üniversite ortamında akademisyenler tarafından öğretilmesinin doğru olup olmadığı tartışılmakta. Bunun da ötesinde girişimciliğin öğretilebilir, dolayısıyla öğrenilebilir bir konu olup olmadığı tartışmaların odak noktası. Bazılarına göre, girişimcilikle ilgili yeteneklerin aktarılmasının tek yolu, girişimciliğin girişimciler tarafından öğretilmesi. Kendileri de girişimci olan eğitimciler sayesinde, teoriden çok gerçek yaşamdan alınan dersler, başarılar, başarısızlıklar, yanlışlar ve doğrular aktarılabilir, sonuçlar çıkarılarak teorik bilgilerle gerçek yaşam arasında organik bağlar kurulabilir. Girişimcilik dersleri konusunda görüş bildiren bir diğer grup, girişimciliğin kimse tarafından öğretilemeyeceğini savunmakta. Başarılı girişimcilerde olan bazı özellikler sadece doğuştan sahip olunan özellikler. Örneğin, bazı insanların fırsatları henüz kimse farkında olmadan görmek ve bu alanlarda yeni çözümler geliştirmek konusunda özel yetenekleri var. Bu tür bir yetenek kişide ya vardır ya da yoktur, sonradan öğrenmek gibi bir alternatif söz konusu olamaz. 

Tabii ki girişimcilik eğitiminden söz ettiğimiz zaman, bir yandan işin pratik tarafı var; pazar araştırması nasıl yapılır, iş nasıl geliştirilir, pazarlık nasıl yapılır gibi konular öğrenilebilir ve geliştirilebilir. Ancak geniş kapsamlı bir girişimcilik programından bahsettiğimiz zaman, bunun ötesine geçmek ve öğrencilere, bir girişimci gibi nasıl düşünülmesi gerektiğini ve ne gibi stratejiler geliştirmek gerektiğini öğretebilmek gerekli. 
Girişimci gibi düşünmek 

Girişimcilerin farklı düşündüklerini hepimiz biliriz. Karşılarındakileri düşündüren ve harekete geçiren sorular sorarlar, çevrelerine yaratıcı gözle bakar, işe çevirebileceğim, daha etkin yapılabilecek neler var diye her şeyi araştırırlar ve sorgularlar. Girişimcilerin kognitif süreçlerini anlamak için Darden MBA programında strateji, girişimcilik ve etik üzerine dersler veren öğretim görevlisi Saras Saraswathy ile detaylı bir araştırma gerçekleştirmiş ve girişimcilerin iş yapma konusunda mantıklarının farklı işlediği sonucuna varmıştır. “Girişimcileri ne girişimci yapıyor?” adını verdiği araştırmasında, girişimcilerin yönetici ve stratejik konumlardan farklı olarak etkiler üzerine yoğunlaştıklarını ve henüz ortaya çıkmamış ancak kendilerinin katkılarıyla şekillenecek bir geleceğe inandıklarını göstermiştir. 

Etkiye dayalı mantık (effectual rationality) sebebe dayalı mantığın tam tersi işler. Dünya genelinde geleneksel eğitim sistemleri öğrencilere sebep-sonuç ilişkilerine dayanan mantığı etkili bir şekilde öğretir: Sebepler üzerine düşünmek, önceden belirlenmiş bir hedef koymak ve gerekli araçları ve kaynakları edinerek bu hedefe ulaşmak temel amaçtır. Etkiye dayalı mantık çerçevesinde çalışan kişiler ise, bambaşka bir yol izlemektedir. Önce onlara mevcut araçlar verilmekte ve bu araçlarla ulaşılacak hedefler zaman içinde ortaya çıkmakta ve doğal bir gelişim silsilesi içerisinde değişmektedir. Katı kurallar, kesinleşmiş çizgiler yoktur. Girişimcilerin bakış açısını yansıtmak için sıkça kullanılan deyim; “Göç yolda düzülür” günlük iş hayatına geçirilmektedir. Örneğin, Google fikri muhteşem bir arama fikri olarak ortaya çıkmamış, kütüphane aramalarını geliştirmeyi amaçlayan küçük çaplı bir proje olarak başlayıp, zaman içerisinde değişen kaynaklar, hedefler ve çıkılan yolda karşılaşılan keşifl erle beraber, devrim niteliği taşıyan bir iş modeline dönüşmüştür. Saraswathy, alışık olduğumuz sebebe dayalı mantığı şöyle açıklıyor: “Geleceği, doğru tahmin ettiğimiz ölçüde kontrol edebiliriz. Bu nedenle hem akademisyenler hem de iş adamları, profesyoneller, iş dünyasının tüm aktörleri, beyin güçlerini ve kaynaklarını ileriyi öngörmeye yarayan modeller geliştirmek için harcıyorlar. Etkilere dayanan mantıkta ise; geleceği kontrol ettiğimiz ölçüde, geleceği doğru öngörmemize gerek yok. 

Kısacası, sebeplere dayanan bir mantıkla düşünenleri, verimli topraklar işgal etmek isteyen büyük generallere benzetmekte, diğer yandan etkiye dayanan düşünce sistemini benimseyenleri ise rotası belli olmayan yolculuklara yelken açanlar olarak açıklamaktadır. 

Aslında, bu iki mantık silsilesini siyah ve beyaz gibi net çizgilerle ayırmamıza da gerek yok. Çoğu zaman iki mantık bir arada varlığını sürdürmekte. Aslında, çoğu başarılı girişimci etkiye dayalı düşünme şekliyle yola çıkıp bir fikri geliştirmekte ve daha sonra sebeplere dayalı bir mantık içinde düşünerek projesini inşa etmekte. Birçok yetişkin için her aşamada, yaratıcılığa açık ve etkiye dayalı bir mantığı takip etmek oldukça zor. Birçok çevre faktörü bizleri tam ters yöne, düz mantık düşünmeye itmekte.

Girişimcilik öğretmek

1968 yılında George Land çocukların kreatif gelişimini ve farklı düşünme proseslerini araştırmak için NASA’daki bilim adamlarına ve inovatif mühendislere uygulanan testlere benzer ölçümleme araçları kullanarak bir çalışma yapmıştır. Yaşları 5, 10 ve 15 olan 1,600 çocuğun yaratıcılık yeteneklerini ölçmeye yönelik testler uygulamıştır. Şok edici bir şekilde çocuklardaki farklı düşünme yetisinin, yaşları ilerledikçe gelişmediği, bilakis gerilediği gözlemlenmiştir. Testleri, 5 yaş grubundaki çocuklar ortalamada %98, 10 yaşındakiler %30, 15 yaşındakiler %12 başarı oranlarıyla tamamlamıştır. Aynı test 280.000 yetişkine verildiğinde oran %2’ye düşmüştür. 
Yaratıcılık oranlarındaki düşüşü eğitim sistemine bağlamak yerinde olacaktır. Birçok geleneksel eğitim sisteminde talimatları takip etmek öğretilir. Kabul görmüş belli standartlara güveniriz, yıllarca denenmiş bir öğretim programının uygulanması içimizi rahatlatır. Marka haline gelmiş bir okulun mezunlarının nerelerde yükseköğrenim yaptığı, nerelerde çalıştığı, nasıl bir yaşam tarzına sahip olduğunu bilir, bu yolda ilerlemekten mutluluk duyarız. Okullar da öğrencilerini -ki benzer durum işyerlerinde de görülür- stabil, güvenilir, her zaman iyi performans gösterdikleri için ödüllendirir. 
Yaratıcılık yetkileri, bir sınıfta oturarak değil, yaratıcı düşünme süreçlerini deneyimleyerek ve uygulayarak öğrenilir. İngiliz filozof Ken Robinson’a göre, inovatif ve girişimci ruhlu olmak, keşif yaparak, sorular sorarak, hayal gücünü kullanarak ve edindiği bilgileri sentezleyerek öğrenilir. Yaratıcılığı en etkili şekilde engelleyen; düzene uymak, kuralları takip etmek ve doğrusal bir yol izlemektir. 

Bu açıdan bakıldığında, Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergei Brin, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, video oyunlarında öncü girişimci Will Wright ve Wikipedia’nin kurucusu Jimmy Wales gibi birçok süper başarılı inovatif girişimcinin eğitimlerine Montessori okul sisteminde başlamaları tesadüf değildir. Çocukluk çağından itibaren merak ettikleri şeyleri kovalamak ve farklı düşünmek konusunda öğretmenleri tarafından teşvik edildikleri unutulmamalıdır. 
The Innovator’s DNA (Inovatörün DNA’sı) adını verdikleri kitaplarında, MIT Leadership Center’in Direktörü Hal Gregersen ve Brigham Young University’de Strateji Profesoru Jeff Dyer, birçok yaratıcı girişimcinin soru sormanın ve merak etmenin desteklendiği bir eğitim ortamından geldiklerine işaret etmekte. Eğitim hayatlarına böyle bir ortamda başlamak girişimcilik yaşamları için en önemli artıların başında gelmekte. Girişimcilerin girişim yaşamlarını etkileyen bir diğer etken, eğitim veya kariyer yaşamlarının bir bölümünde başarılarında önemli rol oynayacak, kendilerine mentorluk etmiş, saygı duydukları birinin onlara yol göstermiş olması. Mentorları onlara farklı şeyler deneyimlemenin yollarını göstermiş, taze iş fikirlerinin olgunlaşmasında önemli rol oynamıştır. 

Farklı düşünmek geçerli 

Bu bizi aynı soruya geri getiriyor? Girişimcilik öğretilebilir mi? Öğrenilebilir mi? İşletme ve yönetim alanında her konuda olduğu gibi, girişimciliğin öğretilmesi alanında da önemli gelişmeler var. Girişimci zihniyet ve davranışların nasıl geliştirilebileceğiyle ilgili programlar mevcut. Ancak girişimciliğin nasıl ve kimler tarafından en iyi şekilde öğretilebileceği konusunda tartışmalar hararetli bir şekilde devam etmekte. Girişimciliğe dönük gençlere girişimciler gibi düşünmeyi öğretmek ve taze fikirlerini sistematik ancak özgür ve maceracı bir şekilde olgunlaştırmalarına destek olmak girişimcilik derslerinin temelinde olmalı.

www.datassist.com.tr