Küresel büyüme düşecek enflasyon daha da artacak
Orta Doğu’daki savaşın etkisi küresel ekonomik göstergeler üzerinde “revizyon” baskısını artırıyor. EBRD Türkiye ve Kafkaslar Yönetici Direktörü Elisabetta Falcetti, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde seyretmesi durumunda küresel büyümenin 0,4 puan gerileyeceği, enflasyonun ise 1,5 puandan fazla artacağını söyledi.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Türkiye ve Kafkaslar Yönetici Direktörü Elisabetta Falcetti, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin ekonomik faturasına ilişkin çarpıcı veriler paylaştı. Falcetti, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde seyretmesi halinde küresel büyümenin en az 0,4 puan gerileyebileceğini ve enflasyonun 1,5 puandan fazla yükselebileceğini tahmin etti.
Falcetti, savaşın enerji ve gübre fiyatlarındaki artışa, ticaret ve turizm akışlarında aksaklıklara ve finansman koşullarının sıkılaşmasına bağlı olarak EBRD bölgelerini etkilediğini belirtti. Falcetti, savaşın küresel piyasalardaki etkilerine yönelik şunları söyledi: “Petrol ve doğal gaz fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskılar, emtia ihracatçılarına fayda sağlarken, emtia ithalatçıları üzerinde baskı oluşturuyor.
Enerji ithalatçıları enerji ihracatçılarını sayıca büyük ölçüde aştığından, petrolün uzun bir süre boyunca varil başına 100 doların üzerinde seyretmesi ve kimyasallar ile metalleri içeren tedarik zincirlerinde ciddi aksaklıkların devam etmesi hâlinde, küresel büyüme en az 0,4 puan gerileyebilir ve enflasyon 1,5 puandan fazla yükselebilir. Yüksek enerji fiyatları bu seviyede kalırsa, EBRD’nin haziranda yayımlayacağı tahminlerde, EBRD bölgelerine ilişkin büyüme tahminleri 0,4 puan kadar aşağı yönlü revize edilebilir.”
Savaştan etkilenen ülkelerdeki ortaklarıyla yakın bir iş birliği içinde çalışarak, EBRD’nin desteğinin ve uzmanlığının en etkili şekilde nasıl kullanılabileceğini araştırdıklarını anlatan Falcetti, EBRD’nin yatırımları, savaşın etkilerini ve Türkiye piyasalarına yönelik DÜNYA’nın sorularını yanıtladı:
Etkiler çatışma sonrasında da sürecek
Bu etkinin, çatışmaların sona ermesinden sonra da devam etmesi muhtemel. Enerji maliyetleri, gübre ve temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirleri, turizm ve Körfez Arap Ülkeleri İş Birliği Konseyi (KİK) ülkelerinden gelen işçi dövizlerindeki aksaklıklar sebebiyle GSYİH büyümesi üzerindeki doğrudan olumsuz etkiler yüksek enflasyon, kamu bütçeleri üzerindeki artan baskılar ve yükselen enflasyona yanıt olarak sıkılaşan finansman koşullarıyla daha da ağırlaşacaktır.
Gelişmiş Avrupa ülkelerinden, özellikle de EBRD bölgelerindeki birçok ekonomi için kilit bir ticaret ortağı olan Almanya’dan kaynaklanan yayılma etkileri, bu ülkelerin çoğunun artan enerji fiyatlarından olumsuz etkilenmesi nedeniyle, büyüme üzerindeki olumsuz etkileri daha da artıracaktır. Ekonomik etki, aynı zamanda her bir ekonominin mevcut mali ve dış tamponlarını kullanarak ticaret haddi şoklarını hafifletme kabiliyetine bağlı olarak şekillenecektir.
Uzun vadede, bu çatışma enerji güvenliğine daha fazla önem verilmesine yol açabilir. Artan jeopolitik parçalanma ve son dönemdeki çatışmalar, enerji piyasalarının kırılganlığını ortaya çıkarmış durumda. Uluslararası ticarette jeopolitik mesafenin daralması, yani özellikle enerji ve kritik ham maddelerde ticaretin giderek jeopolitik olarak birbirine yakın ülkeler arasında yoğunlaşması, jeopolitik olarak uzak ekonomiler arasındaki enerji ticaretinin belirgin şekilde azalmasına yol açıyor.
