21 °C

Ve o gün geldi, artık sıra ameliyatta

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 4

Ve o gün geldi, artık sıra ameliyatta

YAZI DİZİSİ / Alaattin AKTAŞ

4 Ocak 2006 Çarşamba günü hastaneye yatış işlemim yapıldı. Ameliyat ertesi gündü. 9 Kasım'daki bilgisayarlı tomografik anjiyoda girdiğim anafilaktik şok sonrasında iki ay süren koşuşturma artık beni duyarsız mı yapmıştı? Bir gün sonra çok ciddi bir ameliyat geçirecektim ama sanki olan bitenin farkında değilmiş gibiydim ya da çok basit bir operasyon geçirecek, sanki diş çektirecektim. Aslında bu durum iyiydi. Çünkü okuduğum kadarıyla bypass olacaklara bir akşam öncesinden sakinleştirici ilaçlar veriliyordu genellikle, oysa bana herhangi bir alerji gelişebilir kaygısıyla ilaç da verilmemişti. Hem cin gibiydim, hem narkozu erkenden yemiş gibi…

Ameliyat için beş ünite kan gerekiyordu. A Rh pozitifti kan grubum, bulunmasında bir sıkıntı yoktu.

Çarşambayı perşembeye bağlayan gece hafızamdan sanki silinmiş gibi. Hani bazen yoğun üzüntü duyduğunuzda ya da strese girdiğinizde uykunuz gelir ya, ben de öyle mi oldum, yani derin bir uykuya mı daldım, doğrusu pek hatırlamıyorum. Ama derin uyuyor olsam bile, bu uykunun belli saatlerde tansiyon ölçen, nabzıma bakan hemşireler tarafından bölündüğü de bir gerçekti.

Sabah erken uyandık yine de. Ağabeyim de gelmişti Samsun'dan. Zaten bir ay içinde üçüncü gelişiydi beni görmek için. Sabah erkenden erkek bir görevli geldi; vücudumu tıraş edeceğini söyledi. "Ben yaptım" dedim. "Olmaz ki ama" diye söylendi, "Sizin yapmanız yasak".

- Yasak mı?

- Evet.

- Bu niye yasak olsun ki, önemli olan vücudun kıllardan temizlenmesi değil mi, tamam işte, ben hallettim.

- Ama yasak işte, siz yaparken mikrop kaptırabilirsiniz.

"Tıraş bıçağıyla yapmamak gerekirdi" diye de ekledi. Aslında söylediği doğruydu, ama ben de zaten tıraş bıçağı kullanmamıştım, yani bir kanamaya meydan vermemiştim. Elektrikli bir cihazla temizlemiştim vücudumu. Görevli özellikle göğsümü kontrol etti, ameliyat için yeterli ölçüde temizlenmemiş gördü. Kendisindeki elektrikli cihazla denedi, olmuyordu yine de, tam temizlik sağlanamıyordu. Sonra elime bir tıraş bıçağı tutuşturdu ve ben "yasak" olanı yaparak göğsümü iyice temizledim. Bir yandan temizliyordum göğsümü, bir yandan da kısa bir süre sonra orasının boydan boya kesileceğini düşünüyordum.

Hemşireler pembe renkli, bir taraftan bağlanan Romalı giysisi gibi bir giysi getirdiler. Artık ameliyata gidiyordum. Ama hala espri yapacak güç buluyorduk kendimizde ya da stresi atmak için zorluyorduk kendimizi, neden mavi değil de pembe bu giysi, diye.

Giyindim. Biraz sonra bir hastabakıcı geldi tekerlekli sandalye ile. Nereye gidiyordum ben… Tekerlekler gıcırdayarak dönerken beni sağlığıma kavuşturmaya mı götürüyordu, yoksa geri dönülmez bir yolculuğa mı çıkıyordum. Neyse ki ben ikinci olasılığı görmeyecektim. Ama ya böyle bir durum yaşanırsa geride kalanların durumu ne olacaktı. Aslında bunu odadan ameliyathaneye kadar olan üç-dört dakikalık yol boyunca çok düşünmedim, hem düşünmek için sürem de yoktu. Ama daha önce kötü olasılıkları düşündükçe, sinirlerimin boşaldığı az gün yaşamadım. Klasik hasta psikolojisinden kendimi alamadığım günler oldu. Bunlar niye benim başıma gelmişti. Elimden geldiğince dikkat etmiştim; yememe, içmeme, spor yapmaya; ama yine de ciddi ciddi kalp hastası olmuştum işte. Üstelik yaşım henüz 50 bile değildi. Bütün bunları o kadar çok düşünmüştüm ki daha önceleri. Şimdi ise duyarsız bir şekilde ameliyathaneye doğru gidiyordum.

Ameliyathaneye girdik. Oradaki görevlilerin yardımıyla ameliyat masasına yattım. İçerisi buz gibiydi ve benim üstümde neredeyse yarısı zaten açık o pembe çok ince giysi vardı yalnızca; üşüyordum, titriyordum. Belki, üşümemde ortamın "gerçekten" soğuk olması kadar, "görünüm" açısından da soğuk olmasının etkisi vardı. Hayatımda ilk kez ameliyathaneye giriyordum, hem de ameliyat olacak kişi olarak. Üstelik, heyecan da doruk noktaya çıkmıştı belli ki. "Çok üşüyorum" dedim. Üstüme battaniye gibi bir örtü örttüler, ama titremem geçmiyordu bir türlü.

Ameliyat masası o kadar dardı ki, kollarımı vücuduma adeta yapıştırmak zorunda kalmıştım, hani biraz gevşek bıraksam aşağıya sarkacaktı. Bu arada kollarıma iğneler batırılmaya, damar yolları açılmaya başlanmıştı bile. Sol bileğimden bir iğne yapmaya çalıştılar. İnanılmaz bir acı hissettim, meğer sinire gelmiş iğnenin ucu. Bilekten vazgeçip daha yukardan yaptılar. Bir anda sanki işkence görmüş gibi oldum.

Üşümem geçmiyordu bir türlü. Ortam sıcaklığının 21 derecenin üstünde olamayacağını söyledi bir görevli, aksi halde damarların genişlemesi gibi bir sorun yaşanırmış. Aslında anjiyo olurken de üşüdüğümü hatırlıyorum ama sanki bu kez çok daha soğuktu içerisi. Ameliyat masasının ısıtılmasına karar verdiler. Hani otomobillerin kaloriferi, motor henüz ısınmamışken açtığınızda soğuk hava üfler ya, şimdi de ameliyat masası ısınmak bir yana giderek soğuyordu. Sırtım, kalçam donuyordu adeta.

Fehmi henüz ortalarda görünmüyordu. Ameliyathaneye girdikten sonra ne kadar zaman geçmişti, tam olarak anımsamıyordum ama sanki bir gecikme var gibiydi.

- Bir sorun mu var, neyi bekliyoruz?

Yanıt veren kimdi anımsamıyorum.

- Batikon alerji yapar mı, yapmaz mı, bunu tartışıyorlar.

Batikon, mikrop öldürmek amacıyla kullanılan ve bir anlamda eskiden beri bildiğimiz tentürdiyotun yeni versiyonu diyebileceğimiz bir ilaçtı.

- İyi de ben çok kısa bir süre önce batikon kullandım, herhangi bir sorun çıkmadı.

Söylediğim hiç de anlamlı değildi aslında. Tamam, bir süre önce batikon kullanmıştım ve bir sorun ortaya çıkmamıştı ama, bugün de sorun yaşanmayacağının garantisi değildi bu. Benim arka tarafımda kalan görmediğim bölümde bu konuyu tartışanların Fehmi ve anestezi uzmanı Özcan Bey olduğunu biraz sonra yanıma geldiklerinde öğrendim.

Fehmi gayet rahat görünüyordu. Ama sanıyorum o da çok gergindi. Nitekim daha sonra, yani ameliyatın ardından konuştuğumuzda bunu itiraf edecekti.

Ameliyat ekibi bonelerini giymiş, maskelerini takmıştı. Anestezi uzmanı Özcan Bey'i gözlerinden tanıdım. Ne kadar zamanda uyuyacağımı sordum. "Yaklaşık iki dakikada uyursunuz" dedi Özcan Bey. Tabii ki ne kadar sonra uyuduğumu bilmiyorum…

Yoğun bakımdayım

Kendime geldiğimde ilk dikkatimi çeken, yattığım yatağın genişliğiydi. Ameliyat masasında kollarımı koyacak yer bulamıyordum. Oysa bu kez yatak farklıydı; kollarımı rahatça koyacak kadar genişti. Bu müthiş bir farktı benim için; yatak, ameliyat masasında olmadığımı gösteriyordu. Kendime geliyordum ama, henüz gözümü tam olarak açıp bilinçli olarak etrafa bakacak, inceleyecek gücüm yoktu. En belirgin fark yataktaydı ve ben ameliyattan çıkmıştım. "Ne çabuk oldu, ne çabuk bitti" gibi bir düşünceye kapıldım. Sanki ameliyat sırasında uyanacak, hangi aşamada bulunduğumun farkına varacak, sonra yeniden uyutulacaktım. Böyle bir beklentim varmış gibi, birden uyanmak ve her şeyin bittiğinin farkına varmak adeta sürpriz olmuştu bana. Bitmişti işte. Hiç sona ermeyecekmiş gibi görünen bir sürecin sonuna gelmiştik. Ameliyatım tamamlanmıştı ve görünürde bir sorun yoktu.

Görebildiğim ya da algılayabildiğim kadarıyla her tarafımdan aletlere bağlıydım, ağzımda da belli ki nefes almamla ilgili kocaman bir cihaz vardı, konuşamıyordum.

Fehmi geldi; bir şeyler söyledi. Tam olarak anlayamadım, narkozun etkisi hala sürüyordu belli ki. Sonra yeniden dalmışım, sanırım ilaçla uyutulmak suretiyle.

Yeniden uyandığımda akşam olmuştu. Ağzımdaki cihaz çok rahatsız ediyordu. Anlaşılan bir ucu nefes borumun içine kadar uzanıyordu ve yemek borusu kapalı olduğu için ağzımın içine biriken tükürükleri yutamıyordum. Çok rahatsız edici bir durumdu. Anafilaksi şoku geçirdiğimde yoğun bakımda kaldığım iki gecede, bypass ameliyatı olanların nefes borularındaki o cihaz çıkarıldıktan sonra bir süre uyumamaları gerektiğini öğrenmiştim. Bypass ameliyatı olanlar, hemşireler tarafından sürekli olarak uyumamaları konusunda uyarılmaktaydılar.

Nefes borusunun içindeki cihaz çok rahatsız ediciydi. Üstelik rahatsızlığımı ifade etme şansım da yoktu, çünkü konuşamıyordum. Ama oradaki bir doktora, söz konusu cihazın çıkarılmasını istediğimi işaretle anlattım. Doktor, "En az 4-5 saat uyanık kalmanız gerekir, dayanabilir misiniz" diye sordu. Hala narkozun etkisi tümüyle geçmemişti, akşam olmuştu ve tümüyle atamadığım stres yüzünden bu kadar süre uyumadan durmam zordu. Başımı "hayır" anlamında salladım. Ve bir kez daha uyutuldum.

Yeniden uyandığımda saatler gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı; öyle hissediyordum ve bir an önce sabah olmasını öyle istiyordum ki. Ağzımda yine o kocaman, konuşmama, yutkunmama engel olan boru vardı. Konuşamamak hiç önemli değildi de yutkunma refleksinin giderek artıyor olması, rahatsızlığımı had safhaya çıkarıyordu. Boğazda, yutkunurken nefes borusunu, nefes alırken yemek borusunu kapatan kapak, nefes borusu hep açık olduğu için sürekli biçimde yemek borusunu kapalı tutuyordu. Bu yüzden de ağzımda, hem de solunum cihazı yüzünden daha da çok biriken tükürüğü yutmam mümkün olmuyordu. Yutkunma refleksi, nefes borumun kasılmasına yol açıyordu. Yapacağım bir şey yoktu, ağzımdaki sıvıyı tükürmeye başladım, ama bu da çare olmuyordu, rahatsızlığım artıyordu. Hemşireleri çağırma şansım yoktu, çünkü konuşamıyordum. Bir iki kere işaretle, ayağımı yatağa vurarak, elimi kaldırarak, hemşireleri yanıma çağırdım. Onlar soruyor, ben ise başımla onaylıyor ya da hayır diyordum.

- Bir yerin mi ağrıyor?

- Hayır.

- Miden mi bulanıyor?

- Hayır.

- Nefes alabiliyorsun, bir sıkıntın yok, durumun gayet iyi.

Ağzımdaki cihazı işaret ettim. "Hayır o duracak" dedi bir hemşire ve uzaklaştı. Sanki çıldıracaktım. Ağzımın içi doluyordu ve ben sürekli tükürüyordum. Uzun uğraşlardan sonra bir kez daha çağırabildim. Diyalogda değişiklik yoktu. Bu kez bir aletle ağzımda biriken sıvıyı çekti, ama bu hem yeterli değildi, hem de ağzıma bir cihazın daha girmesi iyice rahatsız etmişti beni.

Uzun debelenmelerimden sonra hemşire "insafa geldi" ve solunum cihazını çıkarmayı kabul etti. Ağzımı dolduran ve konuşmamı engelleyen cihazla birlikte ta soluk borumun içine uzanan hortum da çıkarıldı. Hortum çıkar çıkmaz, anlaşılan hortumun kenarlarında biriken sıvıyı atmak için müthiş bir refleksle öksürmeye başladım. Üstelik rahat öksüremiyordum da. Ameliyatta göğüs kafesim açıldığı için tüm göğsüm, sırtım ve omuzlarım inanılmaz bir şekilde ağrıyordu öksürdüğümde. Hemşire, sürekli sakin olmamı söylüyordu ama bu elimde olan bir durum değildi ki. Sanki ciğerlerim suyla dolmuştu ve ben boşaltmaya çalışıyordum. Bir süre sonra rahatladım. 

Rahatlayınca kendimi incelemeye başladım. Göğsüm boydan boya bantlıydı. Hemşirelerin birine bacağımı sordum, orası da bantlıydı. Demek ki bacağımdan da damar alınmış, bypass da tek damara değil, birden fazla damara yapılmıştı. Üstümdeki örtüyü açtırarak bacağıma baktım, oradaki bant, dizkapağımdan ayak bileğime kadar uzanıyordu. Acaba bacağımdan damar alındığı ve 30 santimetre kadar dikiş atıldığı için bir süre yürümekte zorluk mu çekecektim ya da ağrı mı duyacaktım? 

Karnımdan şeffaf, hortuma benzeyen bir tüp çıkıyordu. Daha önceden biliyordum bu tüpün işlevini. Göğüste birikmesi söz konusu olan sıvı ya da kan bu tüp yoluyla dışarı atılacaktı.

Ancak genel durumum iyiydi. Uyumamın yasak olduğunu da biliyordum. Hemşireler, arada bir gelerek bu konuda uyarıda bulunuyorlardı zaten. Sabahın ilk ışıkları yoğun bakımın küçük pencerelerinden sızmaya başladı. Bu arada ilginç bir tesadüf, yoğun bakımda anafilaksi şoku sonrası getirildiğim yatakta yatıyordum yine.

İple çektiğim sabah oldu nihayet. Sanki tüm sorunlarım geride kalacaktı, nedense sabah olmasını çok istemiştim.

Kendimi iyi hissediyordum, zaten doktorlar da söylüyordu bunu. O gün yoğun bakımdan odaya çıkacaktım. Genç bir doktor geldi yanıma. Karnımdaki şeffaf hortumu çıkaracağını söyledi. "Çok acıyacak mı" dedim. Gülümsedi, "Biraz" diye yanıtladı.

- Ama bazı hastalarda bundan birden fazla vardır.

Yani kendimi şanslı saymalıydım, öyle anlaşılıyordu. Hortumun ucu vücuduma dikilmiş gibiydi, bakmayı da pek istemiyordum doğrusu. Bazı iplikleri kesti ve hortumu çekti. Sanki içimde bir şey hareket etti; fazla ağrı hissetmedim ama, çok tuhaf oldum. Sonra göğsümdeki dikişin alt ucundan 3-4 santimetre aşağıda bulunan ve hortumun çıkmasıyla küçük bir delik gibi kalan yeri bantladı.

Ameliyata ve anjiyoya giderken giydirilen "Romalı elbisesi" yine getirildi. Tek kollu, bir tarafı bağlanarak kapatılan incecik bir elbise. Hemşire, bu elbiseyi giydirdi. Vücudumda bir tek boynumdaki damarda takılı durumdaki damar yolu vardı. Anafilaksi şoku sırasında girmek isteyip de bir türlü giremedikleri damar yoluna bu kez ameliyat sırasında girmişlerdi ve herhangi bir sorun durumunda hemen oradan müdahale edeceklerdi.

YARIN: İkinci bypass ama bu kez izleyiciyim

 

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 1

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 2

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 3

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 5

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.