24 °C

Bilişimcilerden 'Kamu bize rakip olmasın' çağrısı

Türkiye’de 60 milyar dolarlık büyüklüğe yaklaşan bilişim sektörü kamu desteği bekliyor. Sektör temsilcileri özellikle ihalelerde kamunun rakip olmamasını, hatta yazılım alanında destek vermesi gerektiğini dile getiriyor

Bilişimcilerden 'Kamu bize rakip olmasın' çağrısı

YENER KARADENİZ

GAMZE ŞENER

Geçmişi 30-35 yıl geriye dayanan bilişim teknolojileri sektörü, kamu desteğinin azlığından şikayetçi. 2012 itibari ile 57 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan sektörün 2023 hedefinin 160 milyar dolarlık büyüklük olduğunu dile getiren sektör temsilcileri, bu noktada devletin üretimden çekilmesini, ihalelerde özel şirketlerin karşısında yer almamasını ve özellikle yazılım alanında alıcı olması gerektiğini dile getiriyor. Dünya Ekonomi TV’de yayımlanan ve İş Bankası’nın desteğiyle hazırlanan Sektör Zirvesi’nde Bilişim Teknoloji (BİT) sektörü ele alındı. Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen zirveye, Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD) Başkanı Prof. Dr. Kemal Cılız, Türkiye Bilişim Derneği Başkanı Turhan Menteş, Netaş CEO’su Müjdat Altay, HP Türkiye Genel Müdürü- TÜ- BİSAD Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Urçar, Microsoft Genel Müdürü Tamer Özmen ve Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD) Başkanı Doğan Ufuk Güneş katıldı. Zirvede en fazla tartışılan konu BİT’e yönelik kamu desteği oldu. Zirvede 5651 sayılı internet yasası da tartışıldı. YASAD Başkanı Kemal Cılız, yasa ile ilgili olarak sivil toplum kuruuşları arasında bir konsensus sağlandığını belirtti. Cılız, “Buradaki bir takım noktalar sağlıklı değil. Hem BTK hem de bakanlığa aktardık. Cumhurbaşkanı'na bu konuda bir talebimiz oldu. Kendi görüşlerimiz aktardık. Değiştirdiği bir iki madde oldu. Bunun uygulanması ile alakalı gelişmeleri, nasıl uygulanacağını göreceğiz. Ama sağlıklı bulmadığımız noktaları var” dedi. Turhan Menteş de yasaların teknolojilerin hızına yetişemeyeceğini belirtti. Menteş, “İnternet yasası ile alakalı olarak biz ortak görüş bildirdik. Yapıcı olmaya çalıştık. Yanlışları düzeltmek için varız. Başka sektörlerde olmayacak şekilde görüş birliği yaptık. Düzenleme yapıldı ama 5651 sayılı yasa çıktığında da söyledim. Filtreleme yasasını yaptılar ama ne kadar yapılabildiğini gördük. Kağıt üstünde kaldı. Alternatif tünelleme yöntemleri gibi şeyler ile yasa delindi. Teknolojinin hızına yasa yetişemez. Hangi yasayı koyarsanız alternatif çözümler üretilir. Yasalar anlamsız hale gelir” dedi. YASAD Başkanı Doğan Ufuk Güneş de yazılımın ihracatta geldiği noktayı değerlendirdiği konuşmasında 2.5 trilyon dolar olan dünya yazılım pazarında Türkiye’nin yerinin 2011 rakamları ile 800 milyon dolar olduğunu söyledi.

Kamu kurumlarında yerli yazılım kullanılmalı

Pazarı büyütmek zorunda olduğumuzu dile getiren Güneş, “Aynı pazara aynı rakamlarla bir şeyler yapmaya çalışmak işadamı olmakla açıklanamaz. En önemlisi ihracat ve kamuda yerli yazılımın kullanılmasının artırılması. Devlet desteği olmadan büyümenin olası örneğini sektörümüzde, hiçbir ülkede gösteremezsiniz. 2011 ihracatı 251 milyon dolar. Şu an Almanya’ya yazılım ihraç eden birçok firmamız var. 2.5 milyon dolarlık bütçeyle, 40 firmamız ihracat için bir arada çalışmaya başladı. 2012’de ihracatımız, 479 milyon dolar oldu. 2015 yıl sonu hedefimizse 1 milyar dolarlık ihracat yapmak. 2023 için hedefimiz ise 5 milyar dolar. Bu rakamlar bizim için imkansız görünmüyor, zorlanmadan yapar ve geçeriz” diye konuştu.

En çok para uygulamadan en az işletim sisteminden

Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen de yerli yazılımda uygulamanın öneminden bahsetti. Bu alanda en fazla enerjinin işletim sistemi yazmak için harcandığını söyleyen Özmen, “En fazla parayı uygulama satmaktan; en az parayı ise işletim sistemi yapmaktan kazanıyorsunuz. Çünkü işletim sistemini dünyada kabul ettirebilmek için ciddi bir Ar-Ge yapmanız gerekiyor. Microsoft bu konuda yılda 10.5 milyar doları, işletim sistemlerinin Ar-Ge’sini geliştirebilmek için kaynak ayırıyor. Bu anlamda şirketlerin neye odaklanacağını çok iyi belirlememiz lazım. Kalkıp da tekerleği tekrar icat edip, işletim sistmemi yazmak gibi bir yola giderseniz, ihraç edemiyorsunuz. Çünkü dünyadaki şirketler, tanımadıkları sistemlerdeki ürünleri almak istemiyor. Ama bir şekilde dikeyde, kendi sektörünüzde bir uygulama yapabilirseniz, Türkiye olarak daha farklı bir yere gelebileceğimizi düşünüyorum” dedi.

Rol model bilişimin önünü açar

Evrensel bir rekabetin içindeyiz. Bilgi teknolojileri gerçek anlamda kullanabilen şirketler küresel olarak rekabetçiliğini artırabilir. Dünyada yerli pazarınız büyük değilse küresel oyuncu olmanız çok mümkün değil. İsrail’den son 10 yılda alınan şirket sayısı 40- 50’yi buluyor. Küresel oyuncular çıkarabilmemiz gerekiyor. Geçmişe değil de geleceğe bakmak lazım. Michael Porter’ın strateji tanımı ‘Strateji ne yapmayacağınıza karar vermektir’ diyor. Oradan hareketle Türkiye’nin mukayeseli avantajı nerede, ne yapacağımıza ve yapmayacağımıza karar vermek lazım. Kaynakların nasıl dağıtacağınıza karar verdiğinizde nereye yöneleceğinizde ortaya çıkıyor. Turizm çok önemli, tarım çok önemli, lojistik sektörü çok önemli… Bilişim de bu kapsamda görüyorum. Türkiye 10 sektörde değil 3-5 sektörde dünyada öne çıkabilir. Bilişim bunlardan biri mi diye bakmak lazım. Bunun içinde neleri yapmayacağımıza karar verip, arkasından gitmeli. Bence rol modeller çok önemli. Biz HP içinde ilk kadın genel müdürlerden birine sahiptik. Bu rol modeli sayesinde bugün HP Türkiye çalışanlarını yüzde 42’si, yöneticilerin yüzde 48’i kadın. Türkiye’nin Mark Zuckerberg’leri Bill Gates’leri çıkmaya başlarsa arkası çığ gibi gelir. İnovasyona odaklanan kendi patentini geliştiren birkaç girişimci bunun önünü açar.

Kamu üretimden çekilmeli

Kamu, düzenleyici, denetleyici tarafta yer alıp kesinlikle işin ticari tarafında yer almaması lazım. Özel sektör zihniyeti ile yönetilmeyen şirketler başarılı olamaz. Politika yapış anlamında kamu ihale kanununu çok önemli buluyorum. Patates, soğan alır gibi teknoloji almaya kalkarsanız ortalık bir sürü saçma proje ile dolar. Bu değişmeli kamu tarafında. Üniversite tarafında ise özel sektör ile işbirliği büyük önem arzediyor. B u anlamda HP ile Stanford büyük işbirlikleri yapıyor.

Netaş, 3G geldiğinde 4G'ye başladı

Türkiye’de geniş bant yatırımı son yıllarda yapıldı ve ADSL yapısı bugün fiberle birlikte 14 milyon oldu. Sıfır olan mobil iletişim bugün 35 milyon hatta çıktı. 38 yıllık hayatımda son 10 yılda Ar-Ge’ye verilen teşviği görmedim. Tulum doldu Türkiye’de ama müziği duyamıyoruz çünkü kamu itibar etmiyor. 2003’de devlet, 'savunma sanayinde yüzde 51 yerlilik oranına ulaşacağım' dedi ve bunu başardı. Yapılmış ve başarılmış bir örnek var elimizde. Bu sektör, 2023 yılında 160 milyar dolar olacak. Bunu da mı ithal edeceğiz? Bu ekonomi bunu kaldıramaz, mecburen 4G geldiğinde alacağız. Yapmak zorundayız... Savunma sanayinde pazar büyümeyecek. BİT ise çok büyüyor. Dünyanın en değerli firmasından üçü, BİT sektöründen geliyor. 50 kişilik bir firma 19 milyar dolara satıldı. 2009’da 3G lisansları verildi ve Ar-Ge gruplarına, 'ne yapacağız' dedim. Bir arkadaşımız '4G yapalım' dedi. 2011 sonunda 4G’yi çıkardık. Sonunda Ulak diye bir proje çıktı. Şu an biz Türkiye için 4G’yi daha standartları oluşan bir şekilde tasarlıyoruz. 4G’de bu yıl ilk kez 10 megabitin üzerindeki hızı deneyeceğiz. Ondan sonra 29 Ekim 2015’te de dünya ile aynı zamanda 4G bitmiş olacak. Netaş donanım ve yazılımı ile Türkiye’ye 2 milyar doların üzerinde döviz kazandırmış bir şirket. Son zamanlarda yazılıma daha çok ağrılık verdik. Donanım için destek gerekiyor. Uzun vadeli alım imkanlarının sağlanması lazım. Donanımı Aselsan ile birlikte bir çalışmamız var. Bence Türkiye’ye örnek olmalı.

Siyasiler sektörü sahiplenmeli

Destek olması lazım. Siyasi sahiplenme çok önemli. Biz 10 yıl önce Netaş olarak 2 tane dikey seçtik kendimize. 1 sayısal sinyal işleme ikinci de çoğul işlem yani sesin verinin, görüntünün verinin aynı yerden geçtiği sistemler. 19 milyar dolara satılan ürünün aynısını yaptık 200 binden fazla kullanıcımız var. Ama bunların ticari hayata dönmesi için devletin desteği lazım.

Teknoloji hızına yasalar yetişemez

Türkiye’de bilişim teknolojileri kullanım oranı, yüzde 50’lere ulaştı. İhracatımız çok fazla olmuyor. Nadiren uluslararası pazar hedefl eniyor. Daha ziyade lokal hedefl er var. Uluslararası pazarda oyuncu olma yarışında Türkiye her zaman geride kalacaktır, şayet altyapısı hazırlanmazsa… Herkes cebinde bilişim teknolojisi taşıyor. Ama bilgisayar okur yazarlığını konuştuğumuzda rakamlar hemen düşüyor. Mobil teknoloji hızlandırma yaklaşımları artıyor ama yol alınması gereken çok mesafe var. Bugünkü bilgisayarlaşma oranı yüzde 58. Cep telefonunda ise yüzde 100’ü aştık. 2023 hedefl erinden bahsettik. 2023’te bir konuda öncü olmak zorundayız. Şu an üretilmiş teknolojilerinin ömrü bitecek. Bir şeyleri farklı yapmak zorundayız ilk 10 ekonomiden biri olmak için. Sadece yazılı kulvarına girmek doğru değil. Ortak akıl ile yapılmalı. 3-5 firmanın başarı öyküsü ile yapılmaz. Ülkeler kendi ürün ve teknolojilerini destekliyor. Başbakan bir yere gittiği zaman teknolojilerini satmaya gidiyor. Yeni dünya bu. Biz hiç teknoloji satmaya gitmiyoruz. Bunu yapmanın bir çok yolu var. 2050 yılında olmayan alanı üretecek işgücü üretmeliyiz. Bu noktada teknoloji uzmanlarını bir araya getirip teknoloji Ar- Ge’si yapılması taraftarıyım. Ortak akıl ile yapılmalı. Zaman kaybı ortadan kaldırılmalı. Sanayi ve iş yapısı için söylüyorum. İşletmelerin yüzde 99’u KOBİ. Türkiye’de bilişim teknolojilerini kullanan KOBİ sayısı çok az. Biz bunun için farklı segmentasyon üretmeliyiz. Bunu çözmek için bilişim danışmanları var dünyada. KOBİ’lerin ayağına gidiyor. Onların gelip teknolojileri almaları beklenmiyor. Bilgi teknoloji danışmanlığının kurumsal bir yapıya kavuşturulması lazım ve yeri de TOBB’dur. TOBB'da bununla ilgili ABİGEM’ler bu amaçla kurdu ama bunlar amacından uzaklaştı. Bu tür konular ile alakalı çevre ülkeler ne yapıyor diye bakmak lazım.

Yatırım çarpan etkisiyle dönüyor

G-20 içinde 17. sıradayız ve 2023’te 10. en büyük ekonomi olma gibi bir hedefimiz var. Sektörün de önemine inanıyoruz. Bu noktadan yola çıkarak bir rapor hazırladık. Raporun başlığı ‘atılım için bilişim’. Bir yıllık çalışma ile ortaya çıkan raporun çıktısı Güney Kore, Singapur gibi bize benzer ülkelerde 50 yıl içinde onlar nereye geldi biz nereye geldik konusuydu. Türkiye’deki pazarın büyüklüğü GSMH’nin yüzde 3-4 civarında. Sadece bilişim sektörünü ele alırsak yüzde 1 civarında. 2023 hedefl erine ulaşmak için 160 milyar dolar gibi büyüklükten bahsediyoruz. Yüzde 8.9 büyüme gerektiriyor. Bize benzer ülkelerde GSMH içindeki payı 1.6 çarpan etkisi ile geri dönüyor. Ekonomide ciddi bir atılım istiyorsak GSMH’de bilişime ayrılan payı artırmak gerekiyor.

TÜBİSAD’dan 5 öneri

• 5 politika önerimiz var. Biri piyasanın şeff af ve rekabetçi çalışabilmesi. BT hizmet ve yazılım alımlarında standart oluşturulması lazım.

• AR-Ge ve yenilikçilik var. 5-10 yıl içinde bilişime ayrılan teşvikler fazla ama koordineli biçimde kullanılması lazım. Bunun için Ar-Ge kanunu çıkarılmalı. Yerinde Ar-Ge ile alakalı 50 kişilik bir limit var onun aşağı indirilmesi ile ilgili taleplerimiz vardı. 30’a indirildi ama yetersiz.

• Diğer öngörümüz sektörün büyümesi için vergi yükünün katme değerli yazılım konusunda azaltılması. Telekom sektöründe vergi yükü çok fazla. Dünyada bu konuda ikinci sıradayız. Bunun azaltılması lazım ki katma değerli hizmetlerin önü açılsın.

• Nitelikli iş gücü olmadan genel değişimi kavramak imkansız. Nereden yetiştireceğiz. İlk okuldan başlayarak yapmalıyız.

• En önemli noktalardan biri de sektöre bütüncül siyasi yaklaşım lazım. Bilişim kamuda çok net algılanmalıdır. Çünkü her yere dokunuyor. Stratejik sektör olarak ele alınması lazım.

Türkiye’nin petrolü, yazılım olacak

Kamunun, yerli malı alımında ve rekabet etmeyerek destek olması gerek. Burada siyasi irade söz konusu. Türkiye, Sümerbank’ı kapatarak, kamu olarak ayakkabı üretmekten vazgeçti. Peki yazılım ayakkabı üretmekten daha basit mi ki kamu yazılım üretiyor? Üretmemesi gerekir. Özel sektör üretirse küresel pazarda da rekabet edecek. Fırsatlar yaratır. Kamunun bu tarafı desteklemesi lazım. Bu şekilde küresel pazara çıkabiliriz. Siyasi irade ve strateji ile olur bunlar. Kurumlara bırakılmamalı bu strateji. Kamu hem stratejiyi oluşturuyor hem rekabete giriyor hem de kendi de sektörde yer alıyor.

Ara eleman sorunu var

Burada düzenleme olması lazım. Birikmiş bir bilgi birikimi mühendislik tarafında var. Lakin nitelikli ara eleman sorunumuz var. Mühendislikte AB’de belli bir yerdeyiz. Yazılımda mühendislik kalitesi olarak Estonya, Çekoslovakya, Bulgaristan, Polonya, Litvanya, Kore’nin İtalya’nın önündeyiz. Ama yeterli değil. Çünkü araştırma üniversitelerimizde sorun var. Dünyada 60 araştırma üniversitesinin 33 tanesi ABD’de. Sanayi akademi arasındaki ilişkiyi yazılımda daha fazla artırmalıyız.

Ar-Ge kanunu ile sınıf atladık

Her şeyi mühendise yaptırmamalıyız, ara elemana yaptırmalısınız ki hem istihdam artsın hem de mühendis araştırmaya yönelsin. Bugüne kadar çok söyledik. Yerinde Ar-Ge kanunu ile sınıf atlandı. Sayı, 50’den 30’a indirildi ama bunun yazılım özelinde 5’e indirilmesi lazım. Sebebi de biz namekan bir sektörüz. Biz serbest pazar, hür teşebbüse dayalı sektörüz. Tersini söylemek WhatsApp gerçeğini görmezden gelmek demek olur. WhatsApp’ta 34 mühendis, 1 tane fokus ve 0 marketing personel. Bunu şu anki ekonomi ile anlatabilir misiniz? Bu 1 kişinin bile yapabileceği her yerde yapabileceği bir şey olmalı. Bunları yapabilirsek Türkiye’nin petrolü yazılım olacaktır.

Garsonluğu bırakıp yazılımcı oluyorlar

İnterneti iyi kullanan toplumu nasıl olur da tüketiciden üreticiye çeviririz konusuyla ilgili bundan üç yıl önce Microsoft Türkiye olarak Açık Akademi diye bir program başlattık. Bu platforma, bilgisayarı ve interneti olan herkesi davet ettik. İnsanlara uygulama yazmayı öğretiyoruz. Söz konusu proje, telefonunuzda haber, hava durumu gibi uygulamaları kapsıyor… Üç yıl önce 31 milyar dolarlık bir pazardı. 2013'de, 168 milyar dolara çıktı. Geçen yıl İngiltere’de bir haftada, 2 milyar tane uygulama indirilmiş, toplam rakam ise 185 milyar adet. 5 yıl önce olmayan bir pazardan bahsediyoruz. Türkiye olarak bizim bu pazardaki payımız 3 yıl önce sıfırdı. Ciddi bir yatırım yaptık bunun için Türkiye’de. 1.5 yıl sonra 300 bin tane kayıtlı öğrencimiz oldu. Türkiye’deki en büyük üniversiteden de çok daha büyük bir üniversite haline geldik. 3 bin 200 mezun verdik bugüne kadar. Son 6 ayda 800 tane uygulama, dünya pazarlarına yüklendi. Garsonluğu bırakıp, bu işe başlayan ve artık buradan para kazananlar var. Harika bir genç nüfusumuz var. Biz Microsoft olarak kuvvetli bir adım attık. Ulusal plan yaptık. Microsoft’un olduğu bütün ülkelerde uygulanan bu program şirketimizin ana konularından biri haline geldi. ‘Bulunduğumuz ülkeye nasıl katkı sağlarız’ konusundan hareket ediliyor. 3 ayağı var. KOBİ’lere odaklı 700 KOBİ belirledik. Bir tane şirket var mesela, bu şirketle 3 yıldır çalışıyoruz. 3 pazara satıyorlardı şu an 7 ülkeye ürün satıyorlar. Bizle çalışmaya başladıktan sonra 105 kişiyi daha işe almışlar. Bunu yakalamaya çalışıyoruz. Ar-Ge konusunda üniversite ile şirketlerin ortaklığı olmazsa, üniversiteler daha fazla dikeyleşmezlerse sektör de çok fazla gelişmez.

Güçlü rekabetçilik için bilgi ve iletişime önem verilmeli

Günümüzde ülkeler bilgi ekonomisine dönüşme ve bilgi toplumu olma yolunda bir yarış ve rekabet içerisindedir. Bilgi ve İletişim Teknolojileri’ni (BİT) kullanmanın büyüme, rekabet ve istihdamı körüklediği, bireylerin yaşam kalitesini artırdığı bir gerçektir. Sektörün yüksek katma değer yaratma kapasitesinin ihracata, diğer sektörlerdeki rekabetçiliğe, Ar-Ge faaliyetlerine, milli gelir ve istihdam artışına önemli katkıları vardır. Bunun yanı sıra bilişim ve yazılım sektörü, Ar-Ge faaliyetlerine de en çok katkı sağlayan sektörlerden biridir. Dünyada bilişim ve yazılım yatırımlarının hatırı sayılır bir kısmını Ar-Ge yatırımları oluşturmaktadır. Teknolojik ilerlemelerin ve küreselleşmenin hızla geliştiği günümüz koşulları, işletmeleri, faaliyetlerini yoğun ve dinamik bir rekabet ortamında sürdürmeye zorlamaktadır. Böylesi bir ortamda bilişim sektöründeki inovasyon faaliyetleri ve buluş yapabilmek, birçok ulus ve işletme için rekabet üstünlüğü elde edebilmenin temel koşullarından birini oluşturmaktadır. Küresel ekonominin kuralları, bir işletmenin rekabetçi pazar koşullarında ayakta kalabilmesi için ya yenilikleri yakından takip ederek organizasyonel yapılarına uygun biçimde adapte etmeyi ya da yeniliklerin bizzat kendileri tarafından geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin inovasyon odaklı stratejilere sahip olması, hem rekabet gücünü artırmasında hem de varlığını koruma ve sürdürülebilirliğini sağlaması konusunda önemli katkılar sağlamaktadır. İşletmelerin yürüttüğü yenilik odaklı faaliyetler, Ar-Ge yatırımları ile artmaktadır. Gelinen nokta itibarıyla, ancak yenilikçi işletmelerin rekabet üstünlüğü sağlayabildiği bir yapıda, işletmelerin Ar-Ge yatırımlarına gereken önemi vererek yenilikçi faaliyetlerine hız vermeleri başarı için anahtar unsur konumuna gelmiştir. Tüm gelişmiş ülkeler, Ar-Ge çalışmalarını yaygınlaştırmak, bilgi üretmek, nitelikli insan gücünü verimli bir şekilde değerlendirmek, geliştirip ürettikleri yüksek katma değerli ürünleri dünyaya pazarlayabilmek için ileri teknolojinin üretimi ve kullanımına önem vermekte ve bunun için Ar- Ge ve yenilik çalışmalarına büyük miktarda fon ayırmaktadırlar. 1990’lı yılların başından itibaren bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişim, üretim süreçlerinde verimliliğe ve rekabet gücüne önemli katkılar sağlamış, teknoloji, bilgi ve bilişim sektörü, üretim ve tüketim süreçlerinde en kritik faktör olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin ülkelerin ekonomik yaşamlarında giderek artan önemi dikkate alındığında, sektörün stratejik önemi daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizin bilgi üretme, ekonomik ve sosyal alanda faydaya dönüştürme yeteneğini geliştirmesi, bilgi toplumuna dönüşümü sağlayabilmesi için yenilikçi, uluslararası alanda rekabetçi bir yapıda bilgi ve iletişim teknolojilerine sahip olması gerekmektedir. Ülkemizin uluslararası rekabette güç kazanması için bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün büyümeye olan çarpan etkisinden yararlanması ve bu sektöre gerekli önemin verilmesi gerekmektedir. Ar-Ge ve girişimciliğin desteklenmesi, teşvik desteklerinin devamı ve sağlıklı bir şekilde koordinasyonu ile birlikte bilişim alanında nitelikli iş gücü yetiştirilmesi de önem teşkil etmektedir.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.