Döviz Kuru ve Faiz Oranı: Piyasa ile Savaş Olmaz

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Türkiye 2018’in ilk altı ayını, döviz kuru ve faiz oranını konuşarak geçirdi/geçirecek. Seçim sonuçlarına göre, bu süreç yılın tamamını da kapsayabilir.

Faiz oranları ve döviz kuru birer fiyattır. Dolayısı ile dövize yönelik talep ya da arz, döviz kurunu belirlerken, ödünç verilebilir fon arzı ve fon talebi de faiz oranını belirlemektedir. Elbette, her iki fiyat içinde farklı tanımlamalar söz konusudur. Hatta farklı teoriler bile bulunmaktadır. Ama işin yaptığımız tanımda gizlidir. Dolayısı ile bir ülkede eğer döviz talebi artıyorsa ve döviz arzı da bunu karşılamıyor ise döviz kurunun artması normal bir sonuçtur. Devlet eğer bu mekanizmayı istemeyip, bu kuru kendi belirlerse (Biz buna sabit döviz kuru diyoruz.) ve eğer bu, politika sermaye hareketlerinin tam akışkan olduğu bir ülkede uygulanırsa sonuç kriz olur (Örneğin 2001, Türkiye ve Arjantin krizleri).

Likidite bolluğundan gelen para inşaata gitti

Türkiye, 2001 krizi sonrası esnek döviz kuruna geçti, dünyadaki likidite bolluğunu kullanabileceği kadar kullandı ve ne yazık ki bunun önemli bir kısmını da dış ticarete konu olmayan inşaat sektörüne yatırım yaparak değerlendirdi. Bu süreçte, ülkeyi idare edenler kentsel rant kaynaklı zenginleşmeye karşı olanları ve çevre duyarlılığı olanları hep ötekileştirdi. Kentler inşaat alanlarına dönerken, ayın zamanda inşaat sektörü en fazla iş cinayetinin işlendiği sektör oldu. İşçiler, çalışanlar değersizleştirildi.

Bankacılık sektörü bu süreçte sermaye hareketlerinin yurt içinde dağılımında kilit rol oynadı. Finansal derinleşme katsayısı %1’in üzerine çıktı, 1,17’leri gördü. Sermaye hareketindeki artış aynı zamanda 2006 yılından bu yana uygulanan enflasyon hedeflemesi odaklı para politikasının işlemesini 2015 yılına kadar kolaylaştırdı. Yurtdışındaki para bolluğu, Türkiye’ye döviz girişini artırdı, düşük kur ithalata bağımlı Türk sanayisinin de fiyat artışlarını engelledi, sonuçta bu kur enflasyonun tek hanelerde kalmasını sağladı.

Eş-dost kapitalizmi ülkemize egemen oldu

Bu sürecin sonunda cari açığın 60-70 milyar doların üzerine çıktığı yıllar oldu. 2007 yılında başlayan kuralı ve kulvarı olmayan crony kapitalizm süreci, 2010 Anayasa değişikliği ile güçlendi, 2014 yılından sonra ülkemize tümüyle egemen olurken, 2016 yılı Anaysa değişikliği ile oligarşi-oligark ilişkisi ülkenin siyasi ve iktisadi mekanizmasını da işlemez hale getirdi.
Türkiye, 2018 yılında yeni bir seçim sürecine girerken, artık ne para politikasında ne de maliye politikasında hiçbir kuralı kalmadı. Bunun üzerine gelen, küresel likidite hacmindeki daralma ve artan politik riskler bugünkü ortamı yarattı (Tek parti iktidarını ekonomik ve politik istikrar için yeterli gören sermaye sınıfının da akıl tutulması içinde olduğu bir kere daha kanıtlandı). Geldiğimiz bu noktada döviz kurlarının en azından kısa dönem için artmasını engellemek için, yani kurumcu ve kuralcı bir düzenleme yapılana kadar Taylor kuralı gereğince faiz oranları arttırılmalıydı. Bu da yapılmayınca TCMB faizleri arttırmasa bile piyasa arttırdı, üstelik döviz kuru artışı da engellenemedi.

Şimdi can alıcı soruya gelelim. Bu döviz kuru artışı nasıl engellenebilir?

TCMB çarşamba günü geç likidite penceresinden borç verme faiz oranını %13,5’tan 16,5’a çıkardı. Bunun döviz kuru üzerindeki etkisi neredeyse hiç olmadı. Çünkü TCMB, para politikasında aracı olarak kullanması gereken politika faiz oranını (bir hafta vadeli repo faiz oranını) kullanmıyor. Bu da bir anlamda TCMB’nin kur artışını seyrettiği anlamına gelir. Hükümetin yan kuruluşları (Ör. BIST’in döviz satışı yapması gibi) kurumları kullanması anlamlı değildir. Üstelikte bunlar TCMB’yi işlevsiz kılmakta, uluslararası piyasalara bağımsızlığının kalmadığını göstermekte.

Yeni hükümet bunları yapmalı!

Seçimlere bir ay kalmışken, iktisat politikalarında yapılması gerekenin hükümet tarafından yapılmayacağını biliyoruz. Umarız seçim sonrası gelen yeni hükümet;

1. Kısa dönemde Taylor kuralına bağlı kalır,

2. Kısa vadede yani 2018’in kalan aylarında sıkı bir maliye ve para politikasına geçer,

3. Orta ve uzun vadede, yeni bir anlayışla (Geçmiş yıllardan farklı olarak) planlı ekonomiye geçer. Tarım gibi kaybedilen sektörleri yeniden ekonomiye kazandıracak politikalar üretir.

4. Türkiye’deki eğitim modelinin ekonomi ile bir ilişkisi kalmadı. Bunu artık herkes kabul etmekte. Nasıl olduğunu görmek için Almanya gibi, Finlandiya gibi, İsveç gibi ülkelerin eğitim modelleri ülkemize hızla uyarlar,

5. Türkiye ekonomisi sanıldığının üzerine liberal bir ekonomi değildir. Devlet güçlüdür idare edicidir, Rant yaratmakta, rantiyerleri kollamakta. Bu yapılanmayı tersine çevirmek için yeni anayasa ihtiyacı daha şimdiden doğduğu fark eder,

6. Bu anayasa devleti, şeffaf ve hesap verebilir hale getirirken, AB kriterlerine uygun bir yasal düzenlemelere girişilmesinin yolunu açar.

Bu öneriler tüm partilere

Bu önerilerimiz sadece mevcut hükümete değil tüm siyasi partilere yöneliktir. Sıradan yurttaşa hoş görünmek için sürdürülen popülist söylemler, uyguladıkları politikalar ülkeyi bu hale getirdi. Benim gibi sıradan yurttaşlara düşen görevde, başımızı kuyudan çıkarıp Midas’ın kulakları uzun demektir.

Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesine Teşekkürler.

Bu yazıyı İbn-i Sina hastanesinde ağır bir ortopedik ameliyat sonrası odamdan yazıyorum. Bu kadar olumsuzluğun olduğu bir ortamda ortopedi servisi çalışanlarının sadece bana karşı değil, diğer hastalara karşı da gösterdikleri hassasiyet ve davranış beni umutlandırdı. Gelecek açısından hala yapılabilecek güzel şeylerin olduğunu ve bunların da güzel insanlar tarafından yapılacağı yönündeki düşüncemi perçinledi.

Ameliyatımın başlangıcından bugüne değin, sağlığıma kavuşmam için gösterdikleri çaba ve emek için, başta ameliyatımı gerçekleştiren Prof. Dr. Bülent Erdemli, Uzm. Dr. Hakan Kocaoğlu ve diğer ekip çalışanlarına teşekkür ediyorum. Yine ameliyat sonrasında ortopedi servisinde tedavi görürken sağlığıma kavuşmam için emeklerini esirgemeyen hemşireler Hülya Can’a, Özge Atay’a, Gülşah Ertunç’a, Sıla Kırlangıç’a ve diğer tüm çalışanlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Biden ekonomisi 22 Ocak 2021
Yeniden AB sevdası 15 Ocak 2021
Altınla dans 13 Kasım 2020
AB ile kavga... 06 Kasım 2020
Döviz kuru sahipsiz 30 Ekim 2020