8 °C
Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Gençler güvenmiyor

Güven sözcüğü çoğu zaman güvenme, memnun olma sözcükleri ile eş tutulur. İngilizcede de trust (güven) ve confidence (güvenme, memnuniyet) sözcükleri eş anlamlı kullanılır. Ancak arada ince bir fark bulunmakta (eskilerin değişi ile nüans) güven sözcüğü aynı zamanda inanmayı da gerektirmekte ve tekil bir kavramdır. Çocuklar annesine güvenir, bu mutlu olmaktan öte bir duygudur. Çünkü çocuk annesinin kendisini yansız-çıkarsız sevdiğini bilir (dolasıyla güven kavramı sevgiyi de içerir). Biz büyükler içinde olumsuz bir durumda arkamızı yaslayacağımız kişi güven (trust) duyduğunuz kişidir. Akşam milli içkimiz ayran içtiğimiz kişi ile birlikte olmaktan memnuniyet duyarız, ancak burada güven ikincil değerdir.

Diğer yandan biri birimize olan güvenimiz aynı zamanda toplumun sosyal sermayesidir.

Bundan dolayı güven duygusunun yüksek olduğu ülkelerde şirketlerde ortaklıklar olur, biz deki gibi ağırlık aile şirketleri olmaz.

OECD’nin bu konuda yapmış olduğu bir çalışmaya göre, Örgüt üyesi ülkeler arasında Türkiye insanların biri birine en az güven duyduğu ikinci ülke. Türkiye’nin önünde Slovakya var. Hemen arkasında ise Meksika bulunuyor. Biri birine en çok güvenenlerin çoğunluğu Kuzey Avrupa ülkeleri; Danimarka, Hollanda, Finlandiya, İsviçre ve İzlanda.

Sondan 4'üncü sıradayız

Gençlerin (15-29 yaş gurubu) biri birine olan güven katsayılarında da durum hemen hemen aynı. Türkiye sondan dördüncü sırada. Gençlerde biri birine en çok güvenin olduğu ülke sıralamasında yine bir değişiklik yok. Kuzey Avrupalılar ön sırada.

Bu verileri incelenince doğal olarak kendi kendimize sormamız gerekiyor. Neden biri birimize güvenmiyoruz? Geleceğimizi emanet ettiğimiz gençler neden biri birine güvenmiyor.

Güvenin en düşük olduğu ülkeler dindar ülkeler. Güvenin en yüksek olduğu ülkeler dindarlığın en düşük olduğu ülkeler. Bunu da ülkelerde insanların ibadete gittikleri gün sayısı ve dindarlık oranı ile ölçüyoruz. Kuzey Avrupa ülkeleri kiliseye en az gidilen ve dindarlık oranı düşük olan ülkeler (örneğin İsveç’te kendini dindar kabul edenlerin oranı sadece %29.

(Kaynak:https://sweden.se/society/10-fundamentals-of-religion-in-sweden/. Türkiye’de ise dindarlık oranı %74 düzeyinde.

(https://www. herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dunyada-turkiyede-dindar-nufus-agirlikta).

Türkiye gibi son on beş yıldır eğitimini dine yaslayan, gençlerin yetişmesinde önceliğin “dindarlığa” verildiği bir ülkede (yöneticilerimizin ifadesi ile “dindar ve kindar nesil” yetiştirilmesi) gençler biri birine güvenmiyor ise, bu ülkenin sosyal sermayesi de düşük demektir. Dolayısı ile din güveni artıran bir kurumsal yapılanma değil. Bundan ötürü eğitimi dinselleştirmenin güven yaratmada bir etkisi yok. Peki bu düşük sosyal sermaye ile nasıl ortak değerler üzerine bir ülke, bir şirket, bir kurum inşa edilebilir? Yanıt basittir, edilemez.

Çünkü güven artık kurumsal yapılar ile birlikte işlemekte. Türkiye’de kurumsallaşma yerine kurumsuzlaşma ve kuralsızlaşma tercih edildiği için bu sonuç ortaya çıkmakta. Bu olguyu/kurguyu tersine çevirmek için ülkenin siyasal erkinin bu yönde çaba göstermesi gerekir. Türkiye’de ise tam tersi yapılmakta. Son çıkarılan KHK’de bunun bir örneği. Sokak kurumsal yapılanmanın (hukukun) önüne çıkartılmakta. Karl Popper yaşıyor olsa idi, ülkemiz için yıllar önce Rusya^yı kast ederek söylediği tek bir sözcüğü telaffuz ederdi “kaos”.

Kaos güven değil, güvensizlik doğurur. Güvensizliğin olduğu ortamda ekonomide istikrar beklemek anlamlı değildir. Türkiye bu çevrimde çıkmadığı sürece de istikrarı yakalayamayacak. Umarım yeni yıl bizi yanıltır.

Yeni yılınız kutlu olsun. Sevgiyle ve okuyarak kalın.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap