6 °C

Kendinizi işe yaramaz mı hissediyorsunuz? En iyilerin arasına buyurun!

Yaptığınız her işi en iyi şekilde yapın. En iyiye ulaşana kadar rahatsızlık duyun, kendinizi işe yaramaz hissedin. Unutmayın başarıya giden yol çetrefillidir.

Kendinizi işe yaramaz mı hissediyorsunuz? En iyilerin arasına buyurun!

Mükemmeliyetçilik bizi ileri mi taşır, yoksa yerinde mi saydırır? Mükemmeliyetçiliği hep daha iyisini yapmak olarak görürseniz sizi ileriye götürür, yok eğer aynı yerde takılıp kalıyorsanız ilerlemenizin önüne geçer. 

Detaylara önem vermek gerekli midir? Yoksa detaylarda kaybolup büyük resmi görmeniz mi zorlaşır? Kendi alanlarının duayenleri haline gelmiş başarılı insanlar mükemmeliyetçiliklerini nasıl taşıyorlar? Detayların üzerinde dururken nasıl oluyor da ana fikri kaçırmıyorlar? 

İşinizi yaparken detaylara ne kadar önem veriyorsunuz? Peki, ne kadar önem vermelisiniz?

İşte, hepimizin kafasının içinde böyle birbiriyle çelişen birçok soru var… Ne doğru, ne yanlış bilmiyoruz… Kafamız çelişkilerle dolu. 

Gelin pratik örnekler üzerinden neyin doğru, neyin yanlış olduğunu inceleyelim.

Barbara Streisand bir şarkısındaki bir tek sözü beğenmediğinde, o sözü çıkarır, yerine mükemmel uyum sağlayan, içine tam anlamıyla sinen sözü bulana kadar o şarkıya onay vermezmiş. Es kaza o sözü bulamazsa, o şarkıyı tereddüt etmeden rafa kaldırırmış. İşi beste ve güfte üzerine olan Streisand, gene işi kelimeler olan Madame Bovary’nin yazarı Gustave Flaubert’den pek de farklı değilmiş. Flaubert de, edebiyat dünyasında “le mot juste” (doğru kelime) peşinden gitmesiyle ün salmış. Meşhur yönetmen James Cameron Titanic’in çekimlerinde otoriter ve sinirli yapısı kadar, detaycılığı ve mükemmeliyetçiliğiyle de hatırlarda kalmıştır. Her şey tam istediği gibi olana kadar her bir sahne, kıyafet, obje üzerinden defalarca düzeltmeler yapmıştır. Nutella, Kinder ve Ferrero Rocher gibi çocukluğumuzun tatlı hatıraları diyebileceğimiz çikolataların yaratıcısı, en zengin çikolatacılardan Michele Ferrero babası Pietro’nun yolunu izlemiştir. Pietro’nun her yeni ürün için doğru çikolata tarifini bulma sürecini, kendini ve çevresini rahatsız ederek geçirmiştir. Gecenin bir yarısı tekrar tekrar yaptığı çikolata tariflerini karısını defalarca uyandırarak denetmiş, o tarif “doğru” olana kadar da gece gündüz çalışmıştır.

Kendi alanlarının piri bu insanların ortak özellikleri, en iyiye ulaşana kadar uğraşmak, yani, doğruyu bulana kadar rahatsız olmayı, uykusuz geceleri, sıkıntı çekmeyi rutin hayatlarının bir parçası haline getirerek yaşam felsefelerine dönüştürmüş olmalarıdır.

Kişisel Gelişim Kitaplarını Kapama Zamanı

Artık kişisel gelişim kitaplarında yazan polyannacılık masallarını bir kenara bırakıp, elimizi taşın altına koymanın zamanı. Başarı, kolay elde edilmiyor, uzun saatler, azim, sabır, fiziksel ve zihinsel yorgunluk başarının olmazsa olmazları. Rahat etmek değil, aksine rahatsız olmak, huzursuzlanmak ve zorlanmak başarının formülünde ağırlıklı şekilde yer alıyor. Rahatsızlık başarı için kamçı görevi görmeli.

Financial Times’in iş dünyasına en etkili şekilde ayna tutan köşe yazarlarından Lucy Kellaway, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı yazısında işe yaramazlık hissinin kişiyi başarıya iten en önemli etkenlerden olduğunu vurguluyor. Bir diğer deyişle, uzun yıllardır doğru kabul edilen görüşlerin pratikte tam tersi olduğunu gözlemliyoruz.

“Eğer başarılı olmak istiyorsanız, ilk adımınız kendinizi çok iyi tanımak olmalıdır.” 

Yanlış!

Yıllardır bu söylemin doğru olmadığını yaşayarak görüyoruz. Duygusal zekâmız bunun tam tersini gösteriyor. Yani, ne kadar başarılı olduğumuzla kendimizi ne kadar iyi tanıdığımız arasında doğru orantı yok. Lucy Kellaway, son otuz yılda tanıdığı üst düzey iş adamlarıyla ilgili ortak bir nokta belirlemesi gerekse, bunun kendi kendilerini hiç mi hiç tanımadıkları olduğunu yazmakta. Kellaway bu gözleminin doğruluğunu geçtiğimiz günlerde Zenger Folkman adında bir liderlik danışmanlık firması tarafından yayınlanan çalışma ile doğrulamış. 69.000’inin liderlik konumunda olduğu 750.000 gibi geniş bir katılımcıyla gerçekleşen bu çalışmada, önce liderlerin kendilerini tanımlamalarını daha sonra da takımların liderleriyle ilgili aynı soruları yanıtlamalarını istemişler. Kendileriyle ilgili tanımları ve aslarının kendilerini değerlendirmeleri arasında dağlar kadar fark ortaya çıkmış. Başarılı insanların kendilerini dev aynasında görme ve sadece ve sadece kendi düşüncelerinin doğru olduğuna inanmaları sıklıkla karşılaşılan bir durum. Birçok CEO gerçekten iyi ancak onlar kendilerini tam anlamıyla kusursuz görmekte. Çoğu zaman da çevresindekilerin ne düşündüğü konusunda pek de kaygı duymamaktalar.

Çalışma bir diğer enteresan bulguyu da ortaya çıkarmış. Kendilerinin muhteşem niteliklerine sıkı sıkıya inanan müdürlerin en verimsiz çalışanlar olduğu gözlemlenmiş. Bunun tam tersinin de doğru olduğu görülmüş. Kendilerini daha düşük skorlarla değerlendirenler, işinde daha iyi performans gösteren çalışanlarmış.

Dert Edinmek İyidir

Kellaway bu saptamayı Bill Nighty Etkisi olarak adlandırmış. İngilizlerin ödüllü aktörü Bill Nighty mükemmeliyetçi yapısıyla her yaptığı şeyi daha iyi yapabileceğini düşünen ve kendini sürekli eleştiren bir yapıya sahip. Bu da onun hep daha iyiye gitmesini sağlamakta. Yıllar önce Kellaway aktörle röportaj yapmak üzere buluşmuş ve aktörün 90 dakika boyunca kendinin ne kadar işe yaramaz olduğunu dinlemiş. Her yaptığı iş daha iyi yapılabilirmiş, hep bir eksik varmış. Her şeyde olduğu gibi röportajdan da memnun kalmamış ve ertesi gün röportajı tekrarlama isteğiyle Gazete’nin kapısına dayanmış.

Kendini işe yaramaz hissetmenin en önemli yararı sürekli denemek, çalışmak, hep daha iyi yapabileceğine inanmak olmuş. Bu kafa yapısı sayesinde Bill Nighty bugün İngiltere’nin en başarılı oyuncularından biri. Bir diğer taraftan da, kim onunla röportaj yapsa, ona müthiş saygı duyuyor ve onu insan olarak seviyor.

İşe Yaramazlık Hissi Her Meslek İçin Geçerli

Kellaway kendi mesleğinde hep iyi olabilmek için tek yolun kendini hep zayıf hissetmek ve hep kendi zayıflıklarını aşmaya çalışmak olduğunu yazmış. Gelişen dünyada kendini geliştirmezsen geride kalmaya mahkûm olursun. Kişinin kendini sürekli güncel bilgilerle donatması, her gün yaptığı işe yeniden başlıyormuş gibi farklı gözlerle bakmayı, eleştirel gözlüklerini takmayı unutmamayı prensip edinmesi gerekir. İnsanın kendi kendinin eleştirmeni olması, başkasının kendini eleştirmesinden daha az yıpratıcıdır. Üstelik bu sayede diğerlerinin kritiklerine daha yapıcı bir yaklaşım geliştirmeyi öğrenirsiniz. Ne kadar zayıf olduğunu düşünürseniz, daha çok çalışır, daha çok dener, daha çok üretirsiniz. Yapabileceğinizin en iyisini yapacağınızdan emin olursunuz.

Yaşımız ilerledikçe içine düştüğümüz durumlardan biri de, teknik olarak edindiğimiz deneyim dolayısıyla işimizde daha iyi olmamız gerekirken, deneyimimize çok güvenip kendimizden emin olma hatasına düşmektir. Kendine güven iyi bir şeymiş gibi görünse de, insanın kendisini geliştirmesi ve en iyi olması için kendi kendine geliştireceği en büyük engel haline gelebilir. Bu durum sizi işinizde geriletecek bir durumdur. Yapabileceğinizi kesin bir şekilde bildiğiniz zaman o ekstra adımı atmaz, araştırmaz, daha önce yaptığınızdan daha iyi yapmaya odaklanmazsınız, daha önce yaptığınız yeteri kadar iyidir, tekerleği yeniden icat etmeye ne gerek vardır… Oysa işinin en iyisi olmak demek o tekerleği her gün gözden geçirmek, pürüzleri üzerinde elinizi gezdirmek, lastik yapımında daha iyi malzemeler ne olabilir düşünmek, tartışmak, sürekli hiç sıkılmadan, yorulmadan, bıkmadan bu konu üzerine mesai harcamak; yetinmemek demektir. Kişinin, adeta çaresiz bir şekilde yaşam savaşı verir gibi, uğraşması başkaları tarafından ufak görünen problemleri, kocaman sorunlar gibi görüp itina ile üzerlerinde çalışması gerekir. Ufak tefek engellere kafayı yormayan işinde körelmeye mahkûmdur. İnovasyonlar ancak bu yaklaşımla geliştirilir. Kendinizi işe yarar hissettiğiniz anda tehlike çanları çalıyor demektir.

Geri kalma korkusu sizi tetikte tutacak ve kendinizi sürekli güncellemenizi sağlayacaktır. Böyle bir ruh halinde olmak, diken üzerinde olmak ve hiç kendini rahat bırakmamak anlamlarına gelebilir ancak iş hayatının rahata gelmeyeceğini henüz işe yeni başlamadıysanız çok iyi bilirsiniz. Bu diken üzerinde hissetme duygusunu en iyi kadınlar hisseder çünkü genelde ataerkil ortamlara uyum sağlamaya çalışarak çoğu zaman kendilerini işe yaramaz hissederler. Bu, onları kamçılar, herkesin onlarla ilgili bakış açısını değiştirmek için bir o kadar çaba harcarlar.

Yaşam ve kariyer koçlarının söylediğinin aksine, özgüvenini sağlamlaştırmak yerine, daha büyük başarılara koşmak için kişinin yaptığı işi sorgular, daha iyi olabileceğinden şüphe eder hale gelmesi gereklidir. Ne büyük tezat!

Oysa kariyer koçlarının söylemesi gereken şey basittir: kendini yetersiz hissetmen çok doğaldır ve kazanmak için gizli bir silahtır. Amaç burada kişinin kendini yetersiz hissetmesini sağlamak değil, işini en iyi şekilde yapması için titizlenmesini, kendi işini sorgulamasını, sağlamasını yapmasını, tekrar tekrar üzerinde çalışmasını sağlamaktır. 

Kadının kafasının içindeki o kuşkucu ses onun en iyi arkadaşı olmalıdır, düşmanı değil. O kuşkucu sese kulak verin, bırakın sizi başarıya götürecek süreçte daha çok çalışmaya, yaptıklarınızdan daha çok şüphe etmeye yönlendirsin. Böylece, rehavete kapılmaz hep aynı şevk ve azimle çalışmayı alışkanlık haline getirebilirsiniz.

www.datassist.com.tr

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.