Önder!
“Terörsüz Türkiye” konusu ilk ortaya atıldığı günden beri sık sık yapılan “iç cephenin güçlenmesi” vurgusu önemli. Atatürk Nutuk’ta iç cepheyi şu şekilde tarif eder; “Dahili cephe, görünürdeki cephe...Asıl olan dahili cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin vücuda getirdiği cephedir. Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir.
Fakat bu hal, hiçbir vakit bir memleketi, bir milleti mahvedemez. Mühim olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren dahili cephenin düşmesidir. Bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için asırlarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar muvaffak da olmuşlardır. Hakikaten ‘kaleyi içinden almak’ dışından zorlamaktan çok kolaydır………...”
Bu tanım üzerinden Türkiye’de terörü sonlandırmayı iç cephe kavramı üzerinden yapma düşüncesi bizi sonuca götürür mü? Bence bu en önemli soru. Sorun bir azınlık sorunu mu yoksa dış güçlerin desteklediği bir ayrılıkçılık mı? Çoğunuzun ikinci soru için “evet” cevabı verdiğinizi tahmin etmek zor değil. Sorun da burada yoğunlaşıyor.
PKK dediğiniz örgüt yerel bir konumda değil. Türkiye dışında İran, Irak ve Suriye’de konumlanmış durumda. PKK yalnızca bir ülkenin güdümünde olan bir örgüt de değil. İşin içerisinde ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İran, Baltık ülkeleri ve adını saymakla bitiremeyeceğimiz birçok ülke var. İşin ilginç yanı bu ülkeler PKK’yı terör örgütü olarak da tanıyan ülkeler.
Örgüt yalnızca devletlerden destek almıyor. Uluslararası silah, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kara para aklayıcılığı yapan kartellerinde kullandığı bir konuma sahip. Birçok devlet kendi topraklarında PKK’nın bu işlere bulaşmasına göz yummakta. Örgütün parasal gücünün 28 milyar dolar olduğu iddia ediliyor ki bu rakam dünyadaki 109 ülkenin GSMH’dan büyük.
Öcalan “önder” mi?
Öcalan, 25 Nisan’da, kaleme aldığı belgede “PKK’nin miadını doldurmasının bir nedenini de dışa dönük direnişi başarmış olmasıdır” diyor. PKK’nın yukarıda belirtiğim devlet ve kartel bağımlılığı dikkate alındığında bu ifadenin gerçekliği tartışmalı. İşte bu nedenlerle büyük ölçüde dışarıya endeksli bir konuda iç cepheyi güçlendirmeyi salt Kürt vatandaşlarımız üzerinden yürütülecek politikalarla sağlamayı düşünmek bizi sonuca götürür mü?
Burada birçok unsur devreye giriyor. Bunlardan ilki Türkiye’deki Kürt vatandaşların büyük çoğunluğunun doğrudan PKK ile özdeşleştirilemeyeceği. Bu sıklıkla denendi ama başarılı olmadı. Bu vatandaşlarımız biliyorlar ki bu ülkede ayrımcılık mevzubahis değil. Keza Türkiye’de PKK’nın siyasi kollarının aldığı oy bunun kanıtı.
İkincisi ise terörist başının doğrudan muhatap alınmasıdır. Burada muhatap almak değil alınan muhataba verilen değer ve konum önemlidir. Terörist başı hiçbir zaman Kürt halkının tümünün lideri olamadı, olamazdı. Bu liderlik değerlendirmesi dört ülke için de geçerlidir. Bugün kendisine verilen “önderlik” payesi kendisine biçilen liderliğin çok üzerinde.
Öcalan belgede bu önderliğin anlaşılamadığını; “PKK’de önderlik gerçeğini anlamamak, PKK’yi anlamamak, özgür Kürdü, Kürdistan’ı anlamamak demektir. Gerilikte ısrar etmek demektir. Bunun için gelişmiyor, önderleşmiyorsunuz. Sizi önderlik gerçeğinin bir parçası haline getirmek için 50 yıldır amansız bir emek ve mücadele içindeyim” sözleriyle açıklıyor.
Öcalan kadroların önder kavramını anlamadığını; “Bizim en değme kadrolarımız bile bunu halen anlamaktan uzaktırlar. Bu nedenle yaratıcı olamıyorlar. Bir önderlik sergileyemiyorlar. Canını vermekten, ölümden çekinmiyor ama gerçeğe yanaşmak istemiyor. Bunun gerisinde, Kürt gerçekliğinin sömürge bile değil, çöplük karakterinden gelmesi vardır” şeklinde açıklıyor.
Bunları niye yazdım? Halep’te karşılaştığımız durum PKK ile PYD/YPG arasında bir ayrışma olduğunun düşünülmesini sağladı. Bu iyimser bir düşüncedir. PKK, PYD/YPG ve PJAK ayrılmaz parçalardır ve üst yapı olarak KCK tarafından organize edilip, yönetilirler. Halep’te PYD/YPG’nin sorunu kendi üzerinden atmaya çalıştığı tavır, bir danışıklı dövüştür.
“Terörsüz Türkiye” kavramı üzerinde konuşulmaya başladığı günden beri gerek bu köşede gerekse televizyonlarda