Borsa dışı finansman küresel sermayenin yeni merkezi olabilir mi?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Uzun yıllar boyunca şirket­ler için başarının en önem­li göstergesi borsaya açılmaktı. Halka arz, yalnızca finansman sağlamanın değil, aynı zamanda kurumsallaşmanın, güvenilirli­ğin ve küresel ölçekte kabul gör­menin de sembolüydü.

Bugün ise finans dünyasında bir dönüşüm yaşandığına şahit­lik ediyoruz. Dünyanın en hızlı büyüyen şirketlerinin önemli bir bölümü artık halka arzı ilk hedef olarak görmüyor. Daha dikkat çe­kici olan ise yatırımcıların da bu değişimi doğal karşılaması. Çün­kü sermaye, şirketlere ulaşmak için artık mutlaka borsaya ihti­yaç duymuyor.

Son yıllarda BlackRock'ın HPS Investment Partners'ı satın al­ması, Apollo'nun özel kredi ala­nındaki büyümesi, KKR'nin alt­yapı yatırımlarına yönelmesi, Blackstone ve Brookfield'in al­ternatif varlıklara ayırdığı kay­naklar aynı gerçeğe işaret ediyor: Küresel sermaye yeni bir yöne doğru hareket ediyor.

Bu değişim, borsaların önemi­ni ortadan kaldırmıyor; ancak sermayenin özel fonlarda nasıl toplandığını ve şirketlerin nasıl büyüdüğünü yeniden tanımlıyor.

Geçmişte şirketlerin büyüme sermayesinin en önemli kaynağı halka açık piyasalar ve bankalar­dı. Bugün ise özel sermaye fonla­rı ve özel kredi piyasaları çok da­ha etkin bir rol üstleniyor. Bunun temel nedenlerinden biri, halka açık olmanın giderek daha mali­yetli hâle gelmesi.

Borsaya kote olan şirketler yalnızca yatırımcıları­na değil, analistlere, dü­zenleyici kurumlara ve piyasanın kısa vadeli beklentilerine de sürek­li cevap vermek zorunda kalıyor. Her üç ayda bir açıklanan finansal so­nuçlar, birçok yönetim ekibini uzun vadeli ya­tırımlar yerine kısa va­deli performansa odak­lanmaya itiyor. Oysa teknolo­ji, enerji, altyapı veya sağlık gibi sektörlerde gerçek değer yaratı­mı yıllar içinde gerçekleşiyor.

Tam da bu noktada özel ser­maye fonları devreye giriyor. Bu fonlar yalnızca finansman sağ­lamıyor; aynı zamanda şirketle­re zaman kazandırıyor. Günlük hisse fiyatı baskısından uzak bir ortam sunarak yönetim ekipleri­nin uzun vadeli stratejilere odak­lanmasına imkân tanıyor. Bu ne­denle artık birçok girişimci için en önemli hedef mümkün oldu­ğunca erken halka arz olmak de­ğil, mümkün olduğunca uzun sü­re özel kalabilmek.

Bu eğilim yatırımcı açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Geçmişte Amazon, Google, Me­ta veya Tesla gibi şirketlerin bü­yüme hikâyelerine halka arz son­rasında ortak olmak mümkündü. Günümüzde ise birçok teknoloji şirketi yıllarca özel fonlarla bü­yüyor. Halka açıldığında ise de­ğerinin önemli bir bölümünü za­ten oluşturmuş oluyor. Böylece büyümenin en yüksek getiri sağ­layan kısmı bireysel yatırımcı­dan çok kurumsal fonların port­föyünde gerçekleşiyor.

Yaşanan dönüşümün merkezinde ‘sabırlı sermaye’ anlayışı bulunuyor

Finans dünyası uzun yıllar bo­yunca likiditeyi en büyük avan­taj olarak gördü. Hisseler sani­yeler içinde alınıp satılabiliyor, yatırımcılar istedikleri anda po­zisyon değiştirebiliyordu. Ancak bu özellik zamanla şirket yöne­timleri açısından önemli bir bas­kı unsuruna dönüştü. Günlük fi­yat hareketleri, analist raporları ve piyasa beklentileri, uzun va­deli yatırımların önüne geçmeye başladı.

Özel sermaye fonları ise fark­lı bir yaklaşım benimsiyor. Onlar günlük fiyatlarla değil, şirketle­rin beş ya da on yıl sonraki değer­leriyle ilgileniyor. Finansmanın yanında stratejik danışmanlık, uluslararası bağlantılar ve ope­rasyonel destek sağlayarak şir­ketlerin büyüme süreçlerine ak­tif şekilde katkı sunuyor.

Bu nedenle dünyanın en büyük varlık yönetim şirketleri son yıl­larda geleneksel hisse senedi ve tahvil fonlarının yanı sıra özel sermaye, özel kredi, altyapı ve alternatif yatırımlara daha fazla ağırlık vermeye başladı. Çünkü geleceğin büyümesinin önemli bölümünün halka açık şirketler­den değil; veri merkezlerinden, enerji projelerinden, yapay zekâ yatırımlarından, lojistik altyapı­sından ve henüz borsaya açılma­mış teknoloji şirketlerinden ge­leceğine inanıyorlar.

Bu dönüşümde bankacılık sektörünün yaşadığı değişim de önemli bir rol oynuyor

2008 küresel finans krizinin ardından getirilen sıkı düzenle­meler, bankaların uzun vadeli ve yüksek riskli finansman sağlama kapasitesini sınırlandırdı. Ser­maye yeterliliği kuralları nede­niyle bankalar büyük ölçekli sa­tın almalar ve uzun vadeli yatı­rımlar konusunda daha temkinli davranmaya başladı. Ortaya çı­kan boşluğu ise özel kredi fonla­rı doldurdu.

Bugün ‘private credit’ olarak adlandırılan bu piyasa, küresel fi­nans sisteminin en hızlı büyüyen alanlarından biri hâline geldi. Şirket satın almaları, altyapı pro­jeleri ve büyük ölçekli yatırımlar artık birçok durumda banka kre­dileri yerine özel kredi fonları ta­rafından finanse ediliyor. Bu fon­ların daha hızlı karar alabilmesi, daha esnek finansman modelleri sunabilmesi ve uzun vadeli bakış açısıyla hareket etmesi şirketler açısından önemli avantajlar sağ­lıyor.

Dolayısıyla BlackRock, Apol­lo, KKR veya Blackstone gibi ku­rumların attığı adımlar yalnızca yeni yatırım kararları değil; kü­resel finans sisteminin geleceği­ne ilişkin güçlü mesajlar içeriyor. Ancak bu dönüşüm bazı önemli soruları da beraberinde getiriyor.

Eğer şirketlerin en hızlı büyü­düğü dönemler artık borsa dışın­da yaşanıyorsa, bireysel yatırım­cı bu büyümeden nasıl pay ala­cak?

Bugün sermaye piyasaların­da en çok tartışılan konulardan biri de bu. Şirketlerin halka arz süreçlerinin gecikmesi veya hiç gerçekleşmemesi, değer artışı­nın büyük bölümünün kurumsal yatırımcıların elinde kalması­na neden oluyor. Bu durum ser­maye piyasalarının kapsayıcılığı açısından yeni tartışmalar yara­tıyor. Önümüzdeki yıllarda dü­zenleyici kurumların ve finan­sal piyasaların bu konu üzerinde daha fazla çalışması kaçınılmaz görünüyor. Çünkü sermaye piya­salarının temel amacı yalnızca şirketlere finansman sağlamak değil, aynı zamanda yatırımcıla­rın büyüme hikâyelerine adil bi­çimde ortak olabilmesini sağla­maktır.

Türkiye açısından bakıldığın­da ise bu dönüşüm önemli fırsat­lar içeriyor.

Son yıllarda girişim sermayesi yatırım fonları, özel sermaye fon­ları ve alternatif yatırım araçları­nın gelişmeye başlaması olumlu bir gelişme.

İstanbul Finans Merkezi hede­fi de yalnızca daha fazla halka arz gerçekleştirmek olarak görülme­meli. Gerçek bir finans merkezi; halka açık piyasalar ile özel ser­maye piyasalarının birlikte ge­liştiği, yenilikçi şirketlerin farklı finansman seçeneklerine erişe­bildiği bir ekosistem oluşturabil­melidir.

Belki de artık finans dünya­sında başarıyı yalnızca borsa en­dekslerinin seviyesine bakarak değerlendirmek yeterli olmaya­cak. Asıl belirleyici unsur, bir ül­kenin yenilikçi şirketlerini büyü­tecek uzun vadeli sermayeyi ne kadar etkin şekilde oluşturabildi­ği olacaktır.

Sonuç olarak bugün yaşanan gelişmeler finansal sistemin ev­rimini gösteriyor. Halka açık pi­yasalar şeffaflık, likidite ve fiyat oluşumu açısından önemini ko­ruyacak. Ancak özel sermaye ve özel kredi piyasalarının yükselişi, şirketlerin finansmana erişim bi­çimini köklü şekilde değiştiriyor. Önümüzdeki yılların kazananla­rı, yalnızca sermayeye ulaşabilen şirketler değil; doğru yatırımcıy­la uzun vadeli ortaklık kurabilen şirketler olacak.

Aynı şekilde ba­şarılı finans merkezleri de yalnız­ca güçlü borsalara sahip olanlar değil, halka açık ve özel sermaye piyasalarını birlikte geliştirebi­len ülkeler olacak. Görünen o ki finans dünyasının yeni rekabeti artık yalnızca borsa salonlarında yaşanmıyor. Geleceğin şirketleri­ni bugünden keşfedebilen, onları uzun vadeli sermayeyle destekle­yebilen ve değer yaratma sürecine ortak olabilen yatırımcılar, küre­sel finansın yeni kazananları ol­maya aday görünüyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.077,67 -0,43 %
Dolar 47,3204 0,12 %
Euro 53,8918 0,22 %
Euro/Dolar 1,1380 0,02 %
Altın (GR) 6.137,26 -2,60 %
Altın (ONS) 4.049,63 0,00 %
Brent 94,9140 4,70 %