İstihdam bir ayda adeta çökmüş, inanalım mı?
Tüm ekonomik aktörlerin, hane halkları dâhil, hem insani hem katlanılacak ekonomik zararlar bakımından pür dikkat savaşa odaklandıkları bir zamanda Türkiye işgücü piyasasındaki son gelişmeleri yazmakta açıkçası tereddüt ettim. Normalde finansal piyasalarının boyutu itibariyle ama özellikle de enerji arzının yüzde 30’unu üreten bir bölgede cereyan eden yıkıcı bir savaşın ekonomik sonuçları üzerine yazmam beklenirdi. Ama savaşın ne kadar süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını kestiremediğim için vaz geçtim.
Önce DÜNYA Gazetesi okurları ocak ayından bizin işgücü piyasası üzerine bir yazı ile ilgilenmez diye bu haftayı pas geçmeye karar verdim. Cumartesi böyle geçti. İtiraf etmeliyim ki ocak işgücü istatistiklerinin yayınlanıp yayınlanmadığına bakma gereğini de duymadım. Neredeyse tüm gün kanalları gezerek savaşı izlemeye çalıştım. Ama pazar günü merak edip TÜİK sitesine girdim. İstatistikler cuma günü yayınlanmış. İstihdam rakamlarını görünce ağzım açık kaldı. Ortaya çıkan şaşırtıcı gelişmeyi herkes savaş ile ilgileniyor kimse istihdamla daha doğrusu giderek tuhaflaşan işgücü istatistikleri ile ilgilenmez diye görmezden gelemezdim.
Bir ayda istihdamda yarım milyon kayıp!
Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlarla aralık ayında 32 milyon 469 binden 31 milyon 953 bine düşmüş. Bir ayda istihdamda 516 binlik kayıp var. Aylık istihdam rakamlarında yüksek oynaklığa alışığız ama bu kadarı görülmemişti. Daha da şaşırtıcı olanı bu kaybın büyük kısmının erkeklerden kaynaklanması: Erkek istihdamında kayıp 356 bin, kadınlarda 160 bin. Net istihdamda (işe girenler – işinden olanlar) bu kadar büyük bir azalma varsa acep işsiz sayısı ne oldu diye bakınca yine ağzım açık kaldı. İş arayan sayısı sadece 73 bin artmış.
İstihdam ve işsiz sayısının toplamı olan işgücü de bu durumda 443 bin azalmış. Erkek işgücünde 313 binlik erkeklerin işgücüne katılım oranını yüzde 71’den 70’e düşürmüş. Bir puanlık düşüşü küçümsemeyin. Bir ay gibi kısa bir süre için özelliklede erkek işgücü piyasasında bu sıra dışı gelişme. Bir yıl önce katılım oranı yüzde 71,3’tü. Kadınlarda işgücü kaybı daha sınırlı olduğundan işgücüne katılımda düşüş te nispeten sınırlı: Yüzde 35,1’den 34,7’ye 0,4 puan. Ancak kadınların işgücüne katılımının uzun süredir azalmakta olduğunu vurgulamak isterim. Bir yıl önce kadın katılım oranı yüzde 36,8’di. Bu ciddi bir sorun. Yapısal eğilim güvenilir bir şekilde netleşince mutlaka ele alınması gerekiyor. Bu arada işsizlik oranı ne oldu diye soranlar olabilir. Aralık ayında şaibeli tarihi dip noktası olan yüzde 7,7’den 8,1’e yükselmiş.
İşgücü istatistikleri inandırıcılığını kaybediyor
Bence aralık ve ocak işsizlik oranlarının bir anlamı kalmadı çünkü ya işsiz sayısında (Aralık ayında 286 bin azalma olmuştu) ya da istihdamda hiç inandırıcı olmayan azalmalar oluyor. İstihdamda yarım milyonluk azalmanın sektör dağılımını bilmiyoruz. Ama Türkiye ekonomisinde büyümenin özellikle inşaat çekişi ile düşük bir oranda olsa da büyüdüğünü bu büyümenin de inşaatta önemli miktarda hizmetlerde ılımlı miktarda istihdam yarattığını biliyoruz. Ayrıca ocak ayında Türkiye ekonomisinde herhangi bir dışsal şok yaşanmadığını da biliyoruz. Belli ki sorun istatistiklerde.
Aralık işgücü istatistiklerini yorumlayan “En düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi?” başlıklı yazımı “Bana sorarsanız büyük ihtimalle TÜİK aralık işgücü anketinde bir hata yaptı. Bunu ocak ayı işgücü istatistikleri yayınlandığında göreceğiz” diyerek noktalamıştım. Oysa aralık ayı işsizlik rakamları revize edilmedi. Bu kez istihdam rakamlarında anormal bir düşüş ortaya çıktı. TÜİK’in aylık HİA örnekleminin sorunlu olduğunu biliyorduk. Ama son iki ayda işsizlik ve istihdamda rakamlarında daha önce görülmemiş oynaklık, HİA örnekleminin daha büyük sorunlar içerdiğine işaret ediyor. Bu durumda üç aylık verilerin de ne kadar güvenilir olduğu sorgulanmaya başlayacaktır.
Güncel ve güvenilir işgücü istatistikleri olmadan ne maliye ne de para politikasında doğru kararlar almazsınız. Yanlış istatistikler istihdamın büyük çapta azaldığını gösterdiğinde para politikasını gevşetip kamu harcamalarını artıracaksınız? TÜİK’e naçizane tavsiyem bu soruna bir an önce bir çözüm bulmasıdır.