13 °C

"Hedef, çelik kapıda dünya markası olmak"

Aylık 1.500 - 2.000 arasında üretim gerçekleştiren Elsa Çelik Kapı, küresel marka olma hedefinde.

Hedef, çelik kapıda dünya markası olmak

Hilal SÖNMEZ

Kayseri - Elsa Çelik Kapı firma sahibi Arife Güler Kaftancı, erkek egemen iş dünyasının kadın aktörlerinden biri. Üstelik sadece iş kadını olarak değil, tiyatro oyunculuğu, yönetmenliği ve senaristliği gibi daha pek çok alanda da kadın kimliği ile öne çıkıyor.

Kaftancı, “Ben orta gelirli bir Anadolu ailesinin çocuğuyum. Bugünlere gelmem kolay olmadı. Hatalarımın bedelini kendim ödedim. Defalarca battım ama pes etmedim ve bugünlere geldim” diyerek başlıyor hikâyesini anlatmaya. Kadınlara ve gençlere ise bir mesaj yolluyor, “Korkmasınlar, cesur olsunlar, ne istediklerini bilsinler ve peşinden gitsinler” diyor. Kaftancı, yaklaşan yerel seçimlerde de mahallesinin muhtar adayı olacak.

Kaftancı'nın hayatındaki en önemli rol model ise babası. Gaziantepli olan Kaftancı, “Küçük bir köyde yetiştik. Dokuz kardeştik. Orta gelirli bir Anadolu ailesinden geliyorum. Ancak çocukluk yıllarımızı ve dönemin sosyal şartlarını düşündüğümüzde özelikle babamın bizi çok modern yetiştirdiğini görüyorum. Babam bizi bisiklete bindirir, balığa götürürdü. Ortaokul yıllarımda tiyatro ile tanıştım. Üstelik ailenin hiçbir sorunundan ayrı tutulmadık. Bilakis herşeyin parçası olduk, sorumluluk aldık. Tüm bunlar yöneticilik ve girişimcilik için önemli oldu hayatımda. Bu yüzden her zaman diyorum ki çocuklarınızı korkak yetiştirmeyin. Özelikle kız çocuklarına, 'sen sus, kızlar konuşmaz, kızlar yapmaz' demeyin. Kız çocukları için aile figirü çok önemli. Ben her zaman şuna inanıyorum, baban kadar konuşursun bu hayatta” diyor.

Kaftancı şu anda sahibi olduğu Elsa Çelik Kapı'da aylık 1.500 - 2.000 arasında üretim gerçekleştiriyor. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde olan Elsa, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler nedeniyle üretimi rölantide tutuyor ancak Kaftancı, gelecek yılın iyi geçeceğine inandığını kaydediyor. Elsa’yı dünya markası yapacağını söyleyen Kaftancı, Elsa’nın hikâyesini ise iş hayatına ilk adım attığı günden başlıyor anlatmaya.

“İşinin efendisi olmak için, kölesi olman gerekiyor”

“İstanbul Üniversitesi’nde işletme okuyordum. İkinci sınıfa geçtiğimde evlilik yaptım, henüz 19 yaşındaydım. Evliliğim de ayrı bir hikâyedir. Biz görücü usulü evlendik. Hatta daha lisedeyken istemişlerdi beni. Başta evlenmeyi istemiyordum fakat zamanla anladım ki, eşim benim bu hayattaki en büyük şansım. Evlenmemle aynı dönemde de okuldan bir hocamın isteği ile işe başladım. Çanta imal eden bir firmaya girdim. Önce çalışandım, sonrasında hisse verdiler bana oradan ve kaldım. Böylece evlilik, okul, iş derken yapamadım. Birinden vazgeçmem gerekiyordu bende okulu bıraktım. Çalışmak ve üretimin içinde olmak çok keyifli geldi bana ve o günden sonra üretimden kopamadım. Eşim askerdi ve tayini ile 1998 yılında Kayseri’ye geldik, eşim 12. Hava üs bölgesinde çalışmaya başladı. Bense İstanbul’daki işi bırakmıştım ancak Kayseri’de de evde üç ay oturabildim. Biraz araştırma yaptım, Kayseri’de çelik kapı sektörünün önde olduğunu gördüm. Ardından da komşumun vasıtası ile sektöre ilk adımı bir çelik kapı firmasına ortak olarak attım. O tarihten sonra çok şey öğrendim iş hayatında. Yarı yolda bırakıldım, borç altında kaldım, battım, güvendiğim insanlardan zarar gördüm, aç yattığım geceler oldu ve nihayet bir şeyi çok iyi anladım: işinin efendisi olmak için, kölesi olman gerekiyor. Yaptığın işin her ayrıntısını çok iyi bileceksin ki, gerçek bir yönetici olabilesin. Bu süreçte üç dört trilyon batak ödedim. Her şeyimi sattım. Eşim işten çıkınca yanıma geldi, sabahlara kadar fabrikada benimle çalıştı. Kartonların üzerinde uyudu ve sabah tekrar kendi işine gitti. Bu dönemde en büyük dayanağım oldu. Bu süreçleri atlatarak 2008 yılına geldik ve işte nihayet Elsa’yı kurdum.”

