19 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Fikir iyi ama uygulama!

 

 

Devletin işletmelere kaynak aktarımı konusunu işlemeye devam etmeden önce dostların tavsiyelerine uyarak bir açıklama yapmak istiyorum. Anlaşılan bazıları benim bu yazıları yazarken Türkiye'yi anlattığımı sanıyorlarmış. Bu doğru değil. Türkiye'de herhangi bir kurum, kişi veya uygulamayı kasdeden bir şey yazarsam kimden bahsettiğimi söylerim. Bu yazıları bir çok ülkede gördüklerime dayanarak kaleme alıyorum. Bununla beraber, genelde, Türkiye'deki uygulamaların dünyadaki uygulamalardan çok da farklı ve üstün olduğunu da söyleyecek değilim.

Sonradan Clairvaux adını alan Claire Vallée manastırı rahibi Saint Bernard'ın (bu nedenle Saint Bernard of Clairvaux) adıyla tanınır "Cehennem iyi niyet ve arzularla doludur" dediği iddia edilir. Türkçe'mizde de, büyük olasılıkla bu sözden alınmış,  "cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir" diye bir laf vardır. Devletin şirketlere kaynak aktarması da iyi niyetli bir etkinliktir. İyi niyetle döşenen kaynak aktarımı taşlarının neden Cennet yolu tanımlayamayacağının kuramsal nedenlerini geçen hafta kısaca anlatmıştım. Bu hafta  pratik nedenlerine değinmek istiyorum.

Kaynaklar ister ihracatçı şirket olsun, ister ihracat yapmaya niyetli şirket her şirkete lazımdır. Sadece iç pazara çalışan şirketler, ürün üretenler, hizmet üretenler, kar amacı güdenler gütmeyenler, her kurum kaynak ister. Para, insan gücü, fiziki tesis ve alt yapı, enformasyon ve know-how, stratejik işbirlikleri ve ilişkiler olarak sıralanabilecek kaynakları kullanmayan hiç bir örgüt yoktur olamaz. Burada önemli olan sadece kaynağa ihtiyaç olup olmadığının öğrenilmesi değil kaynağın neden gerektiğinin saptanmasıdır.

Kime sorarsanız sorun, "fazla mal göz çıkarmaz" diyerek kaynak isteyecek; "Bedava sirke baldan tatlıdır" diyerek bu konuda pek de seçici olmayacaktır. Sözün kısası "Kaynak ister misin?" diye sorarsanız kimse hayır demez. Daha önceki yazılarımda değindiğim gibi kaynağa her zaman talep vardır. Mesele "İhtiyaç var mı?" sorusunun cevabını bulmaktadır.
Bir şeye ihtiyaç var mı yok mu sorusuna cevap ararken insanın en önce farkedeceği şey bu sorunun hemen peşinden başka bir sorunun geldiğidir. O da "ne için?" sorusudur. Sadece babanız size "Oğlum/kızım paraya ihtiyacın var mı?" diye sorduğunda "Evet şu kadar" diye cevap alınca harçlığınızı onu iyi yerlerde kullanacağınızı varsayarak sorgusuz verir. O da bazen. Yoksa "Var babacığım silah satın alıp soyguncu olmayı planlıyorum"  derseniz harçlık alma olasılığınızın zayıf olacağı kanısındayım.

Kaynak veren herkes kaynağın ne yapılacağını sorar. Kaynak sağlayanlar, özellikle kaynak geri alınacaksa, kullanımının geri ödemeyi garantileyecek bir getirisi olmasını sağlamak için detaylı incelemeler yaparlar.  Şimdi bakalım, devletlerin kaynak aktarımı programları bu açıdan nereye oturuyor. 

Devletler çoğu kez kaynak aktarırken "Biz geri istemeyiz" dediklerinden, geri isteyenler kadar titiz olmazlar. Olmazlar ama kendilerini kaynağı "hak edene" verdiklerini kanıtlamak zorunluluğunda da hissederler. Kaynağın çarçur edilmediğini, ve torpillilere dağıtılmadığını göstermek için göstermelik de olsa bir takım incelemeler yaparlar, formüller geliştirirler, uzman-eksper falan filan gibi kişileri ileri sürerler, bu amaçla işe adam alırlar, puanlama sistemleri filan kurarlar.
Bu durum, devleti büyütmekten başka bir işe yaramadığı gibi genellikle iş adamlarının sinirine dokunan ama siyasi nedenlerle kendilerine "Git başımdan kardeşim" denilemeyen uzmanlar, eksperler, müdürler, genel müdür yardımcıları, yetkili bakanlık personeli gibi ünvanlı bir kadro yaratır. Çoğu hayatlarında bir işletmeden içeri ayak basmamış kadrolar bir nedenle işi, işi yapandan daha iyi bildiklerini sandıklarından, hangi kaynağın kime neden lazım olduğunu değerlendirebilecek bir güç görürler kendilerinde. Daha da ötesinde bunu denetleyebilecekleri gibi de bir iddiaları vardır.

Kaynak çeşitleri, kaynakların birbirlerine dönüştürülebilirlikleri, kaynakların kullanım alan ve gerekçelerinin karmaşıklığını ve sayısını düşünürseniz hiç bir devlet kurumunun bu değerlendirmeyi yapmak için ne yeterli vakti, ne yeterli uzmanı bulamayacağını hemen anlarsınız.  Hele hele uygulama ve sonuçları denetlemesi hepten olanaksızdır.  Yani bir merkezi kurumun kaynak dağıtım işine yetkilendirilmesi, o kurumun gereksiz ve faydası masrafını haklı kılmayacak bir şekilde büyümesinden, kerameti kendinden menkul kadrolar yaratılmasından başka bir işe yaramaz.
Bunu ben biliyorum da devletler bilmiyor mu? Bir çoğu biliyor elbette. Bilip de yapanların siyasi ve kişisel nedenlerden işlerine geliyor. Bilip de yapmak istemeyenler taşeronlara başvuruyorlar. Yani başkalarına yaptırıyorlar. Haftaya da bu taşaron "uzman" meselesine bir bakarız.
Sağlıcakla kalın.