Barış!

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

ABD-İran arasında çatışmaların bitirilmesi­ne yönelik bir mutabakat yarın imzalanıyor. Maddeleri hala bilmiyoruz. İran basınının sızdır­dığı bazı bilgiler olsa da bunların inandırıcılığı tar­tışmalı.

Mutabakat ortaya çıkınca her iki tarafta kendi adına zafer ilan etti. Gerçi saldırının daha ikinci gününden beri Trump’ın zafer konuşmalarını din­ledik. Kendinden o kadar emindi ki Hamaney’i öl­dürünce, Venezuela’da olduğu gibi, İran halkının kendi yanlarına geleceğini ve rejimi devirebilece­ğini düşündü. ABD gibi önemli araştırma merkez­lerine sahip bir ülkenin yönetimi, düşmanı konu­sunda bu kadar bilgisiz olabilir mi? İnsanın ina­nası gelmiyor. Tabii ki bu saldırı bilgisizlikten mi yoksa Epstein gibi davalardan dolayı sıkışmışlık­tan mı diye sormadan da edemiyoruz.

ABD’nin İran’a saldırmasının iki temel nedeni vardı. Bunlar İran’ın nükleer silaha sahip olması­nı engellemek ve İran rejimin devrilmesini sağla­mak. Mutabakatın neleri ne kadar içereceğini bil­miyoruz. Ancak İran’da bir rejim değişikliği artık söz konusu değil gibi gözüküyor.

Rejim kazandı

ABD saldırmadan önce yürütülen diplomasi sı­rasında İran rejiminin masada elinin önceki gö­rüşmelere göre daha zayıf olduğunu defalarca söy­ledim. Keza o dönem İran halkı temeli ekonomiye dayanan nedenlerle sokaklardaydı. Rejim sert tep­ki verdikçe halkın direnişi artmıştı. İran homojen­liğini kaybetmişti.

ABD ve İsrail saldırdı ve her şey tersine döndü. İran coğrafyasının tarihini, sosyolojisini, psikolo­jisini bilmeyenler İran halkının Venezuela’ya, Su­riye’ye benzemeyeceğini tahmin edemediler. İran halkı ülkesine sahip çıktı. Dünyaca ünlü, Altın Pal­miye ödüllü, muhalif İranlı yönetmen Cafer Pena­hi, hakkındaki hapis cezasına rağmen ülkesine ge­ri döndü. Penahi dönüş nedenini “tek pasaportum, tek vatanım var. Onun için ölmeye geldim” diyerek açıkladı. Saldırı öncesi ülkenin yönetiminde bü­yük sıkıntılar yaşayan İran rejimi halkının desteği ve doğru stratejik kararlar ile çatışmaların süresi­ni uzatmayı ve ABD’yi “rejimi değiştirme isteğin­den” vazgeçirerek masaya tekrar oturtmayı başar­dı. Böylece kendisini de konsolide etmeyi başardı. Bir nevi kazanan rejim oldu.

Bence temel soru ABD ve İsrail İran rejiminin yıkılmasını istiyorlar mı? Cevabım net. Hayır. İs­rail’in bölgedeki varlığı “güvenlik” politikalarının üzerine oturtulmuş durumda. İsrail bölgede var olabilmek için bir düşmana ihtiyaç duyuyor. Bu ABD’nin de işine geliyor. İsrail’in bölgede yarattı­ğı ortam bölgeyi ABD’nin müdahalesine açık hale getiriyor.

İran’da rejim yıkılsa ve sisteme entegre olmuş bir yeni yönetim yaratılsa İsrail’in bölgede rahat hareket etmesi ve kendi politikalarını dikte etmesi çok zorlaşacak. İran ile mutabakat konusu günde­me geldikçe İsrail’den gelen açıklamalar gelecek­te yeni bir düşman yaratabilme üzerineydi. Bu ko­nuda ismi en çok geçen ülke Türkiye oldu. Ancak Türkiye’yi İsrail’in düşmanı gibi gösterme girişi­minin bir karşılığı olmadı. Keza Türkiye bir NATO ülkesi olarak gerek Avrupa’nın savunması gerekse bölgesel ve küresel etkisiyle bu sıfat için fazla güç­lü ve dirençli.

Bu bağlamda İran rejiminin varlığı gelecekte bir düşman yaratmayı kolaylaştırıyor. İsrail ve ABD biliyor ki İran’ın menfaatleriyle rejimin menfaat­leri ters düşerse öncelik rejimin menfaatleri olur. Dolayısıyla rejimin düşman yaratmak için kulla­nılması kolay bir durum. İran halkının rejime yö­nelik tepkileri de rejimin kullanılmasını daha ra­hat hale getiriyor.

Netanyahu’nun varlığı İran’a yarıyor

İsrail’in bölgede düşman yaratma stratejisi İran içinde geçerli. İran-Irak savaşıyla ülkedeki haki­miyeti tamamen ele geçiren molla rejimi halkın önüne nükleer silah edinme ve rejimi ihraç etme şeklinde iki öncelikli hedef koydu. Halk uzun yıl­lardır bu stratejilerin bedelini ödüyor. Bu strateji­lerin halktan onay alması için karşı bir düşman la­zım, o da İsrail. Mutabakatla nükleer silah edinme isteği bitse bile rejimin devamı rejim ihracı stra­tejisinin süreceğini gösteriyor. Keza İran bölge­de vekaleten kullanabileceği hiçbir unsurdan vaz­geçmeyecektir. Bir de bugün için geçerli bir konu var ki İran rejiminin işine geliyor. “İsrail’in men­faatleriyle Netanyahu’nun menfaatleri ters düşer­se öncelik Netanyahu’nun menfaatleri olur”. En azından Trump’ın iktidarının sonuna kadar böyle olacak gözüküyor.

Kazananı olmayan çatışma

Yarın imzalanacak mutabakat -imzalanırsa-İran’ın bu rejimle sisteme entegrasyonunu kap­samayacaktır. Keza İran rejimine olmayan güven onu desteklemeyi mümkün kılmıyor. Bunun ya­nında mutabakatla İran rejiminin desteklendiği yönündeki tepkiler giderek artıyor.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, mutabaka­tın tam olarak uygulanması halinde İran’ın birçok sorununu çözebileceğini ve İran ile Ortadoğu’da “farklı bir dünya” yaratabileceğini söyledi. Umu­dumuz bu yönde. Keza mutabakatın ne kadar uy­gulanabileceği ne kadar daha zaman çatışma yaşa­mayacağımızı gösterecek.

Kazananı olmayan ama küresel anlamda kay­bettiren bir çatışmaya şimdilik ara verdik.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.421,15 -0,50 %
Dolar 46,4501 0,20 %
Euro 53,4609 0,27 %
Euro/Dolar 1,1511 0,08 %
Altın (GR) 6.551,89 -0,24 %
Altın (ONS) 4.281,48 0,55 %
Brent 78,5060 -0,95 %