Hürmüz “darboğazı” ve gıda güvencesinin kırılganlığı

ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla baş­layan ve daha sonra Türkiye dışında ne­redeyse tüm bölge ülkelerini içine alan savaş, dünyanın daha önce fark edilmeyen tüm kırıl­ganlıklarını ortaya çıkarıyor.

Füzeler, hava savunma sistemleri, yanan bi­nalar ekranlara yansıyor ve tüm yorumlar bu görüntüler üzerinden yapılıyor. Oysaki savaş belki de en fazla gıda güvencesini vuruyor. He­men aklınıza üretim girdisi olarak enerji gele­bilir. Ancak durum bunun çok daha ötesinde.

Elbette enerji olmazsa tüm sektörler gibi ta­rımsal üretim de sıkıntıya girer. Enerji fiyatla­rındaki artış üretim maliyetlerini ve nihaye­tinde gıda enflasyonunu vurur.

Gübrenin önemi Hürmüz’le fark edildi

İpucu olarak gübre desem, birçoğumuzun kafasında soru işaretleri oluşabilir. Ancak sa­vaşın ilk gününden bu yana politika yapıcıla­rını geceler boyu uyutmayan konu bu. Çünkü gübrenin hammaddesi doğalgaz.

100-150 yıl kadar önce doğalgazdan metan gazı ve ondan da azotlu gübre üretimi ile kul­lanımı yaygınlaşan kimyasal gübreler, tarım­sal üretimde verimlilik patlaması sağladı.

En önemli gübre olan ürenin üçte biri bu bölgede üretiliyor ve Hürmüz Boğazı’ndan ge­çiyor. Petrolde bu oranın yüzde 20 olduğunu düşündüğümüzde gübrenin kritik önemi daha iyi anlaşılabiliyor.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla oluşan darboğazın gıda enflasyonunu yükseltece­ği beklentisi giderek güçleniyor. Bir yandan, gübre arzındaki daralma ve lojistik maliyet­lerin artışı nedeniyle üretim maliyetlerinin yükselmesi. Diğer yandan, yüksek fiyat nede­niyle daha az gübre kullanması ve ürün veri­minin düşmesi. Dolayısıyla arzın yetersiz kal­ması ve sonuçta gıda enflasyonu olarak karşı­mıza çıkması kuvvetle muhtemel.

Gıda güvencesine lojistik tehdit

Lojistik sorunları, Hürmüz’ün kapanması­nın gıda enflasyonuna olumsuz etki yapacak bir başka önemli boyutu. Daha uzun lojistik hatlar hem maliyetleri artırıyor hem de nak­liye süresini uzatarak gıda kalitesinde düşüşe neden olabiliyor. Öte yandan Yemen’in tehdit­leri nedeniyle Kızıldeniz’de de lojistik güven­liğinin azalması, Ümit Burnu üzerinden yapı­lacak nakliyenin, mesafeyi yüzde 30-40 artıra­cağı düşünüldüğünde, gıda lojistiğini çok daha maliyetli hale getireceğini söylemek mümkün.

Bir başka açıdan bakıldığında, savaş bölge­si enerji ve gıdanın üretimi için gereken güb­reyi dünyaya sağlama gücünü elinde tutar­ken diğer yandan kendi üretemediği ve büyük oranda ithalata bağımlı olduğu gıda konusun­da çıkmaza girmiş durumdalar.

Özellikle de içme ve kullanma suyunun yüz­de 70-95’ini denizden arıtarak elde eden Kör­fez ülkeleri, bu tesislerin vurulma ihtimali ile diken üstündeler. İran’da böyle bir arıtma te­sisinin vurulmuş olması, İran’ın misilleme yapma tehdidi, on milyonlarca insanın bir anda içme suyuna muhtaç hale gelmesi riski­ni ortaya çıkarıyor. Sonuçta petrolü içemiyor, kıymetli madenleri yiyemiyorsunuz. Günün sonunda insanın ihtiyacı olan bir şişe temiz su ve bir dilim ekmek değil mi?

Ülke olarak temkinliyiz

Yetkililer, bahar dönemi için gübre stokla­rımızın yeterli olduğunu, sonrasında ise sava­şın devamı halinde, başta Rusya olmak üzere Türk Cumhuriyetlerinden gübre tedarik edi­lebileceğini ifade ediyorlar. Tek endişemiz, gübre ve enerji fiyatlarının gıda enflasyonunu körüklemesi. Ayrıca üre gübresinin ihracatı yasaklandı, yüzde 6,5 olan gümrük vergisi sı­fırlandı ve amonyum nitrat gübresi kullanım yasağı kaldırıldı.

Hindistan, Brezilya, Çin ve hatta ABD’nin güb­re ve gübre hammaddesi ithalatına belirli ölçüde bağımlı olması küresel gıda enflasyonu beklen­tisini artırıyor. Petrol, doğalgaz ve gübre; tama­mının arz ve talep esneklikleri düşük. Bu neden­le, örneğin petroldeki yüzde 20’lik Hürmüz etki­si fiyatlara yüzde 40-50 oranında yansıyabiliyor.

Sonuçta Hürmüz “darboğazı”, gıda güven­cesi ve güvenliğinde dünyanın ne kadar kı­rılgan olduğunu gözler önüne sermesi bakı­mından önemli.

Yazara Ait Diğer Yazılar