16 °C
Taner BERKSOY
Taner BERKSOY EKONOMİ DÜNYASI tberksoy@pirireis.edu.tr

Kısa vadecilik hastalığı

ABD ile vize anlaşmazlığına düşmemiz bizi bir darboğaza itti. Soruna sadece dolar ne oldu, borsa nasıl tepki verdi boyutunda bakarsak olayın aslını gözden kaçırırız. Bu daha çok yarını olmayan yargılara götürür bizi. Oysa bu tür gerilimlerin etki boyutu sadece finans piyasalarındaki fiyat oynaşmalarıyla sınırlı kalmaz, ileriye taşınır. Olaya bu tür ihtiyatlı bir değerlendirme ile yaklaşırsak ileriyi de görür, gereğini yaparız. Birinci türde değerlendirmelere ben “kısa vadecilik” diyorum. İkinci türdeki değerlendirme ise daha çok olayların iktisadi trendler üzerindeki etkileri ile ilgilenir. Bu da tanım gereği daha “uzun vadeli” bir bakış demektir ve daha ayrıntılı değerlendirmelerden hareketle uzun erimli bir görüş inşa etmeye götürür bizi.

Kısa vadecilik daha çok finansal piyasaların serbestleşmesi, küresel boyutta eklemlenmesi, fon akşının hacim kazanıp, hızlanması ile ön plana çıkan ve zaman içinde daha yaygın ve yerleşik hale gelen bir olgu. Bu niteliği ile kısa vadeciliği liberalleşmenin ve küreselleşmenin bir ürünü olarak tanımlamak da mümkün. Bu süreçte iktisadi kararlar adeta bir ikame sürecinden geçmiş, kısa vadeli kararlar uzun vadeli kararlar yerine ikama edilmiştir. Bu çerçevede iktisadi kararların yöneldiği alanlar arasında da bir kayma olduğu söylenebilir. Kısa vadeli kararlar daha çok kısa vadeli finansal işlemlerle bağlantılıdır. Uzun vade ise reel işlemlerin öne çıktığı mal ve hizmet piyasalarındaki kararlarda ağırlık taşır. Finansal piyasa kararlarının önemli bir kısmı tabiatı gereği spekülatif kararlardır.

Spekülatif kararların uzun vadeye uzanması söz konusu değildir, zira bu tür kararlar zaten böyle bir görüş ufkuna sahip değildir. Öte yandan iktisadi kararların zaman boyutu iktisadi iklimden de etkilenir. Belirsizliklerin egemen olduğu bir ortamda kaynakların uzun vadeli amaçlara tahsis edilmesi görece daha riskli hale gelir. Finansal kararlarda ise risk ana karar unsurlarından birisidir. Kazançların kısa sürede realize edilmesi ve kayıpların kısa sürede telafi edilebilmesi olasılığının mevcudiyeti belirsizlik ve risk yüklü olan finansal ortamlarda karar boyutunun kısa tutulmasını rasyonel bir seçiş haline getirir. Bu koşullarda daha çok reel yatırımlara dönük olan uzun vadeli kararların iktisadi karar spektrumunda arka plana düşmesi kaçınılmazdır. Kararlar arasındaki ikame de bu durumlarda ortaya çıkar. İktisadi ortamın niteliğinin değişmesine bağlı olarak kısa vadeli iktisadi kararlar uzun vadeli kararlar yerine ikame edilir.

Aslında bu sürecin başlangıç noktası serbestleşme ve uluslararasılaşmanın ilk somut adımlarının atıldığı 1970’lere kadar götürülebilir. Sonraki çeyrek yüzyılda küreselleşmenin hızla yayılması ve finansal piyasaların ağırlık kazanmasıyla birlikte iktisadi kararlar arasında ki ikamenin de ağırlık kazandığı gözlemlenebilir. 2008’de başlayıp, günümüze kadar uzanan finansal krizin belirsizliği yoğun ve yaygın bir unsur haline getirip risklere de tavan yaptırarak bu süreci hızlandırdığını ve konsolide ettiğini söylemek mümkündür.

Son günlerdeki “vize gerginliği” ortamında kısa vadeciliğin aynı zamanda ciddi bir yanılma kaynağı olduğunu da gördük. Olayın akışının başlangıç noktasında Türkiye’ye dönük belirsizlik ve risk algısı hızla tırmandı. Buna bağlı olarak finansal fiyatlar yükseldi. Sürecin tepe noktasında dolar paritesi 3.83 TL’ye kadar çıktı. Olaylara kısa vade gözlüğünden bakanlar bunu bir tür felaket olarak değerlendirdi. Spekülatif karar ustaları ise dolar portföylerini boşaltıp para kazandılar. Hemen ardından sürecin gevşediğini ve TL’nin değer kazanarak paritenin 3.70 TL’nin altına gerilediğine tanık olduk. Bizdeki yorumlar da hemen, felaket algısının üstünden bir 24 saat geçmeden, “ bize bir şey olmaz, adamı pişman ederiz ” kıvamında bir söyleme kaydı. Oysa başlayan sürecin çabuk geriye dönmesi TL’nin gücünden çok doların değer kaybetmesiyle ilgili bir gelişmeden kaynaklanıyordu. FED bir önceki toplantının zabıtlarını açıklamıştı. Bankanın görece daha “güvercin” bir noktada olduğu, kıpırdamayan enflasyondan fena halde tırstığı ve faizin yılsonunda yükseltilmemesi olasılığının hala geçerli olduğu noktasına doğru kaydığı görüşünün ağırlık kazandığı anlaşıldı. Doların değer kaybedip, TL’nin değer kazanmasının altında doların ana vatanındaki bu algı değişmesi yatıyordu. Bizim kısa vadeciler bunu olayın çözüldüğü şeklinde yorumladı.

Oysa değişen bir şey yok. Bu olay bizim mali varlıklarımıza bir risk pirimi ekledi. Bunun öyle bir iki günde değişmesi de söz konusu değil. Finansal fiyatlardaki günlük oynaşmalardan hareketle ülkenin geleceğini ilgilendiren vahim bir olayı geçiştirmeye çabalamak, her şeyin güllük gülistanlık olduğu yanılgısını sürdürmek bizim “kısa vadecilik” hastalığımızın bir ürünü. Bu bizi büyüyememe hastalığına da mahkum ediyor. Bu ikilemi bir an önce çözmemiz gerekiyor. Yoksa “dolar indi dolar çıktı” muhabbeti ile daha çok çırpınırız.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız. Daha önce üye olmadıysanız lütfen üye olunuz.
Giriş Yap Üye Ol!

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.