Çatışma, Türkiye’de ek baskı yaratabilir
Savaş dışsal bir ekonomik şok teşkil ediyor ve bunun, bir dizi kanal üzerinden, Türkiye de dâhil olmak üzere, bölge ekonomilerini eklemesi mümkün. Bunlar arasında enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskılar, küresel risk iştahındaki bozulma ile turizm akışlarında, ticari faaliyetlerde ve lojistikte yaşanan aksaklıklar sayılabilir.
Olumsuz ekonomik etkilerin şiddeti ve boyutu, çatışmaların süresine ve şiddetine bağlı olacak. Önemli bir tırmanma yaşanmadığı takdirde, bununla bağlantılı ekonomik risklerin yönetilebilir düzeyde kalması beklenebilir. Çatışmanın olumsuz yan etkileri Türkiye’nin döviz piyasası dinamikleri, enflasyon görünümü ve sermaye piyasaları üzerinde ek baskı yaratabilir; ancak son yıllarda elde edilen makroekonomik istikrar kazanımları, ekonomiyi daha sağlam bir temele oturtmuş ve şoklara karşı dayanıklılığını artırmış durumda. Türkiye’nin dış dengeleri son aylarda önemli ölçüde güçlenmiş durumda ve gerektiğinde olumsuz dış etkenlere karşı önemli bir tampon görevi görebilir.
Türkiye’deki ekonomik durum istikrarını sürdürmeye devam ediyor. Yetkililer, piyasa istikrarını korumaya yönelik önleyici tedbirler almış durumda. Finans ve hisse senedi piyasaları, bölgesel gelişmelere şimdiye kadar ölçülü tepkiler verdi ve düzenli bir şekilde işleyişini sürdürüyor. Bu dönem genellikle yabancı turist sayısında mevsimsel bir düşüşe denk geldiği için, turizm üzerindeki etkinin sınırlı kalması bekleniyor.
Yetkililerin, çatışmanın olası yan etkilerini proaktif bir şekilde yönetmeye devam etmelerini ve ekonominin istikrar yolundaki ilerlemesini sürdürmelerini bekliyoruz. Enerjiyle ilgili bir arz şoku enflasyonun düşme sürecini zorlaştırabilir; ancak olumsuz dış koşullara rağmen yetkililerin fiyat istikrarı hedeflerini gerçekleştirme kabiliyetine güvenimiz tam. Türk ekonomisi, zorluklar karşısında her zaman dayanıklılığını kanıtladı ve İran’daki savaşın ekonomik sonuçlarını atlatmak için elverişli konumunu hâlâ sürdürüyor.
Kurallara dayalı bir ekonomik ortam hâlen önemli
2023 yılından bu yana, piyasaları istikrara kavuşturmaya ve güveni yeniden tesis etmeye yardımcı olan, daha geleneksel bir makroekonomik yönetim anlayışına doğru olumlu bir dönüşüm yaşandığının farkındayız. Enflasyonun gerilemesi ve para politikasındaki sıkılaşma, uzun vadeli sermaye yatırımı için hayati önem taşıyan daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına katkıda bulunmuş durumda. Aynı zamanda, yatırımcı duyarlılığı jeopolitik gelişmelere, iç politikaya ve piyasadaki dalgalanmalara karşı hassas olmaya devam ediyor; biz de tüm bunları çok yakından takip ediyoruz.
2025 yılında yaşanan dalgalanma dönemleri, piyasaların siyasi gelişmelere ne kadar duyarlı olduğunu ve zamanında ve inandırıcı politika tepkilerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Yatırımcı güvenini sürdürmek ve Türkiye’nin yatırım potansiyelini tam olarak ortaya çıkarmak için istikrarlı, öngörülebilir ve kurallara dayalı bir ekonomik ortam hâlen önemini koruyor.
Sürekli olarak rekor düzeyde tutulan yatırımlarımız, ülkenin uzun vadeli geleceğine duyduğumuz güveni ve özel sektör için güvenilir bir ortak olarak üstlendiğimiz rolü yansıtıyor. Geleceğe istinaden, makroekonomik disiplin ve yapısal reformlara yönelik kararlılığını sürdürmesi hâlinde Türkiye, özellikle yeşil dönüşüm ve yüksek katma değerli sektörlerde yatırım çekiciliğini daha da artırma potansiyeline sahip durumda.
EBRD, kısa süre önce Türkiye’nin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3,5’ten yüzde 4’e yükseltti ve 2027 yılı için yüzde 4,5’lik bir büyüme tahmini açıkladı; ekonominin Ortodoks politikalar ve makroekonomik istikrarın sağladığı faydalardan yararlanmaya devam etmesi bekleniyor. Savaş bu tahminleri etkileyebilecek dışsal bir ekonomik şok oluşturuyor. Olumsuz ekonomik etkilerin şiddeti ve boyutu, çatışmanın süresine ve şiddetine bağlı olacak.
İkili dönüşüm süreci önemli fırsat olacak
Türkiye ikili dönüşüm sürecini sürdürürse önemli bir büyüme fırsatına sahip olacak: Sektörler genelinde dijitalleşme rekabet gücünü ve verimliliği artırırken, yeşil dönüşüm yatırımları dayanıklılığı güçlendirip yeni pazarlar açıyor. Türkiye’nin stratejik konumu ve üretim kapasitesinden yararlanarak kendini küresel ticaretin bir merkezi olarak konumlandırma çabaları, özellikle ihracatçı sektörlere fayda sağlayacak. Bu bağlamda, EBRD belirli sektörleri hedef almak yerine rekabet gücünü, insan sermayesini ve sürdürülebilir kalkınmayı güçlendiren projeleri desteklemeye kararlı.
Türkiye’ye 23 milyar euro yatırım yaptık
Türkiye, özel sektörünün büyüklüğü, dayanıklılığı ve dinamizmi sayesinde, EBRD’nin en büyük faaliyet ülkesi olmaya ve etki yaratma konusunda en iyi örneklerinden biri olmaya devam ediyor. Mevcut portföyümüzün yüzde 84’ü, yani 8 milyar eurodan fazla bir kısmı, özel sektörde bulunuyor. 2025 yılında ülkeye 2,7 milyar euro yatırım yaptık; bunun yüzde 91’i özel sektöre gitti.
2009 yılından bu yana ülke ekonomisine toplamda 23 milyarın üzerinde yatırım yaptık; bu yatırımların yüzde 92’si özel sektörde gerçekleştirildi. 2025 yılında Türkiye’de 54 projeye 2,7 milyar euro yatırım yaptık. Mevcut proje portföyümüz ve müşterilerimiz ile ortak kurumların gösterdiği yüksek ilgi göz önüne alındığında, bu senenin de Türkiye için çok güçlü bir faaliyet yılı olacağını öngörüyoruz. Odak noktamız belirli sektörler değil, Türkiye’nin stratejik önceliklerini ilerleten projeler olup, ülkenin uzun vadeli ekonomik rekabet gücünü artırma potansiyeline sahip girişimleri destekliyoruz.
Sektörler için dış şok ve para politikası risk
Mevcut küresel çatışmaların Türk şirketleri üzerinde ek baskılar yaratacağının ve bu işletmelerin desteğe ve dayanıklılığa ihtiyaç duyacağının da farkındayız. Orta Doğu’daki uzun soluklu çatışma nedeniyle, özel sektörün ihtiyaç duyacağı destek düzeyinin yıl içinde değişebileceğinin farkındayız. Tüm sektörlerde temel risk hem dış şoklardan hem de yurt içi para politikası dinamiklerinden kaynaklanan dalgalanmalardır. Yüksek enflasyon, işletmeler ve yatırım planlamaları açısından öngörülemezlik yarattığı için, hükûmetin enflasyonu düşürmeye yönelik çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Devam eden savaş da dâhil olmak üzere jeopolitik gerilimlerin devam etmesi hâlinde bu baskıları daha da artırabileceğinin farkındayız.