Mekke İttifakı ve güvenlik paktları

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Geçtiğimiz haf­ta Türkiye, Su­udi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan “Mek­ke Ortak Savunma Anlaşması” bölge dengeleri açısından kritik bir önem taşı­yor. Anlaşmaya gö­re imzacı ülkeler­den birine yapılmış saldırı hepsine karşı ya­pılmış sayılıyor ve kolektif savunma taahhüdü devre­ye giriyor. Türkiye masaya NATO’nun en güçlü ordu­larından birisini ve aske­ri teknolojik kapasitesini, Pakistan nükleer gücünü, Suudi Arabistan ise ekono­mik ve siyasi ağırlığını ko­yuyor.

Suudi Arabistan ile Pa­kistan arasında önceden imzalanan birlikteliğe Türkiye’nin de eklenmesi, doğal olarak ittifakın sa­vunma kapasitesini kat­layarak artıran bir faktör. Mısır’ın ittifaka katılması halinde Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusuna kadar uzanan bir hatta, güç den­gelerini değiştirebilecek bir savunma mimarisi şe­killenecek. Lakin bu birlik­telik doğal olarak her fırsat gibi içerisinde kendine öz­gü riskleri de barındırıyor.

İçinde yer aldığımız dö­nem, tüm dünyada ittifak­ların yeniden yapılandırıl­dığı, dostlukların ve düş­manlıkların tazelendiği, belirsizliğin sistemin ana karakteri haline geldiği bir zamanın ruhunu yansıtı­yor. Bu öyle yeni bir ruh da değil; daha önce test edildi, sonuçları yaşandı. 20. yüz­yılın başlarında I. Dünya Savaşına giden yolun taşla­rını, kendini tehdit altında hisseden ülkelerin ittifak arayışları döşemişti.

O günlerde de ittifak­lar tıpkı bugünkü gibi, sa­vaşmak değil savaşı dur­durmak için kuruluyor­du. Fransa ve İngiltere, Almanya’nın yükselişin­den korkuyor; Almanya ise kendisini düşman güçler tarafından kuşatılmış hise­diyordu. Fransa’ya güven­miyor, İngiltere’nin küre­sel emperyal etkinliğinden rahatsız oluyordu. Çarlık Rusyası, Balkanlardaki nü­fuzunu kaybetmekten, Os­manlı ve Avusturya-Ma­caristan ise imparator­luklarının dağılmasından kaygılanıyordu.

Uluslararası ilişkiler ala­nında “Thukydides Tu­zağı” dediğimiz şey haya­ta geçmişti. Yeni yükselen güçler hakim gücün konu­munu tehdit etmeye başla­dığında güç geçişi ile korku birleşerek savaş ortamı­nı inşa etmeye başlamıştı. Almanya ve İtalya’nın kı­ta Avrupasının yeni güçle­ri olarak yükselmelerinin insanlığa maliyeti en az 20 milyona yakın insanın ha­yatını kaybetmesi ve yüz milyarlarca dolarlık eko­nomik kayıptı.

II. Dünya Savaşı da it­tifaklar üzerinden yürü­tüldü. Mihver devletlerle Müttefikler arasında süren savaş 70 milyondan fazla insanın hayatını kaybet­mesiyle sonuçlanacaktı. Savaşın sebebi belki ilkin­deki gibi ittifakların zin­cirleme etkisi değildi ama oldukça saldırgan bir re­vizyonizm arayışı ilk sava­şın devamı niteliğindeki bir beklentiyi yansıtıyor­du. Statüko dediğimiz şey, güç dengeleri değiştiğinde öyle yerli yerinde duramı­yordu. Lakin “savaşı çıka­ran esas faktörün güç den­gelerini değiştirecek şe­kilde yükselen aktörler mi yoksa onların yükselişin­den korkanların algıladığı tehdit ve içerisine düştük­leri korku mu olduğunu” net olarak bilemiyoruz. Tam da bu yüzden güç den­geleri değişmeye başladı­ğında ittifak arayışlarının ve savunma sistemlerinin yeniden ön plana çıkması şaşırtıcı değil. Dünyanın ruhu, şimdilerde pek de ba­rışa meyilli sayılmaz.

Türkiye’nin ittifakları

Birbiriyle zaman zaman rekabet eden, farklı mese­lelerde karşı kamplarda yer alan ülkelerin yeni ittifak­lar kurduğu bir coğrafyada Türkiye de kendi strateji­sini uygulamaya koymuş durumda. Türkiye bir NA­TO üyesi ve esas güvenlik şemsiyesi o. Ancak Mekke Anlaşması da hem bölgesel, hem de küresel düzeyde an­lamı olan bir birliktelik. Yu­nanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında giderek be­lirginleşen güvenlik ekseni Hindistan’ı da içine alacak şekilde genişleyebilir. Tür­kiye, Pakistan, Suudi Ara­bistan ve Mısır ittifakı da bu ekseni dengeleme ama­cıyla kuruluyor.

İlk bakışta her şey bir güç dengeleme çabası olarak görünse de arka planında korku ve güvensizliğin yat­tığı açık. Bu vesileyle dev­letlerin sadece güçlü olmak adına değil, aynı zamanda yalnız kalmamak için de it­tifaklara dahil olabildiğinin altını çizelim. Yalnız kal­mama arayışı uluslarara­sı sistemde belirsizliklerin arttığı, saldırganlığın sı­radanlaştığı, normların ve değerlerin aşındığı dönem­lerde daha fazla öne çıkan bir durum. Ni­tekim esasen dostun düşmanın somut ola­rak tespit edilebildiği bir dünya, tüm tehli­kelerine rağmen psi­kolojik olarak daha rahat yönetilebilir bir ortamı yansıtıyor. Kimin kimden yana olduğunun bilineme­diği bir arenada ise netleş­mek ve sınırlar oluşturmak gerekiyor.

ABD'li siyaset bilimci Glenn Snyder’a göre itti­faklar özünde iki korku ara­sında sıkışmışlığın bir yan­sıması: terk edilmek ve is­tenmeyene sürüklenmek. Kuşkusuz hiçbir devlet be­lirsiz ve tehlikeli bir dün­yada tek başına kalmak is­temez. Bu yüzden karşılıklı taahhütlerin yüklediği so­rumluluklara rağmen im­zalar atılır. Tüm ittifaklar kağıt üzerinde kalma riski­ni taşısalar da o imzaların varlığının en azından psi­kolojik bir rahatlama yarat­tığı söylenebilir.

Ancak her ittifak başka bir korkunun da alt yapısını kurar: Ya müttefikim olan ülke beni kendi kavgasına çekerse! Sürüklenme (ent­rapment) dediğimiz konu tam da bu şekilde, bir dev­letin kendi yaşamsal çıkar­larıyla doğrudan ilişkili ol­mayan bir çatışmanın içi­ne, müttefikinin tercihleri yüzünden dahil olmak zo­runda kalmasını anlatıyor.

Mekke İttifakı nereye?

Türkiye, Pakistan ve Su­udi Arabistan’ın bölgesel ve mikro güvenlik ihtiyaç­larının farklı olduğu bi­linmeyen bir gerçek değil. Pakistan’ın güvenlik gün­demi Hindistan’ı denge­lemek, Afganistan ile olan sınır güvenliği, Belucistan gibi iç ayrılıkçıların ya­rattığı sorunlar iken, Su­udi Arabistan İran ve Ye­men’in yanısıra İsrail ve Körfez dengelerindeki is­tikrarsızlıktan muzdarip. Türkiye’nin güvenlik gün­deminde ise Ege, Doğu Ak­deniz ve Karadeniz coğraf­yasında süregiden sıkın­tılı durumlar var. Üstelik Türkiye, Suriye, Irak, İran, Ermenistan sınırları bo­yunca uzanan bir güven­lik hattına da sahip çıkmak durumunda.

Yeni küresel düzen, şim­dilerde bloklar arası bir sistemden çok katman­lı ve örümcek ağı gibi ya­pılandırılmış bir ittifaklar dünyasına dönüyor gibi. Burada tüm devletlerin ce­vaplaması gereken soru aynı: “Bir tehlike oluştu­ğunda müttefikim benim yanımda mı olacak yoksa tehlike bizatihi müttefi­kim yüzünden mi gelip be­ni bulacak?”

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.779,39 -0,14 %
Dolar 47,6944 -0,01 %
Euro 55,1538 0,05 %
Euro/Dolar 1,1556 -0,03 %
Altın (GR) 6.649,93 2,01 %
Altın (ONS) 4.340,94 -0,01 %
Brent 81,5190 -1,49 %