6 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Tümden geliş

KOBİ’lere kaynak yardımı konuşuyoruz ama konudaki yazılarımı sayıları yüzleri geçen yardım kurumlarının yöneticileri kadar kadar yardım alacak KOBİ yöneticileri için de yazıyorum. Birkaç haftadır kaynak yardımları konusuna tümsel bir biçimde yaklaşmaya çalışıyorum. Dünyanın her tarafında KOBİ destek, güçlendirme, ne derseniz deyin, programlarının çoğu, yaldızlı lafları bir kenara iterseniz, somut bir amaçtan yoksundurlar. Bu programların büyük bir kesimi amaç olarak ‘KOBİ’lerin özellikle uluslararası rekabet güçlerini arttırmaya yöneltilmesi’ gibi (bu uluslararası rekabet gücü nedir ileride bakarız) ne olduğu pek de tanımlanamayan hedefler koyarlar. Arzulandığı söylenen amaç ne olursa olsun programlar eninde sonunda kaynak, özellikle mali kaynak, transferi programlarına indirgenirler. Şimdilik birkaç istisna hariç programların büyük çoğunluğunun akılda kalacak bir sonuca ulaşamadığını not ederek devam edelim.

KOBİ destek programlarının hemen hemen üniversal başarısızlıklarının altında başlıca üç neden yatar: (1) Kaynakların iş çevresinin KOBİ’ler lehine düzeltilmesine değil büyük oranda firmalara yardım düzeyinde kullanılması; (2) Kaynak yardımlarının kaynak kullanım beceriyle entegre edilmemesi; (3) Kaynakların birbirleriyle etkileşimlerinin ve  birbirlerine dönüştüre bilirliklerinin göz önüne alınmaması. 

Şimdi yer ve zamanın müsaadesi oranında bunlara birer birer ‘iş çevresinin KOBİ’ler lehine düzeltilmesi yerine KOBİ’lere yardım’ ne demek ondan başlayarak bir bakalım. Bu konuda çok literatür var. Bu başlığı taşıyan girişimler de bol. Buna rağmen kavramın çok da iyi anlaşıldığı ve de anlatıldığı pek söylenemez. Bakarsanız görürsünüz, iş çevresinin düzenlenmesi resmi gayrı-resmi hemen her kaynakta ‘kolaylaştırma’ gibi bir örtü kavram altında anlatılıyor. İyi de kolaylaştırmak ne demek? Kim için olduğunu anlıyoruz ama neyi kolaylaştıracağımız o kadar açık değil. İş yapmayı kolaylaştıracağız açıklaması da yeterli değil. Yani yönetimi mi kolaylaştıracağız? Yoksa pazarlama ve üretimi mi? İkisini birden mi? Yönetimi kolaylaştıracağız savının pek bir anlamı yoktur, düzinelerle diğerleri gibi içi boş bir kelimedir. Bu KOBİ yöneticilerinin strateji tasarım, geliştirme ve kaynak kullanım (planlama, tedarik ve dağıtım ve denetim) becerilerini ‘kolaylaştıracağız’ anlamına gelir ki daha önceki yazılarımda, özellikle geçen haftaki yazımda, defalarca açıklamaya çalıştım, bu becerileri ‘kolaylaştıramazsınız.’ Kaynak kullanım kararlarının kolayı zoru diye bir kavram yoktur. Geriye kalıyor işletmeciliği kolaylaştırmak. Yani KOBİ’lerin üretim ve pazarlama işlevlerini, yani, iletişim, dağıtım, satışla ilgili pazarlama ve kaliteli, yeterli, zamanında ve planlanan maliyette üretim işlevlerini ‘kolaylaştırmak.’ Bunların da zoru kolayı yoktur. Maliyetleri vardır. Yani, söz dönüyor dolaşıyor işlev maliyetlerini düşürmeye geliyor. 

İşlev maliyetleri her yöneticinin ezbere bildiği gibi ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye değişiktir. Ülke çapında iletişim, dağıtım, satışla ilgili pazarlama ve kaliteli, yeterli, zamanında ve planlanan maliyette üretimle ilgili işlevlerin maliyetleri bazı ülkelerde yüksek bazı ülkelerde düşüktür. İşte ‘iş çevresinin KOBİ’ler lehine düzeltilmesi’ bu işlev maliyetlerini olanak ölçüsünde indirmektir. Gelgelelim, bu indirimi firma düzeyinde yapmaya kalkarsanız ekonomiyi çarpıtır, rant yaratır, yolsuzluklara kapı açarsınız. 

Ekonomiyi çarpıtmadan, rant yaratmadan, kerameti kendinden menkul otorite merkezleri yaratıp iş adamlarının başına iş açmadan üretim ve pazarlama işlev maliyetleri nasıl düşürülecek. İşte zurnanın zırt dediği yer burası. İşletme maliyetleri kaynak maliyetleridir. Bu ise destek programlarının niçin bir kısır döngü (fasit daire) içine düştüğünün nedenidir. İşletmelere kaynak sağlamak yerine iş çevresini düzeltmek istersiniz, iş çevresini düzeltmek için de şirketlerin kaynak kullanım (işletme) becerilerini arttıracak tedbirler almak istersiniz. Bunu yapması öyle kolay olmadığı için başladığınız yere döner işletmelere ucuz (hatta bedava) kaynak sağlamaya kalkışırsınız. Sonunda milyonlar, milyarlar havaya gider. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranırsınız. 

Peki ne yapılacak? Kaynak sağlama programlarının kuramsal bir geçerliliği yok. İleride değineceğim, istenilen sonucu doğuracak uygulamaları hemen hemen olanaksız. KOBİ’lerin iş çevresini nasıl düzelteceğiz? Yapılabilecek tek şey var. İşletme maliyetlerini belki düşüremezsiniz ama iş çevresini işletmelerin birbirleriyle, resmi-yarı resmi kurumlarla ve kişilerle olan ilişkilerini düzenleyebilirsiniz. Bu üç gurubun birbirleriyle ilişkileri yani, birbirlerinden olan haklarını almalarını ve birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelerini düzenleyen yasa, tüzük, yönetmelik ve bunları uygulamakla yükümlü kurumları düzenleyebilirsiniz. Bu bir hukuk reformudur ve özellikle ülkemizde gereklidir. Devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın.

NOT: Akıllı adam kendi deneyimlerinden, çok akıllı adam başkalarının deneyimlerinden öğrenirmiş. Ben de çok akıllı sayılmak istediğimden olacak birini tanıtmak için şişirilenler hariç biyografi-otobiyografi kitaplarını merakla okurum. Kendisini tanıtmak gibi bir ihtiyacı olmayan sevgili dostum Osman Arolat “Babıali Anılarım” başlıklı kitabını yollamış. İnternet ve TV’nin olmadığı gençlik ve orta yaşlarımızda gazeteler ve radyo vardı. Arolat gazetecilik anılarını naklederken o devri anlatıyor. Ne devirdi ama! Eline sağlık.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.