“Genç rüzgarı ile Elsa'nın sürdürülebilirliğini sağlayacağım”

Arife Güler Kaftancı'nın iki oğlu var ancak onlar ticareti sevmedikleri için kendilerine daha farklı yollar çizerek ilerliyorlar. Çocukları devam etmese de Elsa'yı dünya markası yapma hayalinden vazgeçmediğini aktaran Kaftancı, “50 yaşıma yaklaştım ve kendimi artık tecrübeli görüyorum. Fabrika içinde ustalarımı yetiştiriyorum. Ayrıca dış ticareti iyi bilen, yabancı dili olan genç arkadaşlarla da görüşmeler yapıyorum. Gerekirse Elsa'da kar ortaklığı vereceğim onlara. Hem bu gençler için bir fırsat olacak hem de onların vizyonu ile Elsa dünya markası olacak. Genç rüzgarı ile Elsa'nın sürdürülebilirliğini sağlayacağım” diyor. Kaftancı için yanında çalışanlar da ailesinin bir parçası gibi oluyor. Onların özel hayatları, sorunları ve eğitimleri dahil herşey ile ilgileniyor. Kadınların ve gençlerin toplumsal ve ekonomik haytatta daha fazla söz sahibi olması gerektiğine inanıyor. Kaftancı, “Kimse birilerini dönüştürüp topluma kazandırma derdinde değil. Ben bir çocuğu aldım işe, çocuk uyuşturucu kullanıyormuş. İstanbul'da o lanete bulaşmış. Dedim sen iyileşmek istiyor musun? Evet dedi. Bende aldım işe, tedavisini yaptırdık ve topluma kazandırdık. Şimdi evli ve çalışma hayatına devam ediyor. Şimdiki zamanın moda kavramı sürdürülebilirlik. Her şirket bu kavramın adı altında birşeyler yapıyor. Ancak çok az kişi gerçek anlamda insanlığı önemsiyor. Gerçek sürdürülebilirlik, önce insanlık için çalışmayla olur. Ayrıca öğrencilere burs vermeli ve onların eğitimi için elimizden geleni yapmalıyız. Bu konuda herkesi farkındalık duymaya davet ediyorum” sözlerini kaydediyor.

“Gerçekleştirmek istediğim çok fazla hayalim var”

Arife Güler Kaftancı'nın iş dışındaki hayatı da oldukça renkli ve çeşitli aktivitelerle dolu. Yaklaşan yerel seçimlerde mahallesinden muhtar adayı olacak ve hayatının hemen her aşamasında ise tiyatro yer alıyor. Ayrıca Hollanda'dan ödül amış senaryosu da var. Yazma eylemini düzenli devam ettirdiğini söyleyen Kaftancı, “Okumak ve yazmak insana hayatın içinde dinlenecek bir köşe sunuyor” diyor. Tiyatro ekipleri içinde de bir yazar kadrosu da bulunuyor. Tiyatro etkinliklerini sosyal sorumluluk projeleri ile birleştiren Kaftancı, “Tiyatro benim için bir tutuku ancak bunu artis olma hevesi ile yapmıyorum. Gençleri yetiştirmek ve sosyal sorumluluk projeleri ile topluma küçükte olsa bir katkı sunmayı istiyorum. Doğumumdan 14 gün sonra bebeğimle bile sahneye çıktım. Gaziler için bir oyunumuz vardı. Son oyun günü oyunculardan biri gelmedi ve hadi Arife dedim, sen yaparsın, çıktım ve oynadım. Tiyatro ile ilk kez ortaokulda tanıştım. Gür sesliydim, en ön sırada sunum yapan, İstiklal Marşı okuyan, şiir yorumlayan hep ben olurdum. Sonraları bende vazgeçilmez bir tutku oldu. Gaziantep Üniversitesi'nden drama eğitmenliği ve usta tiyatro eğitmenliği belgesi aldım. 9 senedir Kayseri'de Talas Belediyesi'nde ve Erciyes Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nde tiyatro topluluklarında hocalık yapıyorum. Yine sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Kartal Cezaevi'nde de oynadık. Şu anda ise tiyatroyu koruma ve yaşatma derneğini hayata geçiriyoruz ve oradan aldığımız gelirleri tamamen öğrencilere burs vermeye ayırıyoruz” diyor.

1998 yılında Kayseri'ye geldiği zaman insanların oyunları sakız fırlatarak seyrettiğini kaydeden Kaftancı, “Tiyatro kültürü yoktu. Bizimle birlikte biraz biraz arttı. Eğer bir farkındalık oluştuysa toplumda, bu bile beni çok mutlu eder. Gerçekleştirmek istediğim çok fazla hayalim var. Zaman alıyor, zor oluyor ama severek yaptığım için bunları hissetmiyorum. Herkese tavsiyem; sevdikleri işi yapsınlar. İnandıkları şeyden vazgeçmesinler." açıklamasında bulunuyor.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.