11 °C
Açıl SEZEN
Açıl SEZEN Dünyanın Parası acil.sezen@gmail.com

Sert güç, yumuşak güç

ABD yönetiminde etkin görevler almış bir siyaset bilimci Joseph Nye. Şu sıralarda kaleme aldığı “Yumuşak Güç” kitabını okuyorum.

Henüz girişinde aktardığı bir anekdot var…

ABD’de bir dönem başkan adayı da olan Newt Gingrich, 11 Eylül sonrası dönemde Bush yönetiminin Irak politikasını eleştirirken şunu söylemişti:

“Ne kadar düşmanı yok ettiğim değil, ne kadar çok müttefik edinebildiğim önemlidir.”
“Yumuşak Güç”, karşı tarafı ikna etme, kendi cazibenizi artırma esasına dayanır. “Sert gücü” kullanabileceğiniz alanlar ise, askeri güç ve ekonomik kapasitedir.

“Yumuşak Güç” ile “Sert Güç” arasındaki tercih, ülkeler adına zaman zaman değişebilir.
Zaman zaman sert gücü kullanmak, devletlerin bağımsızlığını korumak gereken ortamlarda elbette gereklidir. Ancak tüm varlığını “sert güce” dayanarak kurmaya çalışan yönetici ya da devletlerin, uzun vadede büyük güçlüklere hazır olması gerektiğini de unutmamak gerekir.
Politika benim işim değil, gazeteci olarak uzmanlığımı seçtiğim alan da değil.
Dolayısıyla Türk siyasetini, bunu konuşan meslektaşıma bırakmayı tercih ediyorum. Zira, söyleyebileceğim çok orijinal şeyler yok.

Ancak gelin bu “sert” ve “yumuşak güç” kullanımı meselesini iktisat gözlüğüyle okumaya çalışalım.

Ağustos ayında bir kur şoku yaşadık.

Gerekçeleri geride kaldı, konuştuk ve yazdık. Yeniden konuşabiliriz, ancak faydası olmayacak.
Kur şoku sonrasındaki ortamı yönetirken kullandığımız metotlar üzerine odaklandığımızda ise hedeflediklerimiz şunlardı:

- Bankaların artan mevduat faizlerini “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Bankaların ticari kredi faizlerini “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Bankaların verdiği konut kredilerinde faizleri “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Kamu kurumlarının kamu bankalarına verdiği mevduatın faizini “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Artan gıda enflasyonunu düşürmek için zincir marketler ile kurulan diyaloglar yoluyla fiyatları “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Çok uluslu perakendeciler de dahil olmak üzere sıkı takiple fiyat artışlarını “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Gıda fiyatlarını tanzim satışları yoluyla “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Kuru bazen kamu bankaları desteği, bazen söylemlerle “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Yılın son çeyreğinden itibaren (TL uzun pozisyonu almış olanlar da dahil olmak üzere) yurtdışı yatırımcıları swapta verilen TL’yi “belirli bir seviyenin” altında tutarak yola sokmak.
- Artan akaryakıt fiyatlarını eşel mobil sistemiyle “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

- Tahvil faizlerini kamu bankalarının yaptıkları alımlarla “belirli bir seviyenin” altında tutmak.

Bunların her biri bir “trade off”, yani ödünleşme idi.

“Her tercih bir vazgeçiş” noktasından hareketle, bu yöntemi tercih ettik.

Bunlar elbette “sert güç” yöntemleri idi.

Akut kriz anlarında sert güç kullanımı gerekli olabilir. Ancak, sert güç kullanımının amacı, sonrasında inşa edilecek yeni ve dirençli ortam için zaman kazanmaktır. Sert güç ile kazanılan mevzi yumuşak güçle birleştiği taktirde kalıcı olabilir.

Şimdi, sert güçten yumuşak güce geçme zamanı gelmiş gibi görünüyor.

Çünkü gerek içeride gerekse dışarda yatırımcılar ile ilişkilerimiz daha fazla sertliği kaldırabilecek gibi görünmüyor.

Dolayısıyla, belki de artık ekonominin, finansın, piyasaların, yerli ve yabancı tüm paydaşların gözünde Türkiye’nin cazibesini artırma zamanıdır.

Önceki gün açıklanan Yapısal Dönüşüm Adımları’nın uygulama aşaması, bunun için iyi bir platform gibi görünüyor.

Planlanan adımların her biri için tek tek konuların paydaşlarıyla doğrudan iletişim kurulması, önerilerin kamuoyunda tartışılması elzem.

Zira geniş toplum kesimlerini çok doğrudan ilgilendiren BES gibi, Kıdem Tazminatı Fonu gibi alanlar var.

Bunlar önemi, ekonominin uzun vadeli dönüşümü için katkı sağlayabilecek adımlar. Banka bilançolarından çıkartılması düşünülen krediler için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Çok doğru iletişim kurabilmeli, ne yapmak istediğimizi çok doğru şekilde anlatabilmeliyiz.
Benzer şekilde, ABD’de yapılacak IMF-Dünya Bankası toplantıları, sonrasında yapılacağı düşünülen Londra roadshow’u da aynı şekilde hasar tespiti ve yumuşak güç söylemi ile müttefik çoğaltmamız gereken alanlar olacak.

Ancak tüm bunların ötesinde Türkiye’de demokrasinin tüm kurallarıyla ve herkes için işlediğine, önce bu toplumdaki insanların ikna olabilmesi gerek.

Seçimde tarafı ne olursa olsun; toplum olarak biz birbirimizi demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ikna edemezsek, başkalarını ikna etme şansımız daha da az olacak…

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap