16 °C

İkinci bypass, ama bu kez izleyiciyim

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 5

İkinci bypass, ama bu kez izleyiciyim

YAZI DİZİSİ / Alaattin AKTAŞ

Bir insanın kalbi, tüm "çıplaklığı" ile önümdeydi. "Tüm kalpler bu renkte mi olur" diye sordum. Çünkü sanki krem rengiydi kalp. Fehmi, "Bu biraz yağlanmış" diye yanıtladı.

Başım ağrıdığı için aldığım hap, küçük çaplı bir anafilaksi şokuna yol açmıştı yine. Şok küçük çaplıydı, ama yine de iki geceyi acil serviste geçirmem kaçınılmaz olacaktı.

Sonra tekerlekli sandalye getirildi. Ayağa kalkacak ve tekerlekli sandalyeye oturacaktım. Daha bir gün önce bu saatlerde ameliyat masasındaydım. Şimdi ise ayağa kalkacaktım. Bacağımdaki dikiş geldi aklıma, üstüne basabilecek miydim acaba? Sorun olmayacağını söylediler. Ayaklarıma galoş giydirdiler. Hemşirenin yardımıyla ayağa kalktım, sonra yavaşça tekerlekli sandalyeye oturdum.

Birkaç dakika sonra odadaydım. Büyük bir macera geride kalmıştı. Tabii ki ameliyat sonrasının bir dizi zorluğu olacaktı, tabii ki ameliyat olmakla kalp sorunundan tümüyle kurtulmuş değildim, ben hala bir kalp hastasıydım ve ona göre yaşamaya devam edecektim.

Tekerlekli sandalyeden inip yatağa geçtim. Bütün bunları biraz destek alarak kendim halledebiliyordum.

Ameliyattan çıkalı 24 saat olmuştu ama ayağa kalkabiliyor, yürüyor ve kimseden yardım almadan tuvalete gidebiliyordum. Bu çok önemliydi, bir insanın tuvalet ihtiyacını kimsenin yardımı olmadan görebiliyor olması, çok önemliydi.

Önerilen biçimde koridora çıkarak yavaş yavaş yürüyüş yapıyordum. Biraz kambur duruyordum, onun farkındaydım; sanki dik durunca göğüs kafesim çok ağrıyacak ya da ortadaki dikişte bir problem olacakmış gibi geliyordu. Beni en çok rahatsız eden boyun damarımdaki plastikti. Herhangi bir sorun yaşamam halinde hemen oradan müdahale edilecekti. Boynumdan, nefes alış verişlerimde sanki bir ses geliyordu ve ben bu sesi damarımdaki plastiğe bağlıyordum.

Ameliyat sırasında akciğerler bir süreliğine durdurulduğu için mi bilmiyorum, sanki ciğerlerim doluydu ve ben sürekli olarak bunları atmaya uğraşıyordum. Öksürmem gerekiyordu. Çok kısa sürede belli olmuştu; öksürmek, bypass sonrasının en zor işiydi. Öksürme sırasında göğüs ve sırt kaslarının çok zorlandığı belliydi. Oysa bu kaslar öylesine hassas durumdaydılar ki. Göğüs kafesi boydan boya kesilmiş, daha sonra özel bir aletle 15 santime yakın açılmıştı. Tabii ki bu işlem kaburgaları, kürek kemiğini ve kasları müthiş bir şekilde germişti. En ufak bir harekette, en küçük bir sarsıntıda özellikle sırtım inanılmaz bir şekilde ağrıyordu.

Biraz dinlenmek için sırtüstü yatmayı denedim, olmadı. Tümüyle yatınca sanki göğüs kafesim yeniden açılacakmış gibi bir his uyandı. O yüzden yatağın arkasını kaldırıp öyle uzandım.

Çok rahat yatamıyor olmakla birlikte ameliyat sonrasındaki ilk gün pek sorun yaşamadım doğrusu. Göğsümdeki ameliyat yeri de ağrımıyordu, bacağımdan damar almak için açılan yer de. Hele bacağımın ağrımaması, üstelik yürürken bile ağrı hissetmiyor olmak çok şaşırtıcı geliyordu bana.

O gece rahat uyudum. Kim bilir belki haftalar süren stresi üstümden atmanın verdiği bir rahatlık vardı, belki de hala anestezinin etkisi altındaydım. Yatağı tümüyle düz hale getirerek yatmak mümkün olmuyordu. Yarı oturur pozisyonda ve sırtımı yastıklarla destekleyerek uyudum.

İkinci gün yürüyüşlere daha da ağırlık vermem istendi. Adımlayarak yaptığım ölçüme göre, odamın bulunduğu koridor 100 metrenin biraz üstündeydi. Her seferinde bu koridorda gidip geliyor, böylece 200 metrenin üstünde yürümüş oluyordum.

Ancak boynumdaki damara takılı plastik boru çok rahatsız ediciydi. Ağrı yapmıyordu ama onu öyle bir fazlalık gibi hissediyordum ki. Bir de nefes aldıkça boğazımdan "tıkırtı" sesi geliyordu. Bu sesin, söz konusu plastik borudan kaynaklandığını düşünüyor ve ondan bir an önce kurtulmayı istiyordum. Fehmi ise "O bizim güvencemiz" diyordu; herhangi bir sorun durumunda kalbe ilaç anlamında müdahale yönünden onun gerekli olduğunu ve bir süre daha kalması gerektiğini söylüyordu.

Ameliyatın ikinci günü olan cumartesi akşamı ve gecesi, ilk günkü kadar rahat değildim. Acaba ilk gün anestezinin etkisiyle mi daha rahattım, bilmiyorum. Sırtım çok daha fazla ağrıyordu. Fehmi söylemişti zaten, sırtta çok rahatsız edici bir ağrı olacağını, ancak bunun kalple bir ilgisinin bulunmadığını. Özellikle sol kürek kemiğimde müthiş bir ağrı hissediyordum. Tam anlamıyla yatamıyordum zaten, ama yine de yarı uzanır durumdayken bile kalkmak büyük sorun oluyordu. Yardımsız kalkamıyordum, sanki göğüs kafesim yeniden açılacakmış gibi bir psikoloji içindeydim, kaburga kemiklerim mi baskı yapıyordu, yoksa göğüs kaslarım çok gerildiği için onlar mı ağrıyordu, bilmiyordum. Gece çok az uyudum.

Perşembe günü ameliyat olmuş ve o geceyi yoğun bakımda geçirmiştim. Odaya çıktığım cuma günü hastanedeki en rahat günümdü anlaşılan. Cumartesi gibi pazar günü de pek rahat değildim. Ama neyse ki pazar akşamı boynumdaki damarda duran ve beni en azından psikolojik olarak çok rahatsız eden plastik hortum çıkarılacaktı. Hortum, boynumun sağ tarafından damara giriyor ve kalbe kadar uzanıyordu. Hortum çıkarılırken, kendimi çok tuhaf hissettim; ağrı değildi ama damarın içinden bir nesne kayıp çıkıyordu. Baktım, en az 20 santim uzunluğundaydı.

Eve dönüş

Hastaneden çıkarken elimize bir liste tutuşturdular. Özellikle ilk iki ayda ne yapmalı ya da yapmamalıydım, bunlar sıralanıyordu listede. En önemlisini zaten hastanede çıkmadan üstüne basa basa söylemişlerdi. İki ay boyunca hep sırtüstü yatacaktım ve kollarımı kesinlikle havaya kaldırmayacaktım. Göğüs kemiğinin düzgün kaynaması için bu iki konu çok önemliydi. Ben genelde yan yattığım için sırtüstü yatmak çok zor gelecekti. Daha da önemlisi ya uyuduktan sonra yan dönersem ne olacaktı. Hiç sorun olmadı; olmadı çünkü hiçbir zaman yan dönmedim, hatta iki aylık süre dolduktan sonra bile yan yatmaya korktum. Hem zaten uzunca bir süre sırtüstü bile yatamadım ki, en az 15 gün oturarak uyuyacaktım.

Bypass ameliyatı izliyorum

Fehmi'den neredeyse her gördüğümde istediğim bir şey vardı. Bir bypass ameliyatı izlemek istiyordum. Tarih 7 Ocak 2009, ameliyatımın neredeyse üçüncü yıldönümü. Yüksek İhtisas'a gittim. Fehmi bana döndü "Hazır mısın" dedi, "Ameliyata gireceğiz". Sanki kırk yıldır ameliyat izleyen bir halim varmışçasına gayet sakin, "Tabii ki" dedim. İçimde ne bir heyecan, ne "acaba izlerken kötü olur muyum" kaygısı, gayet rahatım.

- Göğsün açılmasını izlemesem mi ki?

- Zaten o aşamayı izleme, hem şu an o aşama geride kaldı.

Anlaşılan yine de ameliyatın tümünü izlemeye hazır hissetmemiştim kendimi. Bir kaç gün önce televizyondaki bir belgeselde göğüs kafesinin kesildiğini izlemiştim biraz. Doğrusu pek dayanılır gibi değildi. En iyisi o kesme bölümünü izlememeliydi. Fehmi'nin önerisi de zaten o yöndeydi. Ama en ilginç olan, ameliyatımın yapıldığı yere yeniden girecek olmamdı.

Ameliyathane olan bölümün kapısını bir şifreyle açtı Fehmi. İçeri girdik, yerde onlarca çift ayakkabı. Sanki cami önü ya da bir düğün evinin girişi gibi. Ameliyathaneye ayakkabıyla girmek söz konusu değildi. Ben de çıkardım ayakkabılarımı, bir görevli terlik verdi. Bir de tulum verdiler, giyindim. Başıma bir bone, ağzım ve burnumu kapatacak şekilde bir maske.

Ameliyathaneye girdik. Yaklaşık on kişi vardı. Hasta yatıyordu ve göğsü tümüyle açıktı. Kalp ortadaydı. Şaşıyordum kendime, ne kadar da normal geliyordu, sanki her gün ameliyathaneye giren ve bunu kanıksamış biri gibiydim. Gözümün önündeki kalpti.

Ameliyathaneye girdiğimizde hastanın sağ bacağı dikiliyordu. Aynen benim bacağımda olduğu gibi bacağın iç tarafında dizkapağından ayak bileğine kadar uzanan bir dikiş izi vardı. Kalpte kullanılacak damar çıkarılmıştı. Damarın nerede olduğunu sordum, içinde hastadan alınan kanın bulunduğu bir kasede bekletiliyormuş. Zaten çok uzun süre kalmayacaktı orada, bir süre sonra kalbe dikilecekti.

Bir insanın kalbi, tüm "çıplaklığı" ile önümdeydi. "Tüm kalpler bu renkte mi olur" diye sordum. Çünkü sanki krem rengiydi kalp. Fehmi, "Bu biraz yağlanmış" diye yanıtladı.

"Haydi artık kalbi durduralım" dedi Fehmi. "Kalbi durdurmak…" Ve durdurdular. Tabii ki ciğerler de durdurulmuştu. En önemli iki hayati organ, kalp ve akciğer çalışmıyordu, onların görevini iki makine üstlenmişti.

Şaşkınlık içinde izliyordum. Kalp durdurulmuştu, ama bunun nasıl yapıldığını tabii ki anlamamıştım. Zaten anlasam tuhaf olurdu. Kalbin nasıl durdurulduğunu daha sonra Fehmi'den öğrenecektim.

