Yüzde 30 eşiğinde enflasyon: Üreticiden tüketiciye, 2026’dan 2027’ye
Ekim enflasyonu, Türkiye ekonomisinin fiyat istikrarına ulaşmakta zorlandığını gösteriyor. TÜFE aylık yüzde 2,58, yıllık yüzde 29,77 arttı. Yurt içi üretici fiyatlarında artış aylık yüzde 1,65, yıllık yüzde 27,41 oldu. Bu tablo, tüketici ve üretici fiyatlarının aynı hızda ilerlemediğini, yıl sonu beklentilerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşündürüyor.
Aylık TÜFE: Yazdan sonbahara hızlanma
Aylık TÜFE Haziran’da yüzde 0,99, Temmuz’da yüzde 1,78, Ağustos ve Eylül’de yüzde 1,84 düzeyindeydi. Ekim’de yüzde 2,58’e yükselmesi, ham verilerde hızlanmaya işaret ediyor. Ancak mevsimsellikten arındırılmamış bu oranlarla kalıcı eğilimin bütünüyle bozulduğu sonucuna varılamaz.
Yıllık enflasyon Eylül’e göre 0,04 yüzde puan yükseldi. Geçen yılın Ekim ayındaki yüzde 32,87’ye kıyasla 3,10 puanlık düşüş var. Buna karşılık aylık artış, Ekim 2025’teki yüzde 2,55’in üzerinde. Yıllık oranın yükselmesinin matematiksel nedeni, hesaptan çıkan ayın yerine biraz daha yüksek bir aylık artışın girmesi. Yılbaşından beri biriken yüzde 27,52’lik fiyat artışı, hanelerin satın alma gücündeki baskıyı açıklıyor. On iki aylık ortalama artış olan yüzde 31,23 ise farklı bir ölçüdür; güncel yıllık oranla karıştırılmamalıdır.
Gıda ve giyim öne çıkıyor, çekirdek baskı sürüyor
Gıdadaki aylık yüzde 3,50 artış TÜFE’ye 0,84 puan, giyim ve ayakkabıdaki yüzde 12,58 artış 0,82 puan katkı yaptı. İki grup, aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 64’ünü açıklıyor. Giyimde yeni sezon etkisi olasıyken, gıda artışı özellikle zorunlu harcamaları yüksek olan haneleri sıkıştırıyor.
134 alt sınıfta fiyatların yükselmesi, artışların yaygınlığını gösteriyor. Konut grubundaki yıllık yüzde 40,24 ve eğitimdeki yüzde 48,86 artış, yaşam maliyetindeki baskının boyutunu ortaya koyuyor. B ve C göstergelerinin yıllık oranları Eylül’e göre gerilese de aylık yüzde 2 ve yüzde 2,07 artmaları, temel fiyat baskısının ortadan kalkmadığını gösteriyor. Manşetteki yükselişle çekirdekteki kısmi iyileşmeyi birlikte okumak gerekiyor.
TÜFE–ÜFE farkı ne anlatıyor?
Yıllık TÜFE ile Yİ-ÜFE arasındaki fark 2,36 yüzde puan; aylık oranlar arasındaki fark ise 0,93 puan. Ancak bu fark, doğrudan şirketlerin kâr marjı veya ileride yapılacak zam miktarı değildir. Yİ-ÜFE sanayi üreticilerinin yurt içi satış fiyatlarını, TÜFE hanelerin satın aldığı mal ve hizmetleri izler. Sepetler, ağırlıklar ve fiyat oluşum aşamaları farklıdır.
Aylık Yİ-ÜFE, Ağustos’taki yüzde 2,57 ve Eylül’deki yüzde 2,07’den Ekim’de yüzde 1,65’e indi. Buna rağmen Ekim 2025’teki yüzde 1,63’ün üzerinde kaldı; yıllık oran da geçen yılın aynı ayındaki yüzde 27’den yüzde 27,41’e yükseldi. Üreticideki aylık yavaşlama olumlu, fakat güçlü bir maliyet rahatlaması demek için erken.
İmalatta yıllık yüzde 29,04, ara mallarında yüzde 28,66 ve enerjide yüzde 33,42 artış sürüyor. Bu maliyetlerin tüketiciye aktarılması talebe, rekabete ve firmaların maliyetleri üstlenebilmesine bağlı. Zayıf talep zamları sınırlayabilir; bunun bedeli şirket kârlılığında ve yatırım iştahında gerileme olabilir. Hizmetlerde geçmiş enflasyona bağlı fiyatlama ise üretici fiyatları yavaşlasa bile TÜFE’yi yüksek tutabilir.
Dünyayla karşılaştırma: Ayrışma devam ediyor
Son açıklanan Eylül yıllık manşet enflasyonu ABD’de yüzde 3,7, Birleşik Krallık’ta yüzde 3,5, Euro Bölgesi’nde HICP ölçümüyle yüzde 3,8. Almanya’nın Ekim öncü ulusal TÜFE oranı yüzde 2,8.
Eylül’de Çin yüzde 0,9, Hindistan geçici verilerle yüzde 5,54, Brezilya IPCA ile yüzde 4,58, Arjantin yüzde 33,4 açıkladı. Dönem ve sepet farklılıklarına rağmen Türkiye’nin yüksek enflasyon grubunda bulunduğu açık. Küresel maliyet şokları ortak olsa da bu ayrışma, iç fiyatlama davranışlarının ve politika güvenilirliğinin ayrıca sorgulanmasını gerektiriyor.
2026 kapanışı: Yüzde 30’un altı için güçlü yavaşlama şart
Ekim verisi açıklanmadan önceki TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’nde 2026 kapanış beklentisi yüzde 29,6’ydı. Bu, katılımcıların beklentisidir; TCMB’nin kendi tahmini değildir.
Ekim sonunda birikimli enflasyon yüzde 27,52 olduğuna göre, yüzde 29,6 kapanış için Kasım–Aralık toplam artışının yaklaşık yüzde 1,63’te kalması gerekiyor. İki ayda eşit artış varsayılırsa aylık oran yaklaşık yüzde 0,81 olmalı.
Son iki ayın her birinde enflasyon yüzde 1 olursa yıl sonu yüzde 30,08; yüzde 1,5 olursa yüzde 31,37; yüzde 2 olursa yüzde 32,67 çıkar. Bunlar bileşik hesapla oluşturulmuş koşullu senaryolardır. Dolayısıyla yüzde 30–33 aralığı, belirtilen aylık varsayımlar altında anlamlı bir çalışma bandıdır; istatistiksel tahmin aralığı değildir.
TCMB’nin Ağustos raporundaki yüzde 28’lik 2026 tahmini ise son iki ayda yaklaşık yüzde 0,19’luk eşit aylık artış gerektiriyor. Ekim gerçekleşmesi, bu tahmine ulaşmak için gereken yavaşlamanın ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
2027: Düşüş mümkün, beklenti farkı büyük
TCMB’nin 13 Ağustos tarihli raporundaki 2027 yıl sonu tahmini yüzde 15; Ekim anketindeki piyasa beklentisi yüzde 23,3. Aradaki 8,3 puan, beklenen dezenflasyonun hızı konusunda belirgin görüş ayrılığını gösteriyor.
Yüzde 15 kapanış, yıl boyunca aylık geometrik ortalama artışın yaklaşık yüzde 1,17; yüzde 23,3 ise yüzde 1,76 olmasını gerektirir. Gerçek aylık seyir mevsimsel dalgalanacaktır. İlk aylardaki yüksek artışlar, aynı kapanış oranına ulaşmak için yılın kalanında daha düşük aylık enflasyon gerektirir. 2027 için koşullu görünüm, sıkı politika ve mali disiplin korunursa enflasyonun gerilemesi; ancak hizmetlerdeki atalet nedeniyle düşüşün düzensiz ilerlemesidir. Yılbaşındaki ücret, vergi ve yönetilen fiyat ayarlamalarının büyüklüğü ilk ayları belirleyebilir. Kur ve enerji şoklarıyla erken parasal gevşeme, düşüşü yavaşlatabilir.
Çözüm: Tutarlılık ve üretim kapasitesi
Para politikası, aylık ana eğilimde kalıcı iyileşmeye dayanmalı; bütçe ve vergi kararları bu çabayı desteklemeli. Tarımda depolama ve sulama, konutta arz, enerjide verimlilik yatırımları maliyet baskısını azaltabilir. Kamu fiyat ayarlamalarının takvimi öngörülebilir olmalı. Dar gelirliye hedefli destek verilirken üretim kapasitesini aşındıracak finansman darboğazları gözetilmeli. Kalıcı başarı, fiyat artışlarını düşürürken üretimi ve satın alma gücünü koruyabilmektir.
Son sözler:
“Boşunadır sağır kulaklara söylenen akıllıca sözler” Goethe
“Eğer bir yerde her şey yanlış yapılıyorsa, o planlıdır” Miandji