7 °C
Taner BERKSOY
Taner BERKSOY EKONOMİ DÜNYASI tberksoy@pirireis.edu.tr

Fırtına yaklaşıyor

Geçen hafta değindim. Dünya bir türlü gereken istikrar-büyüme kulvarına giremedi. Büyümenin motoru olacağı düşünülen büyük gelişmiş ülkeler kendi iç sorunlarıyla boğuşmaktan bu işlevi üstlenecek enerjiyi toplayamıyorlar. Birisi Trump’la uğraşırken öteki Brexit’e takılı kalmış gibi. Beraber yürüdükleri Almanya siyasette radikalleşmenin artmasının yarattığı korkularla başa çıkmaya çalışıyor. Fransa’da siyasi engel aşıldı ama Makron henüz olaya hakim olabilmiş gibi görünmüyor. Hepsinin üstüne şimdi bir de Katalanlar geldi. Pek çok yorumcu İspanya’da ortaya çıkan ayrılıkçı eğilimi Avrupa’nın geleceği açısından Brexit’den daha vahim bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Gelişmişlerde durum böyle de gelişmekte olan ülkelerde farklı mı? Bana kalırsa değil. Siyasi sorunların yanı sıra ekonomik zafiyetler bu ülkelerin de nefesini kesiyor. Bunların en fazla korkuyla baktıkları gelişme ABD merkez bankası FED’in faizi artıracak olması. Yükselen faiz sıcak para dediğimiz küresel fonları gelişmekte olan ülkeler aleyhine değiştirecek. Bu ülkelerin büyük kısmı fon akışı kendi lehlerine hareket ettiği zaman mutlu-mesut bir hayat yaşıyor. Fon dinamiği ters döndüğü zaman da türbülansların içine yuvarlanıyorlar. Bu sıralarda FED’in en geç yılın sonunda faizi yükseltip, böyle bir fon hareketini ateşlemesi olasılığı yükselmiş durumda. Gelişmekte olan ülkelerden ciddi fon çıkışları olacağı ve faiz, döviz kuru gibi finansal fiyatlarının yükseleceği anlamına geliyor bu. Gelişmekte olan ülkeler yıl sonuna kadar böyle bir gelişmenin risk baskısı altında yaşayacak gibi görünüyor.

Biz gelişmekte olan ülke grubunun bir üyesiyiz. Bu ülkelerin yaşaması muhtemel gelişmeleri biz de paylaşacağız. Günü geldiğinde bizden de fon çıkışı olacak, faiz ve kur yükselecek, paramız değer kaybedecek, yavaşlayacağız. Daha önce de buna benzer hareketler yaşadık. Bunları çok iyi yönetebildiğimiz söylemek de zor. Üstelik son günlerde ufukta salınan bu olumsuzlukları katlayacak gelişmeler de oluyor. Bunların çoğunda bizim kendi inisiyatifimizle gelişen olayların yüklü payı var. Bu gelişmeler sonuçta zaten taşıdığımız siyasi riski daha da artıyor. Çoğu olayda sanki böyle bir risk yokmuş gibi davranıyoruz ya da riski karşı tarafın yarattığı gibi bir söylemle avunuyoruz. Ama yaşam böyle gelişmiyor.

Avrupa ile zaten baştan aşağı risk üreten türde bir ilişkiye kaymıştık. Şimdi de ABD ile fevkalade riskli bir atışmaya giriştik. Bize yakın olan Orta Doğu coğrafyasında ise neredeyse dostumuz kalmamış gibi. Son adımda Rusya ile yakınlaştık. Şöyle alıcı gözle tarihimize bakacak olursak Rusya ile çıkarlarımızın da muhabbetimizin de pek uyuşmadığını görürüz. Son dönemde yaşadıklarımız uluslararası arenada etkili diplomasi becerimizi kaybettiğimize işaret ediyor. O alanda attığımız her adımda canımız yanarak geri adım atmak zorunda kalıyoruz.

Bütün bunlar taşıdığımız siyasi riski ve bunun maliyetini arttırıyor. Son sıralarda arayı bozduğumuz ülkelere bir bakın. Kaynak ihtiyacımızın büyük kısmını bu ülkelerin mali piyasalarından karşılıyoruz. Ülkeye gelmiş olan doğrudan sermayenin neredeyse tamamı bu ülke kaynaklı. Borç kaynaklarımız dahi büyük ölçüde bu ülkelerden sağlanıyor. Sadece ihtiyaçlarımızın değil ihtiyaç gidermek için yapmak zorunda olduğumuz üretimin ana girdilerini ithal ettiğimiz ülkeler de bunlar. Üretip de ihraç edebildiğimiz ürünlerin pazarları da buralarda. Bu koşullar bulaşıp da çözemediğimiz her siyasi çatışmanın bize olan maliyetini katlayarak büyütüyor. Hani ekonominin gidişatı bu maliyetleri çok da rahatsız olmadan ödeyebilme imkanı verse mesele yok. Siyasi yarar için der, öderiz geçer. Ama durum böyle değil. Malum, ekonomimizin son hali epey sıkıntılı bir tablo çiziyor. Kaynaklarımızı öyle bol bulamaç savurmak durumunda değiliz. Tersine, ekonominin yürümesi için kaynak girişine ihtiyacımız var. Onu da borçlanarak karşılamaya çalışıyoruz. Öte yandan, uluslararası arenada bize neyin ne kadar siyasi yarar taşıyacağının hesabını da yapamaz hale gelmiş gibi görünüyoruz. Bu bizi siyasi bir yarar sağlamadan büyük iktisadi bedeller ödeme riskini yüklenme durumuna getiriyor.

Uzun lafın kısası, epey bir sıkışmış durumdayız. Ufukta kara bulutlar dolaşmaya başladı, fırtına gelmek üzere. Şimdi yapılacak şey mümkün olduğu kadar sakin kalıp, siyasi çatışmaların dışına çıkarak, etkin bir diplomasi ile sorunları çözmeye çalışmaktır diye düşünüyorum.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız. Daha önce üye olmadıysanız lütfen üye olunuz.
Giriş Yap Üye Ol!
  • Naci Maraş 2002 öncesi hazine bonasından zengin olanların Temsilcisi gibi yazıyorsunuz Bende arabamı satım hazine bonosu aldım ege banktan devleti soyan bankaların Tarihini iyi bilirsiniz TÜSİAD üyesi şirketlerin olağan dışı gelirleri İyi bilirsiniz MB sı IMF borç alacak onuda TÜSİAD Borç verecek oda hazine bonosına yatiracak Erbakan hoca 96 da hazinenin paraya ihtiyacı yok MB ihale açıyor anlamış değilim diyordu IMF sözleşmesini çöpe atan gibi ekibi yoktu

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.