18 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Şirketlere yardım gerek!

 

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en bonkör teşvik paketine sahipmişiz. Bu iyi haber. Bonkör kelimesi Türkçe'ye Fransızca bon coeur kelimesinden gelmiş. Kelime anlamı "iyi yürekli" demek. Ancak Türkçe'de cömert anlamında kullanılıyor. Cömertse Türk Dil Kurumu'na göre Farsça'dan gelen para ve malını esirgemeden veren, eli açık, selek, semih, ahi, bonkör demek. Yani parayla ilgili. Özetle beşyüz milyar dolar ihracata ulaşmak için şirketlere para yardımı yapmanın otuza yakın şeklini teşvik programı adı altında paketlemişiz.

Geçen hafta yazdığım gibi finansman kaynağı yardımı dünyanın her tarafında şirketlerin en fazla talep ettikleri yardım türüdür. Bu nedenle de özellikle devlet destekli veya devlet sahipli teşvik kurumlarının en fazla kullandıkları teşvik türüdür. Bunun derde ne kadar şifa olduğu, yani ihracat hedeflerine ulaşımda ne derecede etkin olduğu genellikle ölçülmez, çoğu kez de doğru dürüst ölçülemez. Şöyle veya böyle ölçülen yerlerde de tatmin edici bulunmaz. "Eh öyleyse neden ısrar ediliyor?" diye soruyorsanız geçen haftalarda yazdım. En iyi niyetli açıklama, teşvik kurumlarının talep ve ihtiyaç arasındaki farkı anlamadıklarından talebi karşılamayı çözüm sanmaları. Buna geçen hafta "zurnanın zırt dediği yer" demiştim. O kadar iyi niyetli olmayan açıklama, bu tür kurumların siyasi gündemlerle vergi gelirlerini kullanarak sempati kazanma çabaları. En olası açıklama ikisi birden.

Şirketlere kaynak sağlamak (okurlar hatırlayacaklardır mali kaynaklar dışında daha dört kaynak daha vardır) iyi sayılacak bir fikirdir. Bu kaynağı mali kaynak olarak tanımlamak çok olmasa da iyice bir fikirdir. Bu mali kaynağı devlet veya devlet kurumlarının teşvik adı altında dağıtması ise kötü fikirdir. Hatta benim gördüğüm bazı ülkelerde berbat bir fikirdir. Devlet para dağıtma işinden çıkmalıdır. Bunun nedenlerini anlatmaya çalıştım. Nasılını da haftaya anlatacağım.
Kaynak dağıtımı teşvik kurumlarının yaptığı tek iş değil elbette. Bilgi verme ve beceri arttırma konularında da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bir zamanların İGEME'si düzinelerle eğitim programı verirdi. Malezya'nın İGEME'si MATRADE'in o kadar çok eğitim programı var ki saymakla bitmez. İşte büyük çoğunlukla talep ve ihtiyacı ayırdedemiyen teşvik kurumları bu konuda da aşikar bir şeyi gözden kaçırıyorlar. O da gerçek müşterinin kim olduğu. Çoğu bir hayali müşteri varsayıyor: Şirketler. Bunların adı değişiyor. İhracatçı şirketler, KOBİ'ler, ihracata hazır olan, olmayan, olmak isteyen, ihracatta tecrübeli-tecrübesiz şirketler falan. Şirket diye bir müşteri yoktur olamaz. Bu programların müşterileri insanlardır. İnsana yapılan yardım şirket diye ne olduğu belli olmayan bir nesneye yapılmış gibi raporlanıyor. Bu da zurnanın zırt dediği ikinci konu.
Söz gelimi bir eğitim programı veriyorlar. Yılsonu raporları 5 bin KOBİ eğitildi yazıyor. Kimse "Yahu bu KOBİ nedir, bir salona nasıl oturttular da eğittiler?" diye sormuyor. Bu tür raporlar saçma. Bazısı daha doğru raporluyor 5 bin KOBİ yöneticisi eğitildi diyor. Bu doğru. Doğru olmasına doğru ama bu tür etkinliklerin ne işe yaradığı tamamen meçhul. Çünkü kimse ölçmüyor. Ölçülen şey katılımcı memnuniyeti. 5 bin şirket eğitildi 4 bin 500 tanesi çok memnun diye raporlar veriliyor. Katılımcı memnuniyeti başarı ölçüsü değildir. İhracat başarısı ölçüsü hiç değildir. Allah rahmet eylesin, 10 Türk Lirası'nın arka yüzünde resmi olan Profesör Cahit Arf hocamızın derslerinden memnuniyet değil korku hikayeleri çıkardı. Çıkardı ama bizim adam gibi adam olmamıza katkısı on seneler sonra anlaşıldı.

Neyse, bu zurnanın ikinci zırt dediği yer aslında 'kişiye yapılan' katkı ile 'kuruma yapılan' katkının ayırdedilmemesi. Halbuki, literatürde kişiye yapılan katkı nasıl ölçülür, kuruma yapılan katkı nasıl ölçülür açıkça anlaşılır bir şekilde anlatılmıştır. Anlaşılamayan teşvik kurumlarının bunları niye gözardı ettiğidir. Bunu gözardı etmeyen teşvik kurumları üç şeyi birbirinden ayırırlar. Çıktı (output), sonuç (outcome) ve etki (impact). Çıktılar kaç kişi girdi çıktı, kaç seminer verildi, kaç şirket başvurdu, kaç seyahate çıkıldı gibi etkinlik özetleridir. Sonuçlar, etki yaratmaya yarayan edinimlerdir. Etki ise (konumuz ihracat olduğuna göre) ihracat ve sürdürülebilir ihracattır.
Sonuçlar kişiye katkı ve kuruma katkı olarak ayrı ayrı ölçülmelidir. Kuruma katkı sizlerin de tahmin edeceği gibi kaynak aktarımı yolu ile yapılan yardımlardır. Falan şirkete 50 bin lira verdik, bilgisayar dağıttık filan gibi teşvikler kurumlara gider. Bunlar etki, yani ihracat veya sürdürülebilir ihracat etkileri yaratmalıdır. Gerisi laf salatası yapmak olur.

Ama, Çin pazarı konusunda aydınlattık, ihracat prosedürlerini anlattık, stratejik planlama öğrettik gibi etkinlikler kişiye yapılan katkılardır. Bunlar sonuç üretmek zorunluluğundadırlar. Kişilerin memnuniyeti de sonuç değil çıktıdır. Kişiye katkı sonuçları, bu kişilerin kurumlarında yaptıkları işlerin neticesinde 'etki' yaratacak şekilde olursa işe yarar. Yoksa o da kaynak ziyanıdır.
O zaman sonuçlar nelerdir. Bunu uzun uzun düşünmeye gerek yok. Sosyal psikologlar, eğitimciler ve benzeri bilim adamları senelerdir bunu araştırdılar yazdılar çizdiler. Sağır kadı bile duymuş olmalı. Sağır kadı duymuştur ama teşvik kurumları duymamış herhalde. Duymayanlara da ileride duyuracağım.
Sağlıcakla kalın