Damarların dikilmesi tamamlandı. Fehmi arada bir kalbi eline alıp yokluyor, sanki daha yapılacak bir şey var mı, dercesine bakıyordu. Ne tuhaf, bir kalp fiziken bir başkasının elindeydi.

Sıra kalbin çalıştırılmasına gelmişti. Bir görevli, iki ucunda yaklaşık 3 santim çapında metaller bulunan iki çubuğu kalbin iki tarafına tuttu. Küçük bir elektrik şokuydu birlikte kalp yeniden çalışmaya başladı. Sırada göğüs kafesinin kapatılması vardı, biz Fehmi ile ameliyathaneden çıktık.

Ana fil yine aksileşiyor

Tarih 5 Nisan 2009, günlerden pazar. Başımda müthiş bir ağrı var. Pazartesinin yazısıyla ilgili iki grafiği Dünya'ya gönderdim. Yazıyı da yazdım, ama tekrar okumak için biraz ara verdim. Başımın ağrısına iyi gelir umuduyla daha önce bir kez kullandığımı ağrı kesiciden aldım ve biraz uzandım. Beş ya da on dakika geçti geçmedi, avuçlarımın içi inanılmaz kaşınmaya başladı. Ben, ne oluyor, derken, benzer bir kaşınmayı ayaklarımın altında da hisseder oldum. Ellerime baktım, biraz şişmişti. Sanki dudaklarımda ve dilimde de şişlik hissettim. Paniklemiş bir şekilde aynaya koştum. Görünürde yüzümde bir şişlik yoktu ama elimdeki şişlik artıyordu. Aynı zamanda kaşınma da şiddetini artırıyordu.

Üç buçuk yıl öncesi geldi bir anda aklıma. Yanan, kızaran ve şişen vücut ve anafilaksi şoku. Bilgisayarlı tomografik anjiyo yapılırken ortaya çıkan anafilaksi şokuyla kıyaslanmayacak kadar hafifti bu kez ortaya çıkan etki. O zaman, damardan ilaç verilmişti, üstelik ilaç farklıydı. Yani, o döneme göre şanslıydım. Ama bu kez şanssızlığım, evde olmamdı, hastane ortamında değildim. O yüzden de en kısa zamanda bir hastaneye gitmem gerekiyordu. Eve, yaklaşık 100 metre mesafede bir hastane vardı, oranın acil servisine gidebilirdik. Evde yalnız olmamam da şanstı tabii ki, eşim Tülay ve oğlum Caner de evdeydiler.

Hızla giyindim ve bir an önce hastaneye ulaşabilmek için koşar adım merdivenleri indim. Hata zinciri orada başlamıştı aslında. Anafilaktik şokun etkileri arasında göğüste sıkışma hissi, solunum yetmezliği, tansiyon düşüklüğü, kalpte çarpıntı ve ritm bozukluğu olduğunu o an unutmuş ve vücuduma bir anda fazla yüklenmiştim. Caddeye çıktığımda sanki gücüm tükenmiş gibiydi. Bir yandan anafilaksi şokuna giriyor olma hissinin verdiği panik, bir yandan yorgunluk, bir yandan da parlak güneş yüzünden adeta gözlerim kararıyordu. Tülay ve Caner kollarıma girdiler, hastaneye ulaştık. Evden çıkışla hastane kapısından girişimiz arasındaki süre en fazla on dakikaydı. Zaten hastaneye ulaşmakta geç kalmamak amacıyla arabayla gitmeyi düşünmemiştik. Hastaneye arabayla gitmek için daha uzun bir yol kat etmemiz gerekecekti, bu da belki sürenin uzamasına yol açacaktı. Ancak, bünyeyi yorma pahasına hastaneye olabildiğince erken ulaşmak mı daha iyiydi, yoksa biraz gecikmekle birlikte hastaneye arabayla gitmeyi mi tercih etmeliydim, emin değilim.

Gittiğimiz özel hastane öyle çok donanımlı bir sağlık kuruluşu değildi. Hatta, hiçbir hastanede olmayacak bir "özelliği" vardı. Hastanenin acil servisi giriş katında değil, birinci bodrum kattaydı. Hastane kapısında bir görevli daha yardımcı oldu ve asansörle eksi birinci kata indik. Kısa süre sonra bir hemşire geldi, sonra da bir doktor. Elim ve ayağımdaki kaşınma artmıştı, daha da önemlisi göğsüm ve sırtım ağrıyordu. Bu da, kalple ilgili bir sorunun varlığına işaretti, o ağrıyı biliyordum çünkü.

Kalçadan bir iğne yaptılar. Bu iğne sayesinde anafilaksi şokunun hafiflemesi bekleniyordu, nitekim bir süre sonra etkiler azalmaya başladı. O sırada bir de EKG çekildi. Ancak göğsüm ve sırtımdaki ağrı geçmemişti ve bunun kalpteki bir sorundan kaynaklandığını hissettiğim için bir an önce rahatlamak istiyordum. Bunun için de bir dilaltı verilmesini istedim. Doktor ve hemşire de dilaltı vermek istiyorlardı, ama ne kadar tuhaf ki dilaltı bulamıyorlardı. Küçücük kutular araştırıldı bir süre. Belki bir, en fazla iki dakika geçmişti, ama o süre o an çok uzun gelmişti doğrusu. Peş peşe iki dilaltı verdiler. Biraz rahatlamıştım.

Doktor bypasslı olduğumu öğrenince görüşünü söyledi ve ameliyat olduğum hastaneye gitmemin daha iyi olacağını belirtti. Bu sırada 112 acil servisten çağrılan ambülans gelmişti.

Ambülansta hemşire bir yandan koluma damar yolu açıyor, bir yandan da bunun hastanede yapılmamış olmasıyla ilgili olarak ambülans doktoruyla konuşuyordu. Doktor ve hemşire, hastanede öncelikle damar yolu açılması gerektiğini belirtip, bunun yapılmaması karşısındaki şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.

Hastaneye doğru yol alırken doktor çeşitli sorular sormaya başladı. Babamın adı, ev telefonum gibi. Sonunda dayanamadım.

-Bilincimin yerinde olup olmadığını anlamaya mı çalışıyorsunuz?

-Yok yok, elimizdeki bilgileri doğrulamak, teyit etmek için soruyorum.

-(…)

Elinde ne babamın adı, ne ev telefonum vardı, ki kontrol amaçlı soruyor olsun. Bilincimi kontrol ediyordu. Bunun en kolay yolu da bu tür sorular sormaktı belli ki.

Pazar günü olması sayesinde fazla trafik yoktu, kısa sürede Yüksek İhtisas'a ulaştık. Acil serviste öncelikle yeni bir kalp EKG'si çekildi. Tahlil için de kan alındı. Gerek ilk gittiğimiz hastanede çekilen EKG, gerekse Yüksek İhtisas'taki EKG, kalpte bir sorunun varlığına işaret ediyordu. Ancak bu sorun, ciddiye alınması gereken boyuttaydı mıydı, bilemiyordum. Bir kalp krizi mi geçirmiştim, pek sanmıyor, en azından öyle olmadığını umuyordum. Ayrıca, daha önceleri benzer ağrılar hissettiğim dönemler yaşamıştım ve onların kalp krizi olmadığı söylenmişti. Bu kez niye olsundu ki…

Bir süre sonra kendimi iyi hissetmeye başlamıştım, ama beni acil servisten göndermeye pek niyetleri yoktu. Acil servisin gözlem bölümüne nakledildim. Yüksek İhtisas'ın acil servisindeki gözlem bölümünde iki gece geçirecek, sonra eve dönecektim.

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 1

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 2

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 3

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 4

 

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.