Enflasyonda artış geçici mi kalıcı mı?
Nisan ayında TÜFE’de aylık artış yüzde 4,2 oldu. Bu çok yüksek bir artış. Pek çok ülkede yıllık enflasyon bu orandan düşük. Yüzde 4’ün üzerinde bir artış bizde en son Şubat 2024’te görülmüştü. Bu yüksek artışla yıllık enflasyon oranı da yüzde 30,9’dan 32,4’e yükseldi. Son aylarda yüzde 31 civarında takılı kalan yıllık TÜFE’de böylece belirgin bir artış gerçekleşmiş oldu. Eğilim ibresi de yönünü yukarı çevirmiş bulunuyor. Geçen yılın mayıs ve haziran aylarında aylık enflasyon sırasıyla yüzde 1,5 ve yüzde 1,4 ile oldukça düşüktü. Bu yılın mayıs ve haziran aylarında aylık artış yüzde 3 civarında bile kalsa yıllık enflasyon yüzde 36 seviyesine yükselecek.
Yükselişin devam etme ihtimali de ne yazık ki oldukça yüksek. Temmuz ve ağustosta geçen yıl aylık artışlar yüzde 2 seviyesindeydi. Bu aylarda da enflasyonun bu yıl daha yüksek gelmesi kuvvetle muhtemel çünkü enerji fiyatlarında yükseliş devam edecek. Sonuçta gelecek 4 ayın sonunda yıllık enflasyon yüzde 40’a dayanması sürpriz olmaz.
Tek sorumlu enerji fiyatları değil
Sayın Bakan Mehmet Şimşek bu yükselişin “geçici” olduğunu ve bu geçici süreyi kazasız belasız atlatmak için mealen “yeterince cephanemiz” yani satılacak dövizimiz olduğunu söylüyor. Sayın bakan enflasyonda yükselişin neden geçici olduğunu takip edebildiğim kadarıyla söylememiş ama savaşın özellikle enerji fiyatları üzerindeki etkisini kast ettiğini rahatlıkla tahmin edebiliriz.
Enerji fiyatlarına yakından baktığımızda böyle bir etki açıkça görülüyor. Ortalama fiyatlar (TL olarak) Mart’tan Nisan’a benzinde 61,9’dan 63,8’e mazotta 67,1’den 75,2’ye çıkmış. Ulaştırma kaleminde aylık artış da yüzde 4,3, aylık artışa katkısı da 0,7 yüzde puan. Doğal gazda artış çarpıcı: 13’ten 19’a (yüzde 46) elektrikte 3’ten 3,5’e. Nitekim konut kaleminde aylık artış yüzde 8’i bulmuş. TÜFE artışına katkısı 0,9 yüzde puan. Kaba bir hesapla enerji fiyatları artmasaydı Nisan’da aylık enflasyon yüzde 2,6, yılık enflasyon da yüzde 30,5 olurdu diyebiliriz. Yani pilini tüketmiş dezenflasyonda değişen bir şey olmayacaktı. Bu arada gıdada aylık artışın yüzde 3,7, lokanta ve konaklamada yüzde 3,5 olduğunu hatırlatayım. Bu bağlamda kritik soru şu oluyor: Enflasyonun yönünü yukarı çevirmesine savaş neden olduysa, enflasyonda artışın geçici olması için savaşın özellikle de Hürmüz Boğaz’ının kapalı olmasının geçici olması gerekiyor. Oysa görünür gelecekte böyle bir mutlu sonun yaşanacağı çok şüpheli. Bu durumda başta para politikası olmak üzere maliye politikalarını da yeniden gözden geçirmek gerekiyor.
Yangın riski büyüyor
Aylık TÜFE’nin yüzde 4’ün üzerine çıkması vadeli mevduatlarda reel faizi silip süpürdü. Her ne kadar Mehmet Şimşek yeterince dövizimiz var kurun yükselmesine izin vermeyiz dese de tasarruflarını TL cinsinden tutan vatandaşlar için bu söylem yeterli olmayabilir. Bu da döviz piyasasında yangın riskini arttırıyor. Mevduat faizlerinin yükselmesi şart. Bunun için de maliyet enflasyonuna pek bir faydası olmasa da Merkez Bankası politika faizini yükseltmek zorunda. Bu faiz artışı aynı zamanda yükselişe geçen enflasyon beklentilerini kırmak için de gerekli. Aksi takdirde fiyat yapıcıların (reel sektörün) beklentilerinde artış, maliyet enflasyonunun yanı sıra mal ve hizmetlerin genelinde fiyat artışlarını körükleyecektir. Merkez Bankası yönetimi bunu yapabilecek mi? Başkan Fatih Karahan 7 Mayısta İstanbul’da yaptığı finansal kesim odaklı sunumun başında nisan aylık ve yıllık enflasyonun kaç olduğunu belirtip, enerji ve gıda fiyatlarında artışa dikkat çekmekle yetinmiş. PPK toplantısında alınacak kararı bekleyeceğiz. Faiz artışına gidilirse yangın riski azalacaktır. Ancak faiz artırmanın, politika bağımsızlığına şüpheyle bakılan bir Merkez Bankası için kolay olmadığını da biliyoruz. Hedefi döviz kurunu kontrol altında tutmak ve enflasyonu zıvanadan çıkartmamak için yapılacak faiz artışlarının zaten düşük seyreden büyümeyi de olumsuz etkileyeceğini unutmayalım. Mart ayında sanayi üretiminde yüzde 0,8’lik daralma dikkat çekici. PPK bir kez daha faizi sabit tutma kararı alırsa bunun nasıl savunulduğuna yakından bakmak ve tartışmak gerekecek. Maliye politikasında ise eğer enerji fiyatlarında yükseliş uzun sürse de son tahlilde geçici olacaksa enerji fiyatlarında ÖTV oranı düşürülebilir. Bu durumda orta çıkacak vergi geliri eksikliğini telafi etmek için de harcamaların kısılması gerekecek. Bunun da siyasal bir bedeli olacaktır.