7582 Sayılı Kanun’un mesajı: Türkiye’yi merkez ülke yapın!
7582 sayılı Kanun (7582 SK), Türkiye’nin yabancı sermaye ve nitelikli işgücü bakımından çekim merkezi olma arayışında önemli vergi düzenlemeleri içermektedir. Kanun’daki başlıca teşvikleri daha önce üç ayrı yazıda ele almıştım. Bu yazıda ise 7582 SK’nın yabancı yatırımcılar ve özellikle AB merkezli çok uluslu gruplar bakımından işlerliğini transfer fiyatlandırması kuralları çerçevesinde değerlendireceğim.
Burada temel soru şu: 7582 SK’nın sağladığı vergisel avantajlar, transfer fiyatlandırması kuralları karşısında hangi şartlarda gerçek ve sürdürülebilir bir avantaja dönüşür?
Gerçek faaliyet
Transfer fiyatlandırması bakımından belirleyici olan, karın nerede ekonomik olarak hak edildiğidir. Bu nedenle 7582 SK’nın ilk testi, teşvikten yararlanan faaliyetin gerçekten Türkiye’de yürütülüp yürütülmediğidir.
Türkiye’de bırakılan karın düzeyi; Türkiye’de üstlenilen fonksiyonların niteliği, taşınan riskler, kullanılan varlıklar, yetkili personel ve karar alma süreçleriyle uyumluysa avantaj savunulabilir. Buna karşılık müşteri ilişkileri, fiyat pazarlıkları, sözleşme stratejisi, ticari riskler veya gayrimaddi varlıkların geliştirilmesi başka devletteki grup şirketlerinde kalıyorsa, Türkiye’de yüksek veya artık kar bırakılması güçleşir.
Dolayısıyla, Türkiye’de şirket bulunması, fatura kesilmesi veya sınırlı operasyon yürütülmesi tek başına yeterli değildir. Vergi teşviki, ancak ekonomik gerçeklikle birleşirse avantajdır; aksi halde yabancı idareler bakımından kar kaydırma şüphesi doğurur.
7582 SK’nın değeri: faaliyetten merkeze
7582 SK’nın değeri ise, Türkiye’yi yalnızca faaliyetin icra edildiği ülke değil, bazı iş modellerinde faaliyetin yönetildiği merkez haline getirme potansiyelinde ortaya çıkar. Bu bağlamda, gerçek faaliyet ilk eşiği oluşturur; ancak Türkiye’de yüksek veya artık karın savunulabilmesi için karar alma, risk kontrolü ve merkez fonksiyonların da Türkiye’de bulunması gerekir.
Rutin üretim, sınırlı riskli dağıtım, destek hizmeti veya yalnızca uygulama fonksiyonu Türkiye’deyse, Türkiye’de bu fonksiyonlara uygun sınırlı bir kar savunulabilir. Buna karşılık satın alma kararları, satış koordinasyonu, fiyatlandırma politikası, sözleşme yönetimi, bütçe yetkisi, risk kontrolü ve bölgesel yönetim fonksiyonları Türkiye’de toplanıyorsa, Türkiye yalnızca operasyon ülkesi değil, değer yaratımının merkezi haline gelir.
Bu nedenle 7582 SK’nın çekebileceği yapı, bölgesel ticaret, yurt dışı mal alım-satımı, tedarik koordinasyonu, lojistik planlama, veri analizi, mühendislik desteği veya nitelikli hizmet merkezi fonksiyonlarını Türkiye’de konumlandıran AB merkezli çok uluslu gruptur, yoksa salt Türkiye’de şirket kuran değil. Örneğin Avrupa merkezli bir grubun Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya veya Afrika pazarlarına ilişkin satın alma ve satış koordinasyonunu Türkiye’den yönetmesi bu modele girer.
Böyle bir yapıda OECD yaklaşımını esas alan idareler, sözleşme tarafına değil, ticari süreci fiilen kimin yönettiğine bakar. Karar alma yetkisi, risk kontrolü ve gayrimaddi varlıkların geliştirilmesi Türkiye’de görünmüyorsa, teşvikten yararlanmak transfer fiyatlandırması savunmasını kendiliğinden güçlendirmez. Bu nedenle teşvik planlaması, transfer fiyatlandırması dosyasından ayrı kurulamaz.
7582 SK’nın transit ticaret, yurt dışı mal alım-satımı ve nitelikli hizmet merkezi düzenlemeleri bu merkezleşme ihtimalini güçlendirmekte; bazı indirimlerin yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında da dikkate alınması teşvikin efektif değerini artırmaktadır.
Sütun 2 ve ÇVÖA sınırı
Büyük çok uluslu gruplar bakımından 7582 SK’nın etkisi Sütun 2 kurallarından ayrı değerlendirilemez. Türkiye’de merkez fonksiyon gerçekse, kârın Türkiye’ye aidiyeti transfer fiyatlandırması bakımından güçlenir. Ancak bu, %12,5 oran veya diğer indirimler nedeniyle doğan efektif vergi avantajının grup düzeyinde aynen korunacağı anlamına gelmez. Türkiye’deki efektif vergi yükü %15 küresel asgari oranının altında kalıyorsa, tamamlayıcı vergi hesabı gündeme gelir; fark, koşullarına göre Türkiye’deki yerel tamamlayıcı vergiyle veya grubun ana şirket ülkesindeki Sütun 2 mekanizmalarıyla vergilenebilir.
Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları (ÇVÖA) ise başka bir devletin emsale aykırılık gerekçesiyle düzeltme yapması halinde, aynı kazancın iki ülkede vergilenmesini önlemeye yönelik hukuki zemini sağlar. Bu işlev özellikle karşı düzeltme, karşılıklı anlaşma usulü, temettü, faiz, gayrimaddi hak bedeli ve bazı hizmet ödemeleri bakımından önemlidir. Ancak ÇVÖA tek başına koruma sağlamaz. Ödeme emsale uygun değilse, hizmet gerçekten verilmemişse veya gayrimaddi hakkın kullanımı ekonomik olarak ispatlanamıyorsa, anlaşma hükümleri vergi avantajını kurtarmaz.
Sonuç
7582 SK’nın yabancı işletmelere verdiği mesaj açıktır: Türkiye’ye yalnızca şirketi veya faturayı değil, kazancı yaratan faaliyeti ve bu faaliyeti yöneten merkezi getirin. Yabancı grup şirketleri bakımından ise değerlendirme üç aşamalıdır: Önce fonksiyon, risk ve karar alma süreçleriyle karın Türkiye’ye aidiyeti ortaya konulmalı; ardından Sütun 2 sonrası efektif vergi sonucu hesaplanmalı; son olarak ÇVÖA’nın olası çifte vergilendirme riskini ne ölçüde yönettiği değerlendirilmelidir.