'Yükselen Pazar'lara ne oluyor?

Osman ULAGAY
Osman ULAGAY DÜNYA GÖZÜ

 

Dünya'ya merhaba. Değişimin tek değişmeyen gerçek haline geldiği bir dünyada yaşarken, düşündüklerimi ve hissettiklerimi Dünya okurlarıyla paylaşmak fırsatını bulduğum için heyecanlıyım. 

Değişim ve paylaşmaktan söz edince geçen cumartesi günü yaşadığım bir olay geldi aklıma. Levent'te her zaman alışveriş ettiğim şarküteriden bir şeyler alırken, ilgi alanımı her nasılsa keşfedip bana ilginç sorular yöneltmeyi adet haline getirmiş olan et bölümündeki arkadaşın güncel sorusuyla karşılaştım: "Amerika gerçekten borç ödeyemez duruma düşecek mi sizce? Olacak iş mi bu?" 

Ona ayaküstü bir şeyler anlatmaya çalışırken ister istemez ekonomi gazeteciliği yapmaya başladığım 1980'li yılları hatırladım ve o zamandan bu yana her şeyin ne kadar çok değişmiş olduğunu düşündüm. 'Yükselen Pazarlar' deyimi de ilk kez o yıllarda kullanıldı galiba ama bu deyimle anılan ülkelerin öneminin artması ve kapsam alanının genişlemesi için 2000'li yıllara kadar beklemek gerekti. 

'Yükselen Pazarlar' nasıl yükseldi?

Daha önce "az gelişmiş" ya da "gelişmekte olan" deyimleriyle anılan ülkelerle zengin – gelişmiş ülkeler arasındaki gelir uçurumu 1950 – 2000 yılları arasında kapanmak şöyle dursun, daha da arttı. Zenginlerle aralarındaki gelir farkını kapatmayı başaran bazı 'yükselen' ülkeler vardı ama onlar azınlıktaydı. Bu olgu ancak 2000'lerden itibaren, küreselleşme sürecinin de etkisiyle yaygınlaştı ve geriden gelenlerin büyüme hızı, öndekilerin, yani zengin ülkelerin büyüme hızının çok üzerine çıkmaya başladı. 
IMF'nin Nisan 2013'te yayınlanan World Economic Outlook raporunda yer alan verilere göre, 1995 – 2004 döneminde 'Yükselen Pazar' ülkeleriyle 'Gelişmekte Olan' ülkelerin bir bütün olarak yıllık ortalama büyüme hızı, zengin – gelişmiş ülkelerin ortalama yıllık büyüme hızının 2.1 puan üzerindeyken bu fark 2007 ve 2008'de 6.0 puana, 2009'da ise 6.2 puana kadar yükseldi. Küresel krizin öncelikle zengin ülkeleri vurması bu sonucun ortaya çıkmasında belirleyici oldu. 'Yükselen Pazar' ülkelerinin hızlı tırmanışı 2003'te başladı ve dünya ekonomisindeki payları % 20'den % 34'e yükseldi. 

Yükselişin sonu mu?

Ancak bu 'arayı kapatma' sürecinin 2011'den itibaren yavaşlamaya başladığını, küresel krizde büyük darbe yiyen ABD ve Avrupa ekonomilerinde kırılgan da olsa toparlanma belirtileri ortaya çıkarken, 'Yükselen Pazar' ülkelerinde büyümenin ciddi biçimde yavaşlamaya başladığını görüyoruz. 

Rushir Sharma ve Ricardo Hausmann gibi bazı ekonomistlerin analizleri, bu yavaşlamanın yalnızca konjonktürel faktörlerden kaynaklanmadığını düşündürüyor. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 'Yükselen Pazar' ülkelerinin bir 'altın dönem' yaşamasında etkili olan faktörlere baktığımızda:

• Bu ülkelere akan özel yabancı sermayenin yılda 200 milyar dolardan 1,200 milyar dolara kadar tırmanmasının,
• Brezilya ve Rusya gibi ülkelerin petrol ve diğer temel ham maddelerin fiyatlarındaki sıçramadan büyük ölçüde yararlanmasının,
• Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelerin paralarının ABD Doları'na karşı değer kazanmasının, 
• Kırsal kesimdeki ve atıl durumdaki işgücü kaynaklarının devreye sokulmasının belirleyici olduğunu görüyoruz.
Şimdi gelinen noktada 'Yükselen Pazar' ülkelerinin salt bu faktörleri kullanarak yüksek büyüme hızlarını korumaları giderek zorlaşıyor. Ayrıca, Türkiye gibi kişi başına geliri 10,000 doları aşan ama orada çakılıp kalan ülkelerin hızlı büyümeyi sürdürmek ve bu eşiği aşmak için farklı faktörleri devreye sokmaları gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar