Çin’in fotovoltaik denetim taslağı ve Türkiye için milli güneş sanayisi yol haritası
ADNAN AKFIRAT
Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği Başkanı
Çin’in 16 Ekim 2026 tarihli teknoloji ihracat denetim taslağı sıradan bir ticaret düzenlemesi değil. Çağımızın temel gerçeğini bir kez daha önümüze koyuyor: Teknoloji, alınıp satılan sıradan bir mal değildir. Teknoloji üretme yeteneğidir; bağımsızlığın, kalkınma hızının ve uluslararası pazarlık gücünün kaynağıdır. Çin Ticaret Bakanlığı ve Bilim-Teknoloji Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırladığı taslak, yapay zekâ, biyotıp ve fotovoltaik alanlarındaki 40 kritik teknolojiyi denetime alıyor. Bunların 14’ü yasak, 26’sı izinli ihracat kapsamına giriyor. Fotovoltaik alandaki 12 madde; polisilikon, silisyum levha (wafer), hücre üretimi ve kritik ekipman süreçlerini kapsıyor. Nihai panel ihracatı durdurulmuyor. Denetime alınan, sürekli ve rekabetçi üretimi mümkün kılan uygulama bilgisidir. Taslak, 15 Kasım’a kadar kamuoyunun görüşüne açık. Geçici kayıt düzeni ise yürürlüğe girdi. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, Çin, güneş paneli tedarik zincirinin başlıca aşamalarında küresel kapasitenin yüzde 80’inden fazlasını, silisyum levhada ise yaklaşık yüzde 95’ini elinde tutuyor. Çin bu gücü, bazı sosyal medyada ün kazanan ekonomi profesörlerinin ileri sürdüğü gibi ucuz işgücüne borçlu değildir. Bu başarının arkasında uzun vadeli planlama, kamu finansmanı, büyük ölçekli üretim, mühendis yetiştirme ve bütün zinciri aynı sanayi düzeni içinde kurma iradesi vardır.
TÜRKİYE’NİN GÜNEŞ ENERJİSİ İMTİHANI
Türkiye’de güneş enerjisi hızla büyüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Ağustos 2026 verilerine göre, toplam elektrik kurulu gücümüz 126 bin 944 megavata ulaştı. Güneşin payı yüzde 22’ye, yani yaklaşık 28 bin megavata çıktı. Güneş ve rüzgârda 2035 hedefimiz toplam 120 gigavat. Bu büyüme sevindiricidir. Ancak asıl soru şudur: Kurulu güç büyürken teknolojik birikimimiz de istenen düzeyde büyüyor mu? Türkiye modül üretiminde önemli bir kapasite kurdu.
Hücre üretiminde de somut ilerleme sağladı. Ankara Başkent Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Kalyon PV tesisi, Avrupa’nın ilk entegre üretim merkezlerinden biri olarak ingot, wafer, hücre ve modül aşamalarını bir araya getiriyor. Çinli CETC ile geliştirilen tesis, Konya Karapınar’daki yaklaşık 1,35 gigavatlık YEKA santralinin panel ihtiyacını karşılıyor. Düzce’de Schmid Pekintaş ile Çinli JTPV ortaklığında 5 gigavat kapasiteli hücre fabrikası, HIT-30 programı kapsamında kuruluyor. Balıkesir’de Alfa Solar ile Astronergy (Chint) ortak girişimi wafer ve hücre üretimine yöneldi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın açıklamasına göre HIT-30 yatırımları tamamlandığında, en az beş tesisle yıllık 20 gigavatın üzerinde hücre kapasitesine ulaşılması öngörülüyor. Ne var ki zincirin üst halkalarında dışa bağımlılık sürüyor: polisilikon, ileri wafer süreçleri ve üretim makineleri. Modül birleştirmek ile hücre üretmek aynı şey değildir. Hücre üretmek ile silisyum levha ve polisilikon teknolojisine sahip olmak da aynı şey değildir. Asıl eşik, bu parçaları üreten makineleri tasarlayabilmektir. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın öncülüğündeki çalışmalar dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. YEKA’nın yerli katkı şartları, teşvikler ve HIT-30’un yüksek yerli katkı ile Ar-Ge merkezi zorunlulukları bu yönde atılmış önemli adımlardır. Şimdi bu araçları daha ölçülebilir hâle getirmek ve üretim zincirinin ileri halkalarına taşımak gerekiyor.
ÇİN’LE ORTAKLIĞIN ÖLÇÜSÜ
Türkiye ile Çin arasındaki işbirliği büyümelidir. Fakat bu işbirliğinin gerçek içeriğini konteyner sayısıyla ya da kurulan megavatla ölçemeyiz. Ölçümüz şunlar olmalıdır: Kaç üretim mühendisi yetişti? Kaç makine Türkiye’de üretildi? Kaç patent ve lisans paylaşıldı? Ortak laboratuvarlar verimi ne kadar yükseltti? Üçüncü ülkelere ne kadar ortak ihracat yapıldı? Hiçbir ülke kritik teknolojisini yalnızca iyi niyet açıklamalarıyla devretmez. Paylaşım; açık yükümlülükler içeren sözleşmelerle, karşılıklı çıkarla ve kararlı devlet politikasıyla gerçekleşir. Türkiye bu pazarlıkta eli zayıf bir ülke değildir. Büyük bir iç pazara, güçlü güneş ve rüzgâr potansiyeline, YEKA tahsislerine, kamu finansmanına ve Avrupa, Orta Asya, Batı Asya ile Afrika’ya erişim imkânına sahiptir. Çinli şirketlere yalnızca bir satış pazarı değil, ortak üretim ve üçüncü ülkelere birlikte açılma fırsatı sunuyoruz. Çin’in yeni denetim düzeni; özellikle perovskite, yüksek verimli tandem ve bazı ileri wafer-polisilikon süreçlerinde teknoloji transferini zorlaştırabilir. Bu nedenle mevcut ortaklıkların yeni çerçeveye uyarlanması ve yapılacak anlaşmaların ölçülebilir teknoloji kazanımları içermesi daha da önemlidir.
GÜNEŞ SANAYİSİNDE TEKNOLOJİ EDİNME VE ORTAK ÜRETİM
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının eşgüdümünde; kamu kurumları ve sanayicilerin katılımıyla, mevcut HIT-30 ve YEKA mekanizmalarını derinleştirecek “Güneş Sanayisinde Teknoloji Edinme ve Ortak Üretim Programı” hayata geçirilmelidir. Mevcut çalışmaları güçlendirecek Program beş ilkeye dayanmalıdır:
1- Gerçek kapasiteyi görelim: Doksan gün içinde polisilikondan silisyum levhaya, hücreden modüle, inverterden üretim makinelerine kadar bütün zincirin haritası çıkarılmalıdır. Açıklanan kapasite ile fiilen çalışan, verimli ve rekabetçi kapasite birbirinden ayrılmalıdır.
2- Kamu alımını teknoloji okuluna çevirelim: YEKA ve kamu alımı şartnamelerindeki yerli katkı şartları bir adım ileri götürülmelidir. Patent ve lisans paylaşımı, mühendis eğitimi, ortak araştırma, yerli makine üretimi, verim artışı ve ihracat gibi ölçülebilir kazanımlar puanlanmalı ve teşvik edilmelidir.
3- Montajla yetinmeyelim, ortak üretelim: Çinli ortaklarla kurulacak yeni tesislerde araştırma merkezi, deneme üretim hattı ve üçüncü ülkelere ortak ihracat hedefi teşvik edilmelidir. Mevcut HIT-30 projelerinde bu hedeflerin gerçekleşme düzeyi düzenli olarak değerlendirilmelidir.
4- Kamu finansmanını kritik halkalara yöneltelim: Kamu bankaları ve kalkınma finansmanı öncelikle hücreyi, inverteri, üretim makinelerini ve bunlara ilişkin mühendislik bilgisini desteklemelidir.
5- Korumayı süreye ve hedefe bağlayalım: Damping önlemleri teknoloji politikasının yerine geçmemelidir. Koruma; maliyetleri düşürme, verimi yükseltme, yerli tedarikçiyi geliştirme ve ihracata başlama takvimine bağlanmalıdır. Sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

KURULU GÜCÜ DE ÜRETME GÜCÜNÜ DE BÜYÜTELİM
Çin’in 16 Ekim belgesi önümüze açık bir ders koyuyor: Ürünü satmak ile üretme yeteneğini paylaşmak aynı şey değildir. Teknolojiye sahip olan ülke, yalnızca malın fiyatını değil, geleceğin iş bölümünü de belirler. Türkiye’nin güneş yatırımlarını millî sanayi hamlesinin kaldıracına dönüştürme çabası, bütün kamu kurumlarının ve sanayicilerin desteklediği bir seferberliğe dönüşmelidir. Mevcut ortaklıklar ve HIT-30 bu seferberliğin somut başlangıcıdır. Şimdi sıra, bu başlangıcı ölçülebilir ve kalıcı bir yeteneğe dönüştürmekte; üretim zincirinin ileri halkalarına taşımaktadır. Türkiye-Çin iş birliği, Türkiye’nin üretme yeteneğini büyüttüğü ölçüde stratejik ortaklığa dönüşür. Enerji bağımsızlığı, güneşi yalnızca elektriğe çevirmek değildir. Güneşi millî teknolojiye ve sanayi gücüne dönüştürmektir.