2040’a giderken gümrükte büyük dönüşüm
Gümrükler, uzun yıllar vergiyi tahsil eden kapı gibi algılansa da son yıllarda ve önümüzdeki yeni dönemde ekonomik güvenliğin, rekabetçiliğin ve yeşil dönüşümün merkezine yerleşmiş durumda. Avrupa Birliği’nin “Gümrüğün 2040 geleceği” üzerine yürüttüğü öngörü çalışmalarının ve akabindeki reform adımlarının ortak mesajına göre gümrükler, belge ve beyan odaklı bir mekanizmadan çıkıp veri, risk ve sürdürülebilirlik odaklı bir yönetişim sistemine dönüşecek.
Bugün Türkiye’nin bu büyük dönüşüme hazır olup olmadığına cevap ararken, AB’nin yeni gümrük stratejisi olan yeşil mutabakat perspektifine de göz atacağız. Yaklaşan 26 Ocak Dünya Gümrük Gününü de hatırlayınca, haftanın konusunu bulmak pek de zor olmadı. Yeri gelmişken, benim de mensubu olduğum tüm gümrük camiasının ve fedakar Gümrük teşkilatı kamu çalışanlarının Dünya Gümrük Gününü kutluyorum.
CBAM: Yeşil Mutabakat artık gümrük kapısında
Türkiye-AB ticaretinde yeni oyunun adı artık yalnızca gümrük vergisi değil; aynı zamanda karbon maliyeti. AB’nin CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) uygulaması 1 Ekim 2023’te geçiş dönemiyle başladı ve 1 Ocak 2026 itibarıyla CBAM’in esas uygulama aşamasına geçildi. Uygulama ile karbon içeriği ticari fiyat gibi pazarlığın parçası olacak.
Çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik, hidrojen gibi alanlarda AB’ye satış yapan firmalar için rekabet artık sadece birim fiyat değil; gömülü emisyon ve doğrulama kalitesi halini alırken, AB ithalatçısı CBAM raporlamasını “tahminle” değil, tedarikçiden gelen doğrulanabilir verilerle yapmak istiyor. Bu nedenle Türk üreticisinin tesis bazlı emisyon verisini üretmesi, doğrulama süreçlerini oturtması ve müşterisine düzenli veri akışı sağlaması gerekiyor. Bu da “Yeşil Mutabakatın” teorik değil, operasyonel bir maliyet kalemi olduğunu net olarak ortaya koyuyor.
2040’ta gümrük nasıl bir şeye dönüşüyor
AB’nin 2040 öngörü çalışmaları, gümrüğün üç ana eksende yeniden tanımlandığını gösteriyor. 2040 vizyonunda gümrükler tek seferlik beyan yaklaşımından uzaklaşıp, tedarik zinciri boyunca toplanan verileri bir araya getirerek önleyici denetim yapacak. Akabinde kontrol sadece evrak kontrolünden çıkıp, geçmiş veriler ve çapraz doğrulamalarla dinamik risk profilleri üzerinden yürüyecek. Ve son olarak sürdürülebilirlik ve karbon salınımı konusunda gümrükler tam olarak kontrol noktasına dönüşecek.
Türkiye’nin bu yolculuktan işin neresinde olduğuna baktığımızda, en önemli avantajımızın son yıllarda gümrüklerde dijitalleşmede atılan somut adımlar olduğunu söyleyebilirim. Ticaret Bakanlığı’nın “Dijital Gümrük Uygulamaları” çatısı altında; NCTS Faz-5, Tek Pencere, Liman Tek Pencere, konteyner/liman takip gibi başlıklar açık biçimde konumlanıyor.
Belge başvurularının tek kanaldan alınması ve e-Devlet üzerinden yürüyen Tek Pencere hizmetinin de kurumlar arası veri entegrasyonu ile uyumlu bir adım olduğunu söyleyebilirim. Yanı sıra İhracatta dijital gümrük uygulamasıyla, ihracat beyannamesinin kâğıt nüshasının ibraz edilmemesi yönündeki düzenleme, süreç hızını ve iz bırakılabilirliği artırdı. Ancaklar da var elbette. 2040 gümrüğü, “dijital belge”den çok standart veri isteyecek. Türkiye’de veri; firma ERP’leri, lojistik sistemleri, müşavirlik yazılımları ve kamu platformları arasında bir hayli parçalı durumda.
Öte yandan 2040 senaryosu, tedarik zinciri verisini daha derin çapraz doğrulayan bir modele dayanıyor. AB öngörü raporları da “harmonize IT sistemleri, dijital beceriler ve ortak yönetişim” ihtiyacını vurguluyor. Yine 2040’a giderken gümrükler için en büyük iş yükü artışı kalemi ise e-ticarette gerçekleşecek. AB reformu da bu alanı reformun merkezine koyuyor.
Gelelim bize düşen görevlere
Yapılması gerekenleri AB’nin 2040 vizyonunu incelediğim için şöyle sıralayabilirim. Tek pencerenin bir üst seviyesine geçip; ürün, tedarikçi, menşe, kıymet, sevkiyat verilerini konuşur hale getirmek, güvenilir firma, müşavir, lojistik ekosistemini güçlendiren teşvik ve denetim dengesi inşa etmek, sadece kırmızı, sarı, yeşil hat değil; çapraz tutarsızlıklar, tekrarlayan insan hataları gibi riskleri yakalayan analitik katmanlar oluşturmak, karbon verisi, doğrulama, ürün bazlı izlenebilirlik ve raporlama standartları kurmak ve e-ticarette yeni gümrük işletim modeli tesis etmek. Özetle yeni vizyon, veriyi standardize etmek, risk analizini akıllandırmak ve yeşil dönüşümü gümrük süreçlerine entegre etmek olarak tanımlanabilir.
Dünyadaki jeopolitik değişim ve gelişmeler Türkiye’yi lojistik konum açısından her geçen gün daha önemli hale getiriyor. Gümrüklerin önemi de şüphesiz herkes tarafından çok daha iyi anlaşılmış durumda, işte bu nedenle de değişimleri ıskalamamak ve kolları erken sıyırmak gerekiyor.