Açlık ile tokluğun arası ne kadar?
Belki de sadece bir dilim ekmek kadar. Ekmeğin, aslanın midesinde mi yoksa sofranızda mı olduğu meselesi tüm ideolojilerden önce gelir. Aksi halde tüm kavramlar anlamsızlaşır.
Açlık ve fakirlik denildiğinde, Rus romanlarındaki ekmek teması sıklıkla akıllara gelir. Bir akşam yetecek kadar ekmeğe sahip olmak en büyük şükran vesilesiydi bir Rus aile için. Ekmek, onların varoluş mücadelelerini temsil ediyordu. Açlık ve refahın dengeli dağılmaması komünist ideolojinin de doğuşunda çıkış noktası olmuştur.
Tarihte defalarca açlık ve kıtlıkla sınanmış olan Rusya, son olarak 1921-22 Sovyet Kıtlığını en ağır biçimde yaşamıştır. Ekmek Şehri Taşkent adlı eserinde Aleksandr Neverov, bu dönemde insanların ekmek bulabilmek uğruna yaptıkları çetin yolculukları ve hayatta kalma çabaları derinlemesine anlatılır. Açlık evrenseldir ve insanlık tarihi bir dilim ekmeğin peşinde şekillenmiştir.
Maksim Gorki’nin Ekmek İşçileri, fırınları ve ekmek işçilerinin hayatlarını ve toplum için önemini; Fyodor Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, toplumdaki adaletsizliği ve ekmeğin hayatta kalma savaşındaki yerini; Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, savaş dönemlerinde yaşanan kıtlığı ve ekmek kavgasını anlatır.
Maksim Gorki’nin Ana adlı eserinde ise işçi sınıfının hayat mücadelesi ele alınır ve ekmek bir sembol haline gelir. Gorki, fırın işçiliği yaparken devrimci hareketlerin de içinde olmuştur.
John Steinbeck’in Gazap Üzümleri, sadece açlığı, karın tokluğuna çalışmayı değil, aynı zamanda tarımın sosyolojisini de çok iyi anlatır.
Ekmeğe dair örneklendirdiğimiz bu edebi eserler, dünya savaşlarının ve jeopolitik risklerin sonuçlarını bir anlamda ekmek üzerinden yansıtır.
Ekmek ve gıda güvencesi
Binlerce yıldır, binlerce farklı çeşidiyle insanoğlunun en temel besin maddesi ekmek. Bugün refah toplumlarında ekmek, obezitenin baş sorumlusu ilan ediliyor. Ancak sorun ekmeğin kendisinde değil; hareketsizlik ve bozulan beslenme alışkanlıklarımızda.
Buğday ve arpa, üretimi yapılan ilk tahıllar. Mayanın keşfedilmesine kadar kabarmayan yassı ekmekler binlerce yıl tüketilmiş. Son birkaç yüzyılda değirmenciliğin gelişmesi ile beyaz undan yapılan ekmek yaygınlaşmış ve daha çok zenginlerin prestij besini olmuş. Çok sonraları tam tahıldan yapılan ekmeğin besin değeri fark edilmiş ve yine fakirin ekmeğine göz dikilmiş.
Ekmeği yeniden keşfetmek
Ekmek sadece bireysel bir beslenme tercihi değil, aynı zamanda ulusal bir güvenlik meselesi. Buğday, bir tarım ürünü olmanın ötesinde stratejik bir güç unsuru. Bugün coğrafyamızın ateş çemberine dönüşmesi, gıda güvencesinin hayatiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Soframızdaki ekmeğin besleyiciliği de en az bulunabilirliği kadar önemli. Asıl mesele ekmeği doğru biçimde yeniden hayatımıza dahil etmek.
Tam buğday, ekşi maya ve daha besleyici üretim anlayışı, sağlığımızı korumanın ötesinde kültürel hafızamıza sahip çıkmak anlamına gelir.
Bu açıdan, ekmeklerin en az yüzde 40 tam buğday unu içermesi için başlatılan Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası toplumun tüm kesimlerince desteklenmeli. Kampanya ekmeğinin iki katından fazla lif içermesi, vitamin ve mineraller bakımından 3-4 kat daha zengin olması çok önemli.
Ezcümle;
Evet, bir dilim ekmek… Bazen bir insanın gününü kurtarırken bazen bir milletin geleceğini belirler.
Açlık ile tokluğun arası hâlâ çok kısa. Ve o mesafe, çoğu zaman bir dilim ekmek kadar.