19 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Onlar daha kalabalık

 

Şimdi gelelim para verenlere. Dünyanın her ülkesinde "teşvik" adı altında şirketlere para dağıtan irili ufaklı yüzlerce resmi, özel ve sivil toplum örgütü var. Kâr amacı gütsün gütmesin her örgüt gibi bu örgütler de en az harcadıkları kaynak kadar kaynak yaratmak zorundadırlar. Bir kısmı kaynaklarını "şirketlere yardım hizmetini" bu hizmeti faydalı bulan donörlerden, diğerleri ise direkt olarak yardım alanlardan sağlarlar. Birinci gruptakiler söz gelimi devlete veya bir uluslararası örgüte "Biz şu projeyle falan filan tip yardım yapacağız. Sizde de para var, verin yapalım" der. İkinci grup ise yardıma ihtiyacı olanlara "Yardım ederiz ama başında şu kadar, sonunda bu kadar paranızı alırız" derler. Hepsinin birer başvuru formalitesi ve girişimci, kadın girişimci, genç girişimci filan gibi niş iddiası vardır. Kimi girişimciye, kimi KOBİ'lere, kimi kuluçkaya yatanlara, kimi genç işletmecilere, kimi kadın girişimcilere, kimi geri kalmış yörelerdeki işletmelere, kimi belli sektörlere destek verirler. Bazen ihtisas alanları örtüşür. Örtüşünce bu örgütler birbirleriyle fonlar için rekabet ederler. Kimi detaylı raporlar, çalışmalar ister, kimi "Bir telefon mesajı çekin yeter" der. Kimi verilen paralara ciddi kontur garantiler ister, kimi "Lafı mı olur canım, al da hayrını gör" der. Kimi "Verdiğim parayı ne yaptınız?" diye takip eder, kimi etmez. Bu örgütler ne kadar merkezi olurlarsa, ne kadar çok para dağıtırlarsa o kadar büyürler. Bir kısmı o kadar büyürler ki yardım ettikleri şirketler bir araya gelseler boylarına yetişemezler. Varlıklarını ispat için kimi binlerce şirkete "yardım" ettiğini söyler, kimi mütevazıdır.

Bu yardım kurumlarının sayıları bazı ülkelerde yüzleri bulur. Daha önceki bir sohbetimizde bir Uzak Doğu ülkesinde yaptığım araştırmada bu tip 108 örgüt bulduğumu yazmıştım. Bakın Türkiye'deKOBİ'lere teşvik, yardım, destek verme çabasında olan düzinelerle kurumdan bazıları şöyle

- DTM, Hazine Müsteşarlığı, KOSGEB, TÜBİTAK, TTGV gibi teşvikleri uygulayan ve izleyen kuruluşlar,

- KOBİ meslek kuruluşları mesela KOBİ'lerin üye oldukları TOBB ve TESK'e bağlı odalar,

- KOBİ'lerin geliştirilmesi ve haklarının korunması amaçlı vakıf ve dernekler gibi sivil toplum kuruluşları,

- İl ve ilçe belediyeleri, İl Özel İdaresi gibi altyapı hizmetleri sunan kuruluşlar,

- Şirketlerin faaliyet ve üretimlerinin yasalara ve standartlara uygunluğunu denetleyen bakanlıklar, piyasa gözetim kuruluşları, TÜRKAK, TPE, vb. kuruluşlar,

- Üniversiteler, meslek kuruluşları, İŞKUR gibi kurumlar,

- Bankalar, risk sermaye şirketleri, girişim sermaye şirketleri, KGF A.Ş., TESKOMB, KOBİ AŞ, leasing şirketleri, factoring şirketleri, forfaiting şirketleri gibi kuruluşlar,

- MEB, DPT, STB, Çevre ve Orman Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve ilgili genel müdürlükleri gibi mevzuatı düzenleyen kuruluşlar,

- Dışişleri Bakanlığı, ABGS, AB Komisyonu Türkiye Temsilciliği gibi AB ile ilişkili kurumlar.
Bu kurumların işlerini doğru dürüst yapabilmeleri için bir büyük engeli aşmaları gerekir. Türkiye'deki dostların "Biz başkayız. Biz aşarız" diyerek bana kızmayacaklarını umuyorum. Dünyada bu engeli aşmış kurum sayısı yok denecek kadar azdır. Büyük engel aslında bu kurumun işi, başvuruların uygunluğunun, yani başvuruların iş sonuçlarına veya işler yapılabilsin diye gereken faaliyetlere ve tabii ki tanımlanmamış şeylere değil de şirket işlevlerinin amaçlarına ulaşması için gereken stratejiye göre öncelendirilmiş "işler" için yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi.
Bu engel niye büyük? İki nedeni var. Birincisi sayısal. Başvuru sayısı çok veya potansiyel olarak çok.

2009 yılında Çin'in China Council for the Promotion of International Trade (CCPIT) teşvik kurumuna bağlı 30 kadar danışmanın eğitimini üstlendiğim bir projenin açılış konuşmasını yaparken kendilerine şöyle demiştim: "Bir hesabınıza göre iki milyon, bir hesabınıza göre yirmi iki milyon KOBİ'niz var. Hadi ortalama ve muhafazakar bir tahminle beş milyon diyelim. Şirket başına yılda bin dolar verseniz - ki bir işe yaramaz - sıfırlar hesap makinelerine sığmaz. Yardım ettiğiniz şirket başına senede 15 dakika harcasanız - ki o da bir işe yaramaz - bin kişiyi çalıştırmanız lazım. Hadi diyelim parayı buldunuz, eh burası büyük ve zengin bir ülke; bin değil beş bin kişiyi de işe aldınız. İşte bu personelin 30'u bu salonda aylar sürecek bir eğitimden geçecekler. Bu eğitimin sonunda da Çin'in KOBİ'lerine sorun teşhisi konusunda yardım verebilecek seviyeye gelecekler. Bu, şirketlere "yardım" uzmanı olmak için almanız gereken eğitimin onda biri bile değildir." Yani "kişi kendini bilmek gibi irfan olamaz" deyişinin anlattığı gibi kendilerini tevazuya davet etmiştim.
Hadi diyelim ki bu müşteri bolluğu meselesini bir şekilde halletiniz. Bir büyük sorun daha var. O da başvuruların değerlendirilmek için gerekecek uzmanlık. Onu da haftaya irdeleriz.
Sağlıcakla kalın