Sık şoklara karşı ilk adım geçmişe duyulan özlemi bırakmak olmalı
Cambridge Üniversitesi Queens Koleji Eski Rektörü MUHAMMED A. EL-ERİAN
Nobel ödüllü Michael Spence'in de belirttiği gibi, küresel ekonomi “daha sık ve şiddetli şoklar” döneminde. Eski dünya gitti ve neredeyse herkes yeni dünyada kaybetme riskiyle karşı karşıya. Soru şu: “Ne kadar kaybedeceğiz ve bununla ilgili ne yapmalıyız?” Orta Doğu'ya yayılan İran savaşı, bu yeni gerçekliğin bir örneği. Yerel, bölgesel ve küresel hasar giderek kötüleşse de kalıcı bir önlem almak oldukça zor. Bu nedenle, ekonomik hasar evrimleşerek, derinlik kazanıyor. Enerji fiyatları ve faiz oranlarındaki erken etkiler daha geniş çaplı enflasyonu körüklediği gibi daha düşük büyüme ve finansal istikrarsızlık riski artıyor.
Mevcut istikrarsızlık, üç anlatının tartışılmasını sağlıyor. Bunlardan birincisi küreselleşme. Giderek derinleşen ekonomik entegrasyonun istikrarlı bir güç olarak görüldüğü günler artık geride kaldı. Karşılıklı bağımlılığın çatışma riskini azaltacağı vaadi, ticaret ve finansın silahlandırılması ve darboğazların istismar edilmesiyle yer değiştirdi.
İkinci anlatı dayanağı ise Washington Mutabakatı. Liberalleşme, serbestleşme, mali sorumluluk ve merkez bankası bağımsızlığının ülke düzeyinde refahın anahtarı olduğuna dair inanç, son yıllarda yavaş yavaş yok oluyor. İronik bir şekilde, ABD 30 yıldır dünyanın geri kalanı için bu yaklaşımı savunmasına rağmen, kendi içinde bu yaklaşımı alt üst etmeye öncülük etti.
Üçüncü anlatıda ise iş modellerini ve işgücü piyasalarını uzun zamandır destekleyen varsayımları değiştirmeye hazır olan yapay zekâ geliyor. Yapay zekâ özellikle verimlilik açısından, genel amaçlı bir teknoloji olarak muazzam bir dönüştürücü potansiyele sahip olsa da benimsenmesini yönlendirmek için yeni çerçevelere şiddetle ihtiyaç duyuluyor. Aksi takdirde, bu değişimler toplumların uyum sağlama yeteneğini aşma riski taşıyor.
Pahalı öz yeterlilik arayışı ortak güvenceyi bitiriyor
Bu üç dayanağın kaybı güvensizlik ve kısa vadeli karar alma kültürüne yol açarak, henüz yedekleri olmayan eskiyi yok ediyor. Şüphe, katılımın yerini aldıkça, pahalı öz yeterlilik arayışı, ortak güvenceyle yer değiştiriyor. Dolayısıyla kalıcı koordinasyon imkansız hale geliyor. Küresel orkestra, ortada bir şef olmadan, farklı notalarla çalıyor. Sonuç, hem yıkıcı hem de uyumsuz. Düzensiz parçalanma daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve daha büyük eşitsizliğe yol açacak. Ancak her şey kayıp değil.
Öncelikle, “küreselleşme mi yoksa korumacılık mı” ikiliğini geride bırakmanın zamanı geldi. Hükümetler bunun yerine, eski İngiliz Başbakanı Gordon Brown'ın “yönetilen hafif küreselleşme” olarak adlandırdığı, kritik tedarik zincirlerini ve darboğazları güvence altına alan ancak verimsiz ticaret savaşlarına ve komşuyu fakirleştirme politikalarına başvurmadan, pragmatik bir yaklaşım olan dost ülke üretimine ve risk azaltmaya odaklanmalı.
Son olarak, uluslararası kurumları korumak için reformdan geçirilmeleri gerekiyor. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası, güncelliğini yitirmiş yapılar ve yönetim sistemleriyle sınırlı kalıyor. Daha duyarlı ve çok taraflı sistem olmadan, bir zamanlar düşünülemez olan sonuçlar giderek daha olası hale gelecek ve gelecekteki refahımızı tehlikeye atacak.
Bugün karşılaştığımız sorunlar kendiliğinden çözülmeyecek. Vizyon ve ortak çaba olmadan, insan, mali ve kurumsal direncimiz aşınmaya devam edecek ve bizi sık ve şiddetli şoklara karşı giderek daha savunmasız hale getirecek. Dünün dünyasına duyduğumuz özlemi bırakmalı ve bunun yerine bugünün dünyasına uyum sağlamalı, yarının dünyasında başarılı olmak için ihtiyaç duyacağımız dayanak noktalarını ve ivmeyi bir an evvel meydana getirmeliyiz.