Zorunlu bir anjiyo ve yine şok!

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 3

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

YAZI DİZİSİ / Alaattin AKTAŞ

Bu kez klasik anjiyo yapılıyordu. Operasyon öncesinde şoku önleyecek bir dizi ilaç verilmişti. Ama sonuç değişmedi. "Ben yine şoka giriyorum" dedim. Anjiyo bitiminde adres yine yoğun bakımdı.

Kalbin neredeyse yarısını besleyen LAD, girişteki iki stentten sonra yüzde 100'e yakın tıkanmıştı. Ayrıca LAD'in önemli bir yan dalında da yüzde 80 tıkanıklık vardı. Yani ameliyattan başka çare kalmamıştı.

2005 yılı, benim açımdan pek iyi geçeceğe benzemiyordu. Çoğu zaman evde, bazen de dışarıda sürdürdüğüm yürüyüşlerime zorunlu olarak ara vermek durumunda kalacaktım. Bir cumartesi Tunalı Hilmi Caddesi'ndeki küçük bir çukuru fark etmeyecek ve ayağımı burkarak kıracaktım. Gittiğim ortopedist, ayaktaki bu kırığın alçıya alınmadığını, sargının yeterli olacağını ve rahat yürümek için koltuk değneği kullanabileceğimi söyleyecekti. Yani yürüme programım altüst olmuştu.

 Bu hareketsizlik kalp sorunumu ne ölçüde hızlandırdı, bilemiyorum. Aslında eylül sonuna doğru ayağımdan kaynaklanan yürüme sorunu epeyce azalmıştı. Tempolu yürüyüş yapabilir hale gelmiştim. Ancak, bu kez eskisi kadar rahat hissetmiyordum kendimi; giderek daha az efor sarf ettiğimde bile göğsümdeki sıkışma hissi kendini gösteriyordu. Yine damarlarda bir sorun olduğu düşüncesini kondurmak istemiyordum; uzun süre yürüyüş yapamadığım için böyle bir olumsuzluk yaşadığıma inandırmaya çalışıyordum kendimi. Ama ya gerçek böyle değilse, ya yine bir tıkanıklık söz konusuysa… Beni endişelendiren yeniden anjiyo olma zorunluluğu değildi. Damarlarımda beş tane stent vardı ve bana söylenen "artık stent hakkımın kalmadığıydı". Yani damarlarda bir tıkanıklık varsa bypass operasyonunun kaçınılmaz olacağı gibi bir anlam çıkıyordu.

Artık Fehmi'nin kapısını çalmak kaçınılmaz hale gelmişti…

7 Kasım 2005 Pazartesi günü Fehmi'deydim. Durumu anlattım, acil olarak bazı testler yapılması gerektiği ortadaydı. Fehmi, "Yarın hastaneye gel" dedi.

- Anjiyo mu olmam gerekiyor Fehmi?

- Hayır, daha önce CT anjiyo denilen bir test var, onu yapacağız, duruma göre diğer anjiyoyu yaparız.

Fehmi bir kez daha stent şansımın kalmadığına dikkat çekti. Eğer damarlarımda yine ciddi bir tıkanma varsa ameliyat kaçınılmaz olabilirdi; buna hazırlıklı olmalıydım. Zaten benim korktuğum ya da endişelendiğim de bu değil miydi; ameliyatın kaçınılmaz hale gelmesi.

…Ve o gün; 9 Kasım 2005

Başıma gelecekleri bilmeden "kuzu kuzu" Yüksek İhtisas Hastanesi'nin yolunu tuttum yine.

15 dakikalık bir operasyon için gittiğim hastanede, iki gecesi yoğun bakımda olmak üzere zorunlu olarak beş gün "ikamet" edecektim…

Büyük tansiyonum 3'e düştüğü halde bilincim hala açık bir şekilde konuşmaya devam ederek etrafımdakileri şaşkına çevirecektim…

Nabzımın 130'a fırladığı, kalbimin iki gün boyunca balon desteğiyle çalıştırıldığı…

Yani, öbür tarafa adeta gidip geleceğim saatler yaşayacaktım...

Bilgisayarlı tomografik anjiyo, ciddi bir tehlike atlatmamla sonuçlanmıştı; ayrıca amaca da ulaşılamamıştı. Amaç, kalbimin durumunu ortaya koymak ve ona göre önlem almaktı. Oysa anjiyo yarım kaldığı için elde hiçbir veri yoktu; hangi damarım ne kadar tıkalıydı, bilmiyorduk. Bunu öğrenmenin yolu da anjiyo yapılmasından geçiyordu. Ama nasıl; böylesine hayati bir şok yaşadıktan sonra ikinci anjiyo nasıl yapılacaktı. Anjiyo sırasında verilmesi zorunlu olan opak maddenin alerji yapıp yapmayacağını belirleyecek test var mıydı; ya da başka nelere karşı alerjim vardı, bütün bunların belirlenmesi gerekiyordu. Ama öncelik, anjiyoda kullanılan opak maddeye verilecekti.

Fehmi, bir arkadaşı aracılığıyla Hacettepe'de yetişkin alerjisi konusunda uzman bir doktor bulmuştu, gidip onunla konuşmamı istedi. Hacettepe'deki doktor, opak maddeye karşı alerji testi yapılamayacağını söyledi. Hem test yapılsa ve negatif çıksa bile anjiyo günü vücut farklı tepki verebilirdi. Daha önce de dört kez olduğum anjiyoda alerji oluşmaması, ancak beşincide böyle bir sorun yaşanması da Hacettepe'deki doktorun görüşünü doğrular nitelikteydi. Yetişkin alerjisi konusunda uzman olan bu doktor, anjiyo sırasında alerji riskinin azalmasını sağlayacak bir dizi ilaç önerdi. Bu ilaçların biri anjiyodan on iki saat, ikisi ise iki saat önce alınmalıydı.

Yüksek İhtisas'ın uzmanları, yeni bir anjiyo için, yani vücuda yeniden opak madde verilmesi için bir süre geçmesi gerektiği görüşündeydiler. Ne kadar zaman geçmeliydi, bu süre şoku önlemek için yeterli olacak mıydı, kimse bilmiyordu, daha doğrusu kimse olacaklar ya da olmayacaklar konusunda emin değildi.

Moralim giderek bozuluyordu. Evin içinde çok küçük hareketler yapsam, eğilip kalksam bile göğsümde baskı hissediyordum. Belki ilk kez psikolojik boyut da ön plana çıkmıştı; bu kadar sınırlı hareketler bile ağrı yapar mıydı; eğer ağrı psikolojik değil gerçekse, damarlarımda daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde çok ciddi bir tıkanma vardı.

Normalde anjiyo yapılırken hastaneye bir gün önceden yatmak gerekmiyordu. O gün sabah geliniyor ve anjiyo yapılıyordu. Ancak benim durumum farklıydı. Anjiyonun 12 saat öncesinden başlayarak ilaç tedavisi uygulanacaktı. Gerçi bu ilaçları ben evde de alabilir ve hastaneye öyle gelebilirdim ama yine de bir önceki geceyi hastanede geçirmemi uygun gördüler. 15 Aralık 2005 tarihinde yeniden hastaneye yattım.

Saat 8.00'e doğru anjiyo odasına gitmek üzere tekerlekli sandalyedeydim. Endişem yine bir anafilaksi şokuna girmekten çok anjiyonun damarlarımın durumunu gösterecek kadar sürdürülememesiydi. Anjiyo yapılıp damarlarımın durumu ortaya çıkmadan da ne bypass yapmak mümkündü, ne başka bir tedaviye yönelmek. Bu yüzden anjiyonun mutlaka bir sonuç vermesi gerekiyordu.

Anjiyoyu yapmaya hazırlanan Doç. Dr. Ali Rıza Erbay sürekli olarak "Rahat ol, kendini bu kadar kasma" diyordu.  Oysa ben vücudumu kastığımın hiç farkında değildim.

Aklımda sürekli olarak "bir sorun çıkacak mı" sorusu vardı, adeta diken üstündeydim. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, belki beş, belki on dakika; yüzümde hafif hafif bir yanma hissetmeye başlamıştım. "Belki psikolojiktir" düşüncesiyle bir dakika kadar bekledim ve hiçbir şey söylemedim. Ama değildi, psikolojik değildi bu durum ve beni alıp ta 9 Kasım'a götürmüştü. Benzer bir sorun ortaya çıkmak üzereydi ama 9 Kasım'la kıyaslanmayacak kadar hafif seyrediyordu; en azından şimdilik.

- Ben yine şoka giriyorum.

- Ne oldu?

- Yüzümde bir yanma hissediyorum, giderek artıyor.

- Bu normal, bir anormallik yok.

Gerçekten her şey normal miydi, yoksa beni daha da paniğe sürüklememek için mi öyle söylüyorlardı acaba? "Sıkıntım artıyor" dedim. Bu sırada Dr. Erbay bazı ilaçların yapılmasını istiyordu sürekli olarak. Belli ki anjiyo ekibi de fark etmişti anormalliği. Daha sonra öğrenecektim; hem anjiyonun hemen öncesinde, hem sorun ortaya çıktığında önlem olarak aldığım ilaç fazlasıyla damardan yapılmıştı. Ama tüm önlemlere karşın yine de küçük çaplı bir anafilaksi şoku yaşıyordum.

Tekerlekli bir sedye, anjiyo masasının yanına yaklaştırıldı; istikamet belliydi, yine yoğun bakıma gidiyordum, bu kez kardiyoloji servisinin yoğun bakımında konuk olacaktım. Tek sevindirici haber, anjiyonun tümüyle olmasa da büyük ölçüde tamamlanması ve ilerde ne yapılması gerektiğine ilişkin bilgi verecek görüntülerin elde edilmesiydi. Ancak bu bilgiler ne yapılması gerektiğini söylüyordu, işte onu bilmiyordum. Bir balon ya da stent işlemi uygulanmamıştı; bu işlemlere, anafilaksi şoku yüzünden zaman kalmadığı için mi başvurulmamıştı, yoksa gerek mi duyulmamıştı acaba. Ya da aklıma getirmeyi bile istemediğim olasılık mı gündemdeydi, yani bypass.

Yoğun bakım yatağına alındım. Etrafımda ne ilk anafilaksi şokuna girdiğimdeki kadar yoğun bir koşuşturma vardı, ne de ben kendimi o kadar kötü hissediyordum. Yaklaşık yarım saat, belki bir saat içinde de belirgin bir şekilde düzeldiğimi hissettim. Bu gelişmeyi, doktor ve hemşirelerin koşuşturma temposundan, konuşmalarından ve yüz hatlarındaki gevşemeden de anlamak mümkündü zaten.

Biraz kendime gelir gelmez en çok merak ettiğim sorunun yanıtını almaya çalıştım. Anjiyo nasıl bir sonuç vermişti, damarlarımın durumu neydi. Anjiyoyu gerçekleştiren Doç. Ali Rıza Erbay da yoğun bakımda başucumdaydı. Ona sordum. Yüzde 92'lik bir tıkanıklıktan söz ettiğini hatırlıyorum. Ciddi bir tıkanıklıktı bu ve hangi damarda olduğu da önemliydi. Tıkalı damarı açma yönünde herhangi bir işlem yapılmamıştı. Yapılmamıştı, çünkü geçireceğim operasyonun adı bypasstı. Fehmi, ertesi gün sabah, ameliyat dışında başka seçeneğin kalmadığını söyledi.

Ameliyatın kaçınılmaz hale gelmesiyle birlikte Fehmi'ye yöneltmek üzere sürekli not tutuyor, soru hazırlıyordum:

- Belirlenen darlık hayati risk taşıyor muydu?

- Darlık LAD'de mi, yan kollarında mıydı?

- Düzenli olarak bir kardiyoloğun izlemesine girmem gerekir miydi?

- Hiç yan etkisi olmayan bir opak madde var mıydı ve bu şekilde anjiyo yapılabilirse darlığa stent konulabilir miydi ya da konulmalı mıydı?

- Kaçınılmaz olduğu takdirde, ameliyat kalp-akciğer makinasına bağlanmadan yapılabilir miydi?

- Ameliyatı, göğsü boydan boya açarak değil de meme altından keserek yapmak mümkün müydü?

- Ameliyat sırasında kalp hasar görür müydü ya da ne ölçüde görürdü?

Fehmi'ye kafamdaki soruları yönelttim. Darlık önemliydi, kalbin neredeyse yarısını besleyen LAD, girişteki iki stentten sonra yüzde 100'e yakın tıkanmıştı. Ayrıca LAD'in önemli bir yan dalında da yüzde 80 tıkanıklık vardı. Fehmi daha önce söylediklerini tekrarlıyor, artık stenti unutmam gerektiğinin altını çiziyordu. Ameliyat, kalp-akciğer makinasına bağlanmadan yapılabilirdi, ama bu konuda kesin karar ancak göğüs açıldıktan sonra verilebilirdi. Ayrıca ameliyatı göğsü açmadan yapmak mümkünse de, bu şekilde yapılacak bir ameliyatta göğüste bulunan ve "kalbin yedek damarı" denilen atardamarı kullanmak mümkün olmuyordu. Oysa LAD için, "kaliteli" diye nitelenen bu atardamarı kullanmak önemliydi. O yüzden, ameliyat göğüs açılarak yapılacaktı.

Alerji konusunda testi nerede yaptırabileceğimi uzun uğraşlardan sonra buldum. Ankara Tıp'ta alerjiyle ilgili apayrı bir birim vardı. Yüksek İhtisas, çok sayıda madde için test istemişti. Listedeki maddelerin hemen hemen tümü için test yapılabildiğini söylediler. Her gün ancak bir ilaca karşı test yapılabiliyordu ve bu da sürenin uzamasına yol açacaktı. Bunun ameliyatı geciktirmekten başka sakıncası yoktu.

İlaç testi yapılırken ortaya çıkabilecek herhangi bir reaksiyon durumunda hemen müdahalede bulunabilmeyi sağlamak açısından damar yolu açıldı koluma. Her gün yeniden bu işleme başvurulmaması için de iğne damarımda bırakıldı, dışarıda da plastikten uçlar bantlandı.

Yaklaşık on gün sürdü testler. Hepsi negatif çıkmıştı. Yani ameliyatta kullanılacak ilaçlara tepki vermeyecek gibi görünüyordu vücudum.

YARIN: Ve o gün geldi, artık sıra ameliyatta

Hiç kalbinizi ellediler mi? 1

Hiç kalbinizi ellediler mi? 2

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 4

Alaattin AKTAŞ:Hiç kalbinizi ellediler mi? 5

Bu konularda ilginizi çekebilir