Yeni yılda en çok mesajı iş dünyası almalı

Takvimler deği­şiyor, beklenti­ler tazeleniyor, ancak ekonomi çoğu zaman aynı soruları önümü­ze koyuyor. 2026’ya girerken iş dünyası için tablo farklı değil; belirsizlik azalmıyor, riskler şekil değişti­riyor ve alışılmış ref­leksler artık yeterli olmuyor. Bu nedenle yeni yıla romantik bek­lentilerle değil, soğukkanlı bir gerçekçilikle bakmak gerekiyor. Öncelikle iş dünyasının göz ardı etmemesi gereken 5 net uyarım olacak:

1 Belirsizlik devam edecek, ha­zırlıklı olmak gerekiyor. Son yıllarda bu yıl geçiş yılı söylemi neredeyse rutin hâle geldi. An­cak küresel ekonomide yaşanan­lar gösteriyor ki belirsizlik artık istisna değil, yeni normal. Jeo­politik gerilimler, ticaret savaş­ları, enerji arzı ve finansman ko­şulları kısa vadede ortadan kal­kacak sorunlar değil. İş dünyası artık normalleşme beklentisiyle değil, belirsizlikle yaşamayı öğ­renerek yol almak zorunda.

2 Finansmana erişim en kritik mesele olmaya devam ede­cek. 2026’da büyümenin önün­deki en büyük engellerden biri finansmana erişim olacak. Faiz oranları, kredi koşulları ve se­çici finansman anlayışı özellik­le KOBİ’leri zorlamaya devam edecek. Bu ortamda sadece satı­şa odaklanan değil, nakit akışını yöneten, bilançosunu okuyan ve risklerini dağıtan firmalar ayak­ta kalabilecek.

3 Yeşil dönüşümü erteleyen­ler rekabeti kaybedecek. Yeşil dönüşüm artık bir çev­re hassasiyeti değil, doğrudan bir rekabet kriteri. Karbon dü­zenlemeleri, sınırda karbon uy­gulamaları ve sürdürülebilirlik raporlamaları 2026’da daha gö­rünür hâle gelecek. “Biraz daha zaman var” yaklaşımı firmaları beklenmedik maliyetlerle ve pa­zar kayıplarıyla karşı karşıya bı­rakabilir.

4 Alışkanlıklar değişmezse so­nuçlar değişmeyecek. Belki de en kritik uyarı bu. Aynı yön­temlerle, aynı pazarlarda, aynı iş yapma biçimleriyle farklı so­nuçlar beklemek gerçekçi de­ğil. 2026; dijitalleşmeye yatırım yapan, süreçlerini sadeleştiren, veriye dayalı karar alan ve ku­rumsal reflekslerini güçlendi­ren firmalar için bir ayrışma yı­lı olacak.

Yeni yıl, yeni fırsatlar kadar yeni riskleri de beraberinde ge­tiriyor. 2026’ya güçlü girmek is­teyen iş dünyası için asıl mese­le umutlu olmak değil; hazırlık­lı olmak. Takvim değişti, şimdi sıra bakış açısını değiştirmekte.

Tek çare ihracat mı?

5 Türkiye ekonomisi yeni bir yıla daha ihracatla büyüme hedefiyle giriyor. Son yıllarda hemen her ekonomik daralmada aynı reçete önümüze konuyor: Daha fazla ihracat, daha fazla pazar, daha fazla döviz geliri. İh­racat, hiç kuşkusuz Türkiye için vazgeçilmez bir unsur. Ancak mesele yalnızca ihracat yapmak değil; nasıl, nereye ve hangi ma­liyetle ihracat yapıldığı. Bugün ihracat rakamları artarken, bir­çok firmanın kârlılığının düş­tüğünü görüyoruz. Bu çelişki, mevcut ihracat modelinin sür­dürülebilirliğini sorgulatıyor.

Dünya ekonomisi 2026’ya yüksek faiz ortamı, zayıf talep ve artan korumacılıkla giriyor. Av­rupa Birliği’nde büyüme sınırlı, ABD’de içe kapanma söz konu­su iken Asya pazarları ise daha rekabetçi ve seçici. Böyle bir or­tamda ihracat yapmak mümkün ama pek de kolay değil. Fiyat re­kabeti tek başına yeterli olmu­yor, hatta çoğu zaman firmaları zararına satışa zorluyor.

Türkiye’nin ihracat yapısın­daki temel sorunlardan biri kat­ma değer meselesi. Düşük ve or­ta teknolojili ürünlerin ağırlığı, firmaları kur ve maliyet baskı­larına karşı zor durumda bıra­kıyor. Enerji, işçilik, finansman ve lojistik maliyetlerinin arttı­ğı bir ortamda düşük katma de­ğerli ihracat, firmalara nefes al­dırmak yerine yük bindiriyor. 2026’da bu gerçek daha da görü­nür olacak.

Ayrıca ihracatı tek başına bir “kurtarıcı” olarak görmek, iç pi­yasadaki yapısal sorunları da göz ardı etmeye yol açıyor. Ve­rimlilik artışı, dijitalleşme, öl­çek büyütme ve kurumsallaşma gibi alanlarda ilerleme sağlan­madan sadece ihracata yüklen­mek, kalıcı bir çözüm üretmi­yor. Güçlü bir iç yapı olmadan sürdürülebilir ihracat da müm­kün değil.

Yeşil dönüşüm ve regülasyon­lar da ihracatın yeni sınav alanı. Karbon düzenlemeleri, sürdü­rülebilirlik kriterleri ve teknik standartlar 2026’da daha belir­leyici hâle gelecek. Bu sürece hazırlıksız yakalanan firmalar için ihracat, fırsattan çok mali­yet kalemine dönüşebilir.

Zor yıl geride kaldı, daha zoru kapıda

Yeni bir yıla giriyoruz, ama aslında değişen sadece takvim. Dünya hâlâ belirsiz, ekonomi hâlâ zor, rekabet hâlâ acıma­sız. İş dünyası için bu yıl; daha az konuşup daha çok hesap yap­ma, daha az umut edip daha çok planlama yılı olacak.

Artık büyümek yetmiyor; sağ­lam büyümek gerekiyor. Bizim dileğimiz net; gerçeklerle yüz­leşmekten korkmayan, sorum­luluk alan, üreten, dönüşen ve geleceği bugünden inşa eden bir iş dünyası. Yeni yıl; umudun de­ğil, aklın yılı olsun. Ve en önem­lisi; aynı hataları tekrarlama­yanların yılı olsun.

Yazara Ait Diğer Yazılar