10 °C
Güventürk GÖRGÜLÜ
Güventürk GÖRGÜLÜ PAZARLAMA 3.0 guventurk@portakalonline.com

Artık ana akım medya değil ana akım gazeteci var

Birkaç haftadır “Medyada ana akım” tartışması üzerine bir şeyler yazmak istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Şimdi kısa da olsa ana akım tartışmasıyla ilgili birkaç saptamada bulunmak istiyorum.

Belki izlemeyenleriniz vardır, “Ana akım medya” üzerine son tartışma, gazeteci arkadaşımız Kadri Gürsel’in TV’deki bir söyleşisiyle alevlendi. Gürsel bu söyleşide özet olarak; aktivizmle gazeteciliğin zaman zaman karıştırıldığını, gazetecinin dava insanı olmaması gerektiğini, profesyonelce, mesleki standartlara ve etik ilkelere uygun olarak habercilik yapmanın ancak ana akımda mümkün olabileceğini belirterek, kendisini de her zaman ana akım gazetecisi olarak gördüğünü ekliyordu.

Çok kısaca özetlemeye çalıştığım bu görüşün ayrıntısına Google aramasıyla kolayca erişebilirsiniz. Kadri Gürsel’in bu sözlerinin ardından, gazeteci arkadaşlarımız Fatih Polat, İrfan Aktan, Mehveş Evin, Ümit Kıvanç, akademisyen Ceren Sözeri de tartışmaya katılarak ana akım tanımının ne olduğu, ana akımın gerçekten var olup olmadığı, Gürsel’in saydığı standartlara sahip gazetecilerin yalnızca ana akımda yetişip yetişmeyeceği gibi konularda görüşlerini belirttiler. Eğer medya ve gazetecilik üzerine kaliteli bir tartışma ilginizi çekiyorsa, tek tek bu isimlerin yanına “Ana akım” yazarak Google aramasıyla erişebilirsiniz. Bazılarını kişisel olarak da tanıdığım ve tamamının görüşlerine değer verdiğim bu meslektaşların başlattığı ana akım ve gazeteci tartışmasına biraz daha değişik açıdan, naçizane bir katkı sunmak istiyorum.

“Ana akım medya” dediğimiz şey aslında, “Kitlesel üretim, kitlesel iletişim ve kitlesel tüketim”in söz konusu olduğu endüstri toplumu çağına ait kavramlar. Yani “Kitle iletişimi” çağında, toplumun çoğunluğunu etkileyebilecek güce sahip medya organlarını tanımlamak için bulunmuş bir sıfat… Bu hatırlayacağınız üzere Seth Godin’in “Televizyon endüstriyel kompleks” diye tanımladığı modelin ta kendisi. “Ana akım”ın “Ana akım” olabilmesi için de bazı niteliklere sahip olması gerekiyor.

Bunlardan en önemlisi ve olmazsa olmazı elbette toplumu etkileme gücü. Yani ana akımda çıkan bir haberin, yorumun, görüşün toplumda gündem yaratabilmesi, gerektiğinde toplumun gündemini değiştirebilmesi.

İkinci özellik ise “Ekonomik sürdürülebilirlik”. Kitlesel medya organları da endüstriyel üretim yaptıklarına göre, buna uygun bir ekonomik modele sahip olmaları son derece doğal. Yani kâr edebilmeliler, ettikleri kârla müşterilerine daha kaliteli ürün sunmak için işlerine daha fazla yatırım yapabilmeli, gerektiğinde yatay ve dikey olarak tekelleşip gelirlerini artırabilmeliler. Yanlış anlaşılmasın diye tekrarlayayım; bu özellikleri kendi adıma onayladığım için değil, endüstriyel çağda ana akım kavramının nasıl tanımlandığını hatırlatmak için sayıyorum.

Gelelim bugünkü ana akım tartışmasının belkemiğini oluşturan üçüncü unsura. Evet, ana akımın üçüncü unsuru olarak da “Mesleki standartları” saymak yanlış olmaz. Zira “Endüstri toplumu” aynı zamanda standartlar toplumudur ve tüm üretimin belirli asgari özellikler çerçevesinde standardize edilmesi amaçlanır. Nitekim endüstri toplumunun bu amaca ulaşması endüstri sonrası toplum aşamasının başlangıcı olmuştur.

Gazeteciliğin, kitle iletişim çağında ortaya çıkan bu kuralları ve standartları bugün hâlâ mesleki tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Kadri Gürsel ve diğer arkadaşlarımız ana akımı tartışırken, ana akım medyanın kim olduğundan ve nerede olduğundan çok, haberciliğin bu kurallarını kimin daha iyi uyguladığını tartışıyorlar aslında.

Peki, “Kitle iletişim” çağının geride bıraktığımız günümüzde “Ana akım” tartışması ne kadar anlamlı?

Örneğin eski ekonomik sürdürülebilirlik modeli ciddi olarak çözülmesine rağmen bunun yerine henüz yeni bir model geliştirilebilmiş değil. Yani eskiden ana akım diye adlandırdığımız medya kuruluşları artık eski endüstriyel modelden para kazanamadıkları gibi yeni bir ekonomik modeli de tam olarak ortaya çıkarabilmiş değiller.

Peki, gündem belirleme gücü? Türkiye gibi ana akımın en zayıf olduğu yerlerden başlayarak en güçlü olduğu Anglosakson modeline doğru ana akımın toplum gündemini belirleme gücü de giderek zayıflıyor. Bu durumda ana akımı ana akım yapan bir tek şey kalıyor o da evrensel gazetecilik standartları ve kuralları. Peki, bu kurallar zaten bütün dünyada çözülmekte olan “Ana akım medya” içinde ne kadar hayat buluyor?

Sözü çok uzatmadan kısaca ifade etmem gerekirse bugün ana akımı temsil eden medya kuruluşlarından çok ana akımı temsil eden gazetecilerden söz etmemiz gerekiyor. Bu gazetecilerin çok ama çok büyük bölümü de halihazırda Twitter’da bu standartları yaymaya ve yaşatmaya çalışıyor. Nitekim Kadri Gürsel’in de “Ben kendimi hala ana akım gazetecisi olarak görüyorum” demesi boşuna değil. Evet, Twitter habercilik açısından belki tek başına sürdürülebilir bir ekonomik model sunmuyor, bunun yanında yalan ve yanıltıcı haberlerle dolu olduğu da ortada. Ama ne olursa olsun hem ana akım gazetecilerin varlığı hem de zaman zaman ana akım haline gelebilen yurttaş gazeteciliğinin gelişmesiyle Twitter toplum gündemini belirleme gücü açısından eski ana akımın yarattığı boşluğu dolduran tek mecra durumunda. Bu nedenle ana akım tartışması yapacaksak tam bu noktadan başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap