25 °C

Yüksek katlı binaların yüzde 80’i yangın güvenliği açısından yeterli değil

2007 yılından önce yapılan yüksek binaların yangın tesisatlarının depreme karşı güvenli olmadığını ifade eden Prof. Kılıç, yaşanacak bir deprem sonrası meydana gelecek yangınların çok büyük can ve mal kaybına yol açabileceğini söylüyor.

Yüksek katlı binaların yüzde 80’i yangın güvenliği açısından yeterli değil

DİDEM ERYAR ÜNLÜ

Geçtiğimiz Haziran ayında Londra’da yaşanan Grenfell binası yangını, yaşadığımız binaların yangına karşı ne kadar güvenli olduğu sorusunu gündeme getirdi. Kensington & Chelsea Belediyesine ait 24 katlı Grenfell Tower apartmanında bozuk bir buzdolabının patlamasıyla başlayan yangında 79 kişi yaşamını yitirmişti. Yangının, binanın dış cephesinde kullanılan plastik kaplama nedeniyle hızla yayıldığı bildirilmişti.

Peki Türkiye’de durum nedir? Bu soruyu İTÜ Makine Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç’a sorduk. 1989-1994 yılları arasında İstanbul İtfaiye Daire Başkanlığı yapan. Prof. Kılıç, Türkiye’deki yüksek katlı binaların yüzde 80’inin yangın güvenliği açısından yeterli olmadığını söylüyor. 2007 yılından önce yapılan yüksek binaların yangın tesisatlarının depreme karşı güvenli olmadığını ifade eden Prof. Kılıç, yaşanacak bir deprem sonrası meydana gelecek yangınların çok büyük can ve mal kaybına yol açabileceğini belirtiyor. Prof. Kılıç, İstanbul’da olabilecek bir deprem sonrasında 3 bine yakın yangın öngörüyor. Prof. Kılıç’ın gündeme getirdiği bir diğer konu da yüksek katlı binalar. Prof. Kılıç, 10 kattan sonra itfaiyenin binayı dışarıdan söndürmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Prof. Kılıç’a kulak verelim:

- En büyük risk deprem sonrası yaşanacak yangınlar

“Deprem sonrası ortaya çıkan, can ve mal kaybının büyük ölçüde artmasına yol açan felaketlerden bir tanesi yangın. Deprem sonrası, yapısal olarak güçlü ve yıkılmamış binaların içerisinde bulunan tesisatlarda kırılmalar, elektrik hatlarında kopmalar yaşanıyor. Aynı ortamda açık ateş (ocak, mum, soba, şömine vb.) olması durumunda yangın meydana geliyor. Deprem sonrası yaşanan patlamaların en büyük nedeni ise gaz. Gaz yakıtı doğalgaz ve LPG olarak ikiye ayırabiliriz. Genellikle doğalgaz kullanılan yerlerde, deprem sonrası boruların kırılmasıyla ortaya çıkan gaz, ortamdaki açık ateşle veya bir kıvılcımla karşılaşınca patlamalar meydana geliyor. Deprem esnasında, her ne kadar doğalgaz akışı ana vanadan kapansa da, ana vanadan evin içerisine kadar borunun içerisinde bulunan gazlar risk oluşturuyor. LPG tüplerinin deprem esnasında açık olması ya da bu esnada dedantörlerinde meydana gelen kopmalar patlamalara neden olan bir başka neden. Örnek vermek gerekirse; 1995 Kobe ve 1999 Los Angeles depremlerinde en büyük zarar deprem sonrası yangınlar nedeniyle oluşmuştu.”

- Eski binalar, yoğun yapılaşma yangın riskini artırıyor

“Binaların eski, tesisatların eski, binaların sık, insanların fazla, yolların dar, yanıcı maddelerin fazla olduğu bölgeler yangın açısından en riskli bölgeler. İstanbul’da bu tip bölgelere örnek olarak Eminönü’nü gösterebiliriz. Bu bölgede bir de şiddetli deprem yaşanırsa yangın riski daha da artar. Deprem sonrası yangın riski açık ateş miktarına, kullanılan gaz miktarına ve kişi başı tüketilen enerji miktarına göre değişir. Deprem sonrası yangın nedeniyle yaşanacak kayıplar depremin hangi mevsimde ve günün hangi saatinde yaşandığına göre değişir.”

- Dış cephe kaplamalarına dikkat

“Dış cephe kaplamalarında yanıcı malzemelerin kullanılması büyük tehlike yaratıyor. Polistiren malzeme aşırı yanıcı, tutuştuğu zaman hızla yayılan bir malzeme. Mantolamada bir çok ülkede 12 metre, en fazla 18 metreden sonra polistiren malzemenin kullanılması yasak. Türkiye’de bu sınır 21 metreydi, maalesef bu yönetmelikte değişiklik yapılarak 28 metreye çıkarıldı. Ülkemizde 28 metreden yüksek binalarda yanıcı olmayan malzemelerin kullanılması zorunlu. Yani 28 metrenin altındaki binalarda cephede mantolama için son derece yanıcı olan polistiren malzeme kullanılabiliyor.”

- 10 kattan yüksek binaları dışardan söndürmek mümkün değil

“Yangın tasarımla önlenir, bina tasarımla söndürülür. 10 katın üzerindeki bir binayı dışarıdan söndürebilmeniz mümkün değil. Yanan binanın içerisine girip söndürmek de mümkün değil. Bu tür binalar ancak yangın söndürme tesisatı ile söndürülür. İçeride mutlaka korunmuş merdiven (yangın merdiveni) olmalı, algılama sistemi ve söndürme sistemi olmalı. İtfaiye böyle bir binaya ancak içeride korunmuş merdiven varsa girebilir. Korunmuş merdivenin duvarları yangına en az iki saat, kapısı ise 90 dakika dayanıklı olmalıdır. Yani bir yangın sırasında, binadakiler bu merdivenleri kullanarak acele etmeden sakince binayı boşaltabilirler. Bunun için son derece geniş zamanları vardır. Korunmuş merdiven doğru tasarlanmışsa, bu bölgeye duman dolmaz. İçeriye sürekli temiz hava gönderilerek içeride pozitif basınç yaratılır, bu da duman girişini önler. 7 katın üzerindeki binaya harici yangın merdiveni yapmak uygun değil. 7 katın üzerindeki tüm binalarda yangın merdiveni bina içerisine, korunmuş merdiven olarak konumlanmalı.”

Yap-sat'çılar yangın sistemi maliyetine girmiyor

“Türkiye’de yüksek katlı binaları üç gruba ayırmak gerekli. İlki 2007 yılından önce yapılanlar, ikincisi 51,5 metreden kısa olanlar, üçüncüsü ise çok yüksek ve yeni olanlar. 2007 yılından önce yapılan binalarda yangın önlemi ve yangın tesisatı deprem şartlarına uygun olarak yapılmamış. Bu binaların çoğunda, özellikle konutların nerdeyse tamamında bir yangın önlemi yok. Yağmurlama sistemi bulunmuyor, kaçışlar yeterli değil. İkinci grupta yer alan binalar 51,5 metrenin altındaki binalar. Yönetmelikte, 51,5 metrenin üzerindeki binalarda algılama, söndürme, güvenlik holü, anons sistemi gibi önlemler zorunlu. Bu nedenle müteahhitler bu sistemleri yapmamak için binaları 51 metre yapıyorlar. Bu da aşağı yukarı 17 metre ediyor. Bu tip binalar çok fazla. Özellikle yapsat’çılar, yangın sistemlerinin maliyetine girmemek adına böyle bir yöntem uyguluyorlar. Üçüncü grup yüksek binalar ise, çok daha yüksek olan, içlerinde bahsettiğimiz algılama sistemi, söndürme sistemi gibi sistemlerin bulunduğu binalar. Bu binaları da; yangın söndürme sistemleri yapılmış ama tasarımı uygun olmayan, tasarımı yapılmış ama uygun yapılmayan ve tasarlanmış uygun yapılmış ama sistemlerin bakımı yapılmamış binalar olarak üçe ayırabiliriz. Tüm bu faktörlere baktığımızda, Türkiye’deki yüksek katlı binaların yüzde 80’ine yakınının yeterli yangın güvenliğine sahip olmadığını söyleyebiliriz.”

İstanbul depremi sonrasında 3 bine yakın yangın meydana gelebilir

“Yangının sayısı, vereceği zarar, o anda o ortamda bulunan açık ocak sayısına, açık ateş sayısına (mum, ocak, şömine, soba) bağlı olarak değişiyor. Deprem olduğu sırada açık ocak sayısı fazlaysa, deprem sonrası yangınların görülme oranı büyük ölçüde artıyor. Özellikle sabah ve akşam saatleri yani yemek saatlerinde yaşanan depremler bu anlamda ekstra risk yaratıyor. En büyük korkumuz, İstanbul’daki büyük bir depremde sobaların yanması, ocakların açık olması. Bu durum, çok sayıda yangına sebep olacaktır. İstanbul’da kış aylarında, akşam saatlerinde bir depremin olduğunu varsayarsak, deprem sonrası meydana gelecek yangın sayısını 2 bin 500 – 3 bin adet olarak öngörebiliriz. Aynı depremin sabaha karşı 03:00-04:00 sırasında olduğunu varsayarsak, deprem sonrası oluşabilecek yangınlara ilişkin rakamsal öngörümüz 15-20’yi geçmez. İzmit’te yaşanan deprem zamanında, bugünkü kadar gaz kullanılmıyordu. Depremin sabaha karşı olması da, ocakların kullanılmadığı bir saatti. Ocaklar tamamen kapalıydı. Bu nedenle deprem sonrası yangınların sayısı az oldu. Fakat Düzce depremi tam akşam yemeği saatinde gerçekleşti ve deprem sonrasında çok sayıda yangın görüldü.”

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.