14 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Şirketlere aile doktoru seferberliği

 

 

Devletin şirketlere ihracatı arttırmak, rekabet gücünü yükseltmek gibi nedenlerle kaynak aktarımı yapmasının hem kuramsal olarak yanlış, hem de pratik olmadığını gören bazı merkezi idareler bu işi taşeronlara yaptırmak gibi bir yöntem uygulamaya çalışırlar. İşin mantığı şöyle:

'Devletin merkezi bir kurumu kaynak dağıtmak işine soyunursa, bu yardımın şirketlerin taleplerine değil de ihtiyaçlarına cevap vermesi ve işe yaraması için yardım talebinin iyi incelenmesi gerekir. Bu inceleme, talep edilen yardımın nerede kullanılacağına bakarak bu kullanımın şirketi daha "iyi" ihracatçı yapıp yapmayacağının ve/veya uluslararası rekabet gücü daha yüksek bir şirket haline getirip getirmeyeceğinin kararlaştırılması demektir. Bunu yapabilmek için uzman kadrolara gereksinim vardır. Bir devlet kurumunun bu amaçla uzman kadroları bordrosuna alması hem çok pahalı bir yoldur, hem de devletin küçültülmesinin moda olduğu çağımızda tutarsız bir girişimdir. Bu durumda ülkemizde bu veya benzeri konularda çalışma yapan, yapmak isteyen ve yapabilecek resmi veya özel kurumları saptayalım ve işi onlara havale edelim. Böylece gerekli büyüklükte iş gücü ve ekspertize devlete fazla yük olmadan ulaşabiliriz. Bu amaçla ülkede bu işi yapabilecek kurum ve kişileri saptayarak onların bu işi yapabilecek kapasiteleri olup olmadığını araştıralım, kapasitesi olanları "yetkili danışman" lisansıyla piyasaya salalım. Taleplerin bir ihtiyaca dayanıp dayanmadığını onlar saptasın biz ondan sonra kaynak aktaralım. Bu kurumları saptamak ve çalışmalarını düzenlemek için şunu yapalım, bunu edelim, falan filan...'

Bu mantıkla bazı ülkeler İngilizce "collosal failure" Türkçe devasa çuvallama denilebilecek girişimlerde bulundular. Bu girişimler bir nevi şirketlere aile doktoru seferberliği gibi tanıtıldı, büyük törenlerle başlanıldı ve sonra ya sessizce ortadan kaldırıldı veya iş hayatına devlet eliyle sokulan fuzuliyattan bir tanesi olarak idame ettirildi.

Hele hele bir danışmanlık raporunun kaynak aktarımı için ön şart olduğu uygulamalarda bu işin tüccarları türedi. İş "ihtiyaç saptaması" değil "talep onaylatması" haline geldi. Okurlarım bir aralar her yatırım için şart olan yapılabilirlik etütleri konusunda Türkiye'de kaç tane danışman ve danışmanlık şirketi türediğini hatırlarlar. Bu danışmanların işi kredi vesair talepleri olan şirketlerin bu taleplerini karşılamak olarak tanımlanırdı. Ben o yıllarda Türkiye'de 'bu iş yapılamaz' veya 'yapılmamalı' diyen bir tek fizibilite raporu hatırlamıyorum. Raporlar genellikle başarılı mali tablolarla başlar, geriye doğru yazılırdı! O yıllarda yapılan bir araştırmada, yapılabilirlik etütlerine dayanarak devletten onay alan sanayi yatırımlarının sadece %50'sinin yapılabildiğine, ancak bunların kaç tanesinin rapordaki gibi sonuçlar verdiğinin bilinmediğine işaret ediliyordu. Yani 'yapıla' denilen yatırımların yarısı yapılamamıştı ve yapılanların kaç tanesinin vaat edilen sonuçlara ulaştığı bilinmiyordu. Bilinmiyordu çünkü takip edilemiyor ve edilmiyordu.

Bir de bu aile doktoru seferberliğinin finansmanı konusu var. Yukarıda özetlediğim mantığı izleyen devlet kurumlarının önünde bir iki yol var. Eğer bu tür incelemeler kaynak aktarımı yardımları için ön şart olarak ileri sürülecekse, hani Sağlık Bakanlığı'nın "İlaç yardımı istiyorsan onaylı aile doktorundan reçete getireceksin" demesi gibi, o zaman aile doktorunun ücretini kim ödeyecek. Bu konuda sonsuz seçenek yok. Ya devlet ödeyecek, ya şirket ya da masrafı bölüşecekler. Genellikle doktor ücretinin bir kısmını şirketin, bir kısmını devletin ödediği modeller yeğlenir. Bunun da bir mantığı vardır: 'Şirket teşhis masrafına katılsın ki konuda ciddi olsun veya olduğunu anlayalım.'
Bu tür bir taşeron uzman yöntemi denemek isteyen kurumlar iki temel soruya cevap ararlar: (1) Yetkili firmalar nasıl seçilecek, bunların yetkili olup olmadığına kim nasıl karar verecek?; (2) Firmanın yaptığı iş denetlenecek mi yoksa bir kere yetkili ilan edildiyse ondan sonra raporu olduğu gibi kabul mü edilecek? Denetlenecekse bunu kim nasıl yapacak?

Bu sorulara cevap arayan, teşhis işini kendisi yapamayan veya haklı olarak yapmak istemeyen devlet, bu kez başka bir iş yaratır kendine. Önce 'kim yetkili, kim değil'in saptanması için sistemler geliştirilir. Sonra "Sizi konuda uzman olduğunuza inandığımız için yetkilendirdik ama hele bir bakalım sahiden de uzman mıymışsınız" diyerek bu şirketlerin işlerinin denetlenmesi için daha karmaşık başka sistemlere geçilir. Velhasıl-ı kelam, hülasayı meram iş döner dolaşır aynı yere gelir. Bu kez şirketler konusunda değil ama sayıları daha az olan danışmanlık şirketleri konusunda ve genellikle iş adamlarının sinirine dokunan ama siyasi nedenlerle kendilerine "Git başımdan kardeşim" denilemeyen uzmanlar, eksperler, müdürler, genel müdür yardımcıları, yetkili bakanlık personeli gibi ünvanlı bir kadro yaratılır. Yani bu da devletin gereksiz ve faydası masrafını haklı kılmayacak bir şekilde büyümesinden ve kerameti kendinden menkul kadrolar yaratmasından başka bir işe yaramaz. Haftaya bu aile doktorluğu seferberliği konusunda sohbete devam ederiz.
Sağlıcakla kalın