Çöpe özel teşvik mekanizması şart

YEKDEM’in sona ermesiyle atıktan enerji üreten tesislerde ekonomik sürdürülebilirlik sorunu büyüyor. Sektör temsilcileri, elektrik gelirlerinin işletme maliyetlerini karşılamadığını belirterek, yeni bir teşvik mekanizması talep ediyor. Sektör bunun yalnızca ekonomik değil, çevre ve halk sağlığı açısından da kritik bir sorun olduğuna dikkat çekiyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Çöpe özel teşvik mekanizması şart

Recep ERÇİN

COP31’e giderken Türki­ye’nin son 20 yılda atık yönetiminde gerçekleş­tirdiği büyük altyapı dönüşümü, bugün ekonomik sürdürülebilir­lik sınavıyla karşı karşıya. Vahşi depolama alanlarından düzenli depolamaya, depolama sahaların­da oluşan metanın kontrol altına alınmasından elektrik üretimi­ne, basit bertaraftan mekanik ay­rıştırma ve geri kazanıma uzanan dönüşümün önemli bir bölümü özel sektör yatırımlarıyla haya­ta geçirildi.

Sektör temsilcilerine göre, eski YEKDEM döneminde sağlanan 133 dolar/MWh sevi­yesindeki öngörülebilir elektrik alım fiyatı, yatırımların finans­mana ulaşmasında ve Türkiye’nin dört bir yanına yayılmasında kri­tik rol oynadı. Ancak aradan geçen dönemde hem teknolojinin hem de maliyetlerin ve elektrik piyasa­sının değişmesi, mevcut gelir mo­delinin sürdürülebilirliğini tartış­malı hale getirdi.

YEKDEM bitince sorun başlıyor

DÜNYA’nın konuya ilişkin so­rularını yanıtlayan Atık Yönetimi ve Atıktan Enerji Üreticileri Der­neği Başkanı Ali Rıza Öner, “Bil­diğimiz kadarıyla birden çok il­deki tesislerde sıkıntı söz konu­su. YEKDEM varken sorun yoktu ama serbest tarafa geçince bili­yorsunuz bazı saatler elektrik sı­fıra kadar düşüyor. Belediyeler, çok ciddi atık bertaraf sorunla­rıyla ve bunun beraberinde geti­receği önemli çevre ve halk sağlığı problemleriyle karşı karşıya ka­labilir.

Özellikle turizm bölgele­rinde yaşanabilecek atık toplama ve bertaraf krizleri, kentlerin tu­rizm imajına ve kamuoyu algısı­na ciddi zarar verebilir; destinas­yonların marka değerini ve turizm gelirlerini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, belediyelere bu hiz­metleri sağlayan şirketler, artan maliyetler ve finansal sürdürüle­bilirlik sorunları nedeniyle kon­kordato ilan etmek zorunda dahi kalabilirler” dedi. Öner, şu bilgi­leri paylaştı: “Devlet teşvik etmek için güneş, rüzgar, HES ve biyo­kütle tesislerini destekledi. YEK­DEM ile alım garantisi sağlandı. Tesisler işlemeye başlayınca bazı maliyeti düşük işletmelerle bele­diyeler gelir ortaklığı yaptı. YEK­DEM varken sorun yoktu ama bu bitince sorun başlıyor.”

“Bazıları kapatmak zorunda kalabilir”

Meselenin ekonomik olmak­tan ziyade çevre açısından değer­lendirilmesinin daha doğru ola­cağını kaydeden Öner, üç farklı bertaraf tekniği hakkında şunları söyledi: “Birinde çöpler tümden gömülerek metan gazı elde edili­yor. Bu gaz borularla tesise taşı­narak elektrik enerjisi elde edili­yor. Benim görüşüme göre bu tür tesislerde sürdürülebilirlik için doğrudan gaz tüketicinin kulla­nıma sunulabilir. İkinci yöntem­de ise çöpler ayrıştırılıyor.

Çöpün sahibi büyükşehir ve belediyeler. Dolayısıyla toplama, taşıma ve bertaraf onların sorumluluğunda, yapabilir de yaptırabilir de. Enteg­re tesis yapanlarda geri dönüşüm yük olmaya başladı. Yakma tek­nolojisi de yatırım maliyeti yük­sek olduğu için bir tek İBB’de var. Bence bu yöntem en doğrusu. İki YEKDEM var biri yeni diğeri eski. Eski olan (kWh başına) 13,3 dolar o bitti. Yeniler 6-7 dolardan yapılı­yor. 2031’e kadar devam ederse bu fiyatlarla yeni yatırım olmaz. 13,3 dolar alanlar ise bu bitince tesisle­ri kapatmak zorunda kalabilirler.”

Elektrik geliri düştü, maliyetler arttı

YEKDEM kapsamındaki des­teklerin sona ermesiyle birlikte tesislerin temel gelir kaynağı olan elektrik satışlarının ekonomik ağırlığı artıyor. Buna karşın ekip­man, bakım, personel, kimyasal, motor ve yenileme maliyetlerin­de ciddi artışlar yaşanıyor. Sektör temsilcileri, elektrik fiyatların­daki her düşüşün, aslında kesin­tisiz yürütülmesi gereken bir çev­re hizmetinin finansmanını doğ­rudan tehdit ettiğini vurguluyor.

Sorunun kritik tarafı ise atığın elektrik piyasasındaki koşullara göre ortadan kalkmaması. Bir sa­nayi tesisinin üretimini durdur­masının üretim kaybına yol aça­cağını belirten sektör temsilci­leri, bir atık tesisinin faaliyetini durdurmasının ise kontrolsüz dö­küm, çöp birikimi, yangın, haşere, sızıntı suyu ve halk sağlığı riskle­rini beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle atık yö­netiminin sıradan bir ticari faali­yet olarak değerlendirilmemesi ve stratejik bir kamu hizmeti olarak sürdürülebilir finansman mode­liyle desteklenmesi gerektiği ifa­de ediliyor.

Sektör yeni teşvik mekanizması istiyor

Kamu kurumları, yerel yöne­timler, özel sektör, akademi ve sektör paydaşlarının katılımıyla haziran ayında gerçekleştirilen “Atık Yönetiminde Yapısal Dö­nüşüm ve Sürdürülebilir Gele­cek Çalıştayı” sonrasında hazır­lanan raporda, sektörün öncelikli talepleri de ortaya konuldu. Bun­ların başında uzun vadeli ve ön­görülebilir finansman mekaniz­malarının oluşturulması geliyor. Sektör, YEKDEM mekanizması­nın günün koşullarına göre yeni­den değerlendirilmesini, deste­ği sona ermiş veya yakın dönem­de sona erecek tesislerin mevcut sözleşme yükümlülükleri tamam­lanıncaya kadar desteklenmesini talep ediyor.

Bunun yanında GE­KAP kaynaklarının atık yönetimi ve geri kazanım altyapısının ge­liştirilmesine yönlendirilmesi, bankacılık ve finansman süreç­lerinde sektörün yatırım ve işlet­me ihtiyaçlarının dikkate alınma­sı ve alternatif gelir kaynakları­nın güçlendirilmesi isteniyor. Bu kapsamda ATY (alternatif yakıt) enerji geri kazanımı, karbon kre­dileri ve geri kazanılmış hammad­deler sektörün desteklenmesi ge­reken alternatif gelir kalemleri arasında sıralanıyor.

Depozito sistemi mevcut altyapıyla entegre edilmeli

Sektörün bir diğer önemli gün­demi ise Depozito Yönetim Siste­mi. Sektör temsilcileri, depozito sisteminin mevcut geri kazanım ve atık yönetimi altyapısını zayıf­latmak yerine tamamlayacak şe­kilde tasarlanması gerektiğini sa­vunuyor. Yeni sistemin mevcut tesislerin ekonomik sürdürülebi­lirliğini gözetmesi, geri kazanım sektörünün hammadde akışını kesintiye uğratmaması ve bölge­sel ihtiyaçları dikkate alması talep ediliyor. Depozito sisteminin geri kazanım, enerji üretimi ve berta­raf süreçleriyle entegre edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Belediyelerle yapılan sözleşmeler için standart şart

Sektörün talepleri yalnızca finansmanla sınırlı değil. Belediyeler ile özel sektör arasındaki sözleşmelerin de daha öngörülebilir ve standart hale getirilmesi isteniyor. Bu kapsamda belediye sözleşmeleri için asgari standartların belirlenmesi, uyuşmazlık çözüm süreçlerinin hızlandırılması ve yatırım güvenliğini sağlayacak daha öngörülebilir sözleşme modellerinin oluşturulması öneriliyor. Sektör temsilcileri, şeffaf ve ölçülebilir kriterlere dayanan sözleşme yapısının hem kamu yararını hem de özel sektör yatırımlarının sürdürülebilirliğini güçlendireceği görüşünde.

Türk işletmeciler teknoloji ihraç edecek seviyeye geldi

Sektör temsilcileri, Türkiye’nin son 20 yılda yalnızca tesis yatırımı gerçekleştirmediğini, aynı zamanda önemli bir teknik ve operasyonel bilgi birikimi oluşturduğunu belirtiyor.

Farklı atık karakterleri, yüksek nem oranları, değişken belediye yapıları ve zorlu saha koşullarına rağmen kurulan tesislerde metan toplama, sızıntı suyu yönetimi, mekanik ayrıştırma ve enerji üretimi gibi süreçlerde önemli bir uzmanlık oluştu. Türkiye’deki işletmecilerin artık yalnızca yabancı teknolojileri kullanan değil, sahadaki deneyimleriyle hangi teknolojinin hangi koşullarda çalışıp çalışmadığını ortaya koyabilen bir seviyeye ulaştığı belirtiliyor. Anahtar teslim ayrıştırma tesisleri, blower sistemleri ve elektrik üretim motorlarında da yerlileşmenin önemli ölçüde ilerlediği ifade ediliyor. Sektörün beklentisi, oluşan bu bilgi birikiminin ekonomik sorunlar nedeniyle kaybedilmemesi ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yalnızca kendi atığını yöneten değil, yakın coğrafyaya teknoloji ve işletme modeli ihraç eden bir ülkeye dönüşmesi.

“Atık yönetimi stratejik sektör olarak ele alınmalı”

Deklarasyonda ayrıca kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarının temsil edildiği kalıcı ve çok paydaşlı bir sektörel iş birliği mekanizması kurulması talep ediliyor. Sektörün teknik, finansal ve mevzuatsal ihtiyaçlarının düzenli olarak değerlendirilmesi, bölgesel atık yönetimi planlarının oluşturulması ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlayacak sürekli bir diyalog mekanizması oluşturulması isteniyor.

Sektör temsilcilerine göre Türkiye’nin önündeki temel mesele, 20 yılda oluşturulan atık yönetimi altyapısının ekonomik nedenlerle zayıflamasına izin vermemek.

Türkiye’nin COP31 sürecinde iklim ve döngüsel ekonomi alanında güçlü bir hikâye ortaya koyabilmesi için öncelikle mevcut altyapının sürdürülebilirliğinin güvence altına alınması gerektiği belirtiliyor. Atık yönetimi; çevre, enerji, sanayi, istihdam ve halk sağlığının kesiştiği stratejik bir alan olarak değerlendirilirken, sektörün beklentisi ise elektrik fiyatlarına bağlı tek gelirli yapı yerine uzun vadeli, öngörülebilir ve çoklu gelir kaynaklarına dayanan yeni bir teşvik ve finansman modelinin hayata geçirilmesi.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL