20 °C
Fatoş Karahasan
Fatoş Karahasan Markalar & İçgörüler fkarahasan@gmail.com

Doktorlar kendi işlerini bırakıp girişimciliğe yöneliyor

Ülkemizin en önemli küresel iletişim gruplarından WPP, 7 Ekim’de İstanbul’da “Cofuture Stream Bosphorus” isimli çok yaratıcı bir etkinlik düzenledi. Boğaziçi’nde Şehir Hatları’na ait Fahri S. Korutürk Vapuru iki binden fazla kişiyi ağırladı. Gün boyunca medya, iletişim, teknoloji, yönetim ve yaratıcılık konularında çok değerli konuşmacılar görüşlerini paylaştılar. Eğlence ve bilgi dolu bir gün yaşandı.

“Cofuture Stream Bosphorus”un konuşmacıları arasında Ogilvy’nin Sağlık alanındaki dijital çalışmalarının başı olan Ritesh Patel de vardı. Ogilvy’nin “ Chief Digital Officer”ı (Health & Wellness) Ritesh Patel’le Dünya için özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dijital ve sosyal medyanın öncü isimlerinden Ritesh, 1990’lardaki ilk “dot com boom” döneminden bu yana dijital dünyanın içinde olan bir profesyonel. 2014 yılında Ogilvy CommonHealth’e katıldı. Şu anda Ogilvy Consulting bünyesinde çalışıyor. Ritesh, “Global Health & Wellness” alanındaki büyük markalara danışmanlık yapıyor. Mount Sinai gibi büyük sağlık sistemlerinin yanı sıra, pek çok ilaç şirketi ve kar amacı gütmeyen UMA ve AAFA.org gibi kuruluşlara danışmanlık hizmeti sunuyor:

Sağlık alanında teknoloji ne tür gelişmelere yol açıyor?

Yapay Zeka, yeni cihazlar, giyilebilir teknolojiler sağlık alanında pek çok yeni çözüm gelişiyor. Örneğin, ultrason cihazları… Bugün eğer hamileyseniz, ultrason için bir hastaneye gitmeniz gerek. Orada, iki hemşire sizinle ilgileniyor ve çok gelişmiş bir cihazla ölçüm yapılıyor. Bu cihazların fiyatı 35-40 bin dolar civarında. Geçen yıl, iki genç radyolog doktor, küçük bir ultrason geliştirdiler. Butterfly Network isimli sistemin bir parçası olan bu cihaz kolayca taşınıyor. https://www.butterflynetwork.com/ 

Peki bu trend yaygınlaşıyor mu?

Başta ABD olmak üzere, pek çok ülkede doktorların mesleklerini yapmayı bırakıp, girişimciliğe yöneldiğini gözlemliyoruz. Doktorlar, “Benim tıp uzmanlığım var, teknolojinin kullanımı da çok kolay, bu ortamda ne yapabilirim?” diye düşünüyorlar.

Günümüzde teknoloji erişilebilir ve kullanımı kolay. Amazon’dan yapay zeka kullanmak isterseniz, ayda 9.99 dolara hizmet alabiliyorsunuz. İnternet uzmanlarıyla çalışmaya ihtiyacınız yok.

Başka ne gibi örnekler var?

Doktorların geliştirdiği bir başka örnek, ağ bağlantılı bir termometre olan Kinsa. Bir pedatrist tarafından yaratılan Kinsa tüketicilere satılıyor. Özellikle anneler satın alıyor. Derece internet aracılığıyla doktorunuza bağlanabiliyor. Böylece, diyelim sabahın ikisinde bebeğinizin ateşini ölçebiliyor ve sonucu doktorunuza gönderebiliyorsunuz. O da size ne yapacağınızı söyleyebiliyor. Bu toplanan veriler, ayrıca herhangi bir bölgede bir salgın vakası olup olmadığı konusunda da tahmin yapma fırsatı sunuyor. https://www.kinsahealth.com/lp/se/1 

Sistem nasıl çalışıyor?

Sistem çok basit. Cep telefonundaki bir aplikasyon, bir cihaza bağlanıyor böylelikle toplanan veriler, trendlerin gözlemlenmesinde kullanılabiliyor. Derece, ABD’de CVS, Walgreen’s, Target gibi kuruluşlarda satılıyor. CVS, bu verilerle ABD’deki grip salgının yayılışını tahmin etti. Yarattıkları bir programla çerçevesinde okullara ücretsiz termometre dağıttılar. Toplanan veriler, hangi bölgede salgın başladığını görme ve müdahale etme imkanı sundu.

Dünyanın ilk yapay zekalı steteskopu

Steteskop örneğin. Araştırmamı yaparken gördüm ki, steteskop 1864 da icat edilmiş. Tüm doktorların bugün bile kullandığı steteskop Dr. Littmann tarafından 1964 da güncellenmiş. Bu steteskopların fiyatı 300 dolara kadar çıkabiliyor. Ancak, 1964’den beri değişim geçirmemiş bu cihazı, iki genç doktor değiştirdi. Stethee https://www.stethee.com/ isimli bir cihaz yarattılar. Küçük bir cihaz. Dört mikrofonu ve çok daha üstün ses kalitesine sahip. Bir de aplikasyonu var. Yakında bu cihazı pazara sunacaklar. Modern bir steteskop olacak

Butterfly’a benziyor öyküsü…

Butterfly da benzer bir cihaz. Ultrason makinelerde olan hassas kameralara sahip. İlginç olan şu ki ilk elli bin ürünü doktorlara değil, hamile annelere sattılar. Her ay 10 bin kişi cihazı almak için sırada bekliyor. Anneler kendi ultrasonlarını kendileri yapıyor. Jinekoloğa gitmelerine gerek kalmıyor.

Tüm yapı değişiyor yavaş yavaş…

Son gelişmeler, sağlık hizmetlerinin sunuluşunu ve maliyetini değiştiriyor.
Bu cihazların tüketiciye doğrudan satılması,, bizim sağlık hizmetlerine bakışımızı değiştiriyor. Ultrason için, bir cihaza ve iki hemşireye ihtiyacınız kalmıyor.

Hükümetlerin sağlık politikaları da değişecek doğal olarak…

Eveti örneğin, Singapur’da hükümet diyabet riski taşıyan 50 bin hastaya fitbit dağıttı. Pre-diyabet döneminde ölçümler yapacaklar.

Diyabetli bir hastanın maliyeti 100 binlerce Singapur doları. Bunun yerine size 200 dolarlık bir fitbit veriyorlar, siz kendi sağlığınızı kendiniz kontrol ediyorsunuz.

Soru şu: “Şimdi 200 dolar mı harcamalı? Yoksa 4 yıl sonra birkaç yüz bin dolar mı?
Hükümetler bunun üzerine çalışıyorlar.

Kanada’da, ABD’de sağlık sisteminde çalışan kuruluşlar, hastane dışında nasıl hizmet verebilecekleri sorusuna yanıt arıyorlar.

Neyi sorguluyorlar?

“Modeli değiştirmek için ne yapmalıyız? İnsanlar bize geleceklerine, biz nasıl onlara gidebiliriz” sorularını soruyorlar.

“Teknolojiyle ne yapılabilir?” diye soruyorlar.

Örneğin, sanal hemşirelerle çalışmalar başladı.

Molly adı verilen bir uygulama var. Hastaya bir tablet bilgisayar ve bir EKG cihazı veriliyor. Molly, sabah uyandığınızda sizi “EKG ölçüm zamanınız geldi” diye uyarıyor. Siz de EKG ölçüm bandını kolunuza takıyorsunuz.

Cihaz tansiyonunuzu ölçüyor, verileri hastanenize gönderiyor, Hemşirelere, hastaneye gitmeye ihtiyacınız kalmıyor.

Şu günlerde en çok hangi tür çalışmalar yapılıyor?

Tıp dünyası şu anda bir kaç sorun üzerinde çalışıyor. Birincisi, sağlık konusunda internetteki yanlış, eksik bilgi. İnsanlar doktora gelirken, Google’de hastalığı araştırmış oluyor. Genellikle de korkutucu ve ürkütücü yazılarla karşılaşılıyor. Bu konuda yeni çalışmalar var. Hasta semptomlarını giriyor, yapay zeka ona bir doktorun soracağı türden sorular yöneltiyor. Sonra ulusal sağlık veri tabanından bir açıklama bularak size bir cevap veriyor. İkinci noktaysa, uzaktaki noktalara sağlık hizmetinin nasıl götürüleceği.

Siz dijital konularda uzman bir yönetici olarak hangi temel trendleri gözlemliyorsunuz?

İlk trend:
Doktorlar işi bırakıyor. İnovasyon alanına giriyorlar.

İkinci trend:
Büyük şirketler daha önce hiç düşünülmeyen alanlara yatırım yapıyor. 

Giyilebilir cihazlarda durum ne?

Giyilebilir cihazlarda, tüketicilere yönelik olanlar değil, klinik olanlar gelişiyor
Örneğin, Apple Watch pazara ilk girdiği için Apple’deki veri derinliğine başka bir şirketin erişmesi ve onunla rekabet edebilmesi mümkün değil.

2015’te bütün yatırımlar tüketicilerin kullandığı ürünlere gidiyordu. Fitbit gibi.
O ürünler kişilerin aktivitelerini kayıt ediyordu.

Şon dört senede Google ve Apple gibi iki çok büyük kuruluşun pazardaki hakimiyeti arttı. Kendi cihazlarıyla pazara girdiler. “Ya modelini değiştirirsin, ya da yok olursun” yaklaşımıyla giyilebilir teknolojiler konsolide oluyor. Büyükler daha da büyüyor.

Görünen o ki tıp dünyası büyük bir işsizlik sorunuyla kaşı karşıya kalacak…

İnsanlar gidince ne olacak?

Her şeyin, 17 yaşındaki çocuğuma söylediğim gibi bir iyi bir kötü yanı var. Soru kötü olanı nasıl azaltabilir, nasıl engelleyebiliriz? Buna odaklanmak gerekiyor.

Makineler doktorların yerine geçmeyecek

Yapay Zeka bir asistan. Size iş yapma biçiminizi değiştirme fırsatı sunuyor.

Hala cerrahlara ihtiyacımız var.

Ama belki yakında bir radyoloğa ihtiyacımız kalmayabilir.

Doktorlar hangi yeni becerileri geliştireceklerine bakmalı.

Feyyaz Berker’in eğitim aşkı

Cumhuriyet’in ilk nesil iş insanlarının çok önemli bir ortak noktası var. Hepsi “Önce vatan” düşüncesiyle çalıştılar ve kazandıklarını ülkemize hizmet için sosyal yatırımlara dönüştürdüler. Onları vefa, saygı ve rahmetle anıyoruz. Feyyaz Berker de bu isimlerden birisi.

Geçtiğimiz hafta, Boğaziçi Üniversitesi Tekfen işbirliğinin anlatıldığı bir toplantıda, Tekfen’in kurucu ortaklarından rahmetli Feyyaz Berker’in yaşamını anlatan kısa bir film izledik. Onun eğitime verdiği büyük destek sayesinde gerçekleşen projeler hakkında bilgi aldık.
Feyyaz Berker, öğrenim gördüğü Boğaziçi Üniversitesi’ne pek çok katkıda bulunmuş. Üniversite’deki Orta Saha’nın çimlendirilerek sosyal yaşam alanı haline getirilmesi, 1’inci Erkek Yurdu binasının güçlendirilmesi, üniversitenin bilim ve kültür kaynaklarının zenginleştirilmesi gibi projelere destek vermiş. Tekfen’in Boğaziçi Üniversitesi’ne desteği Feyyaz Berker’in vefatından sonra da devam etmiş.

Tekfen Vakfı’ndan Boğaziçi Üniversitesi’ne büyük destek

Tekfen Vakfı, bu yılın başında, Boğaziçi Üniversitesi Vakfı bünyesinde kurulan “Tekfen Vakfı Akademik Araştırma Destek Fonu” ile Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Komisyonu tarafından belirlenen BÜ Akademik Araştırma Projelerine 1.500.000 TL’lik bir şartlı bağışta bulundu.

Türkiye genelinde her yıl 550 öğrenciye burs sağlayan Tekfen Vakfı’nın Burs Programı çerçevesinde bu öğrencilerin her yıl 100’e yakını Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi oluyor. Tekfen Vakfı, bursiyerlerine, staj imkânı ve mentorlük desteği sağlıyor.

BU+ kapsamındaki Boğaziçi Chronicles, Boğaziçi Lectures Feyyaz Berker Series ve Açık Ders etkinliklerine sponsor olan Tekfen, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencilerine değil, dijital ortamda tüm ülkemize eşsiz konuşmacılarla buluşma imkanı sunuyor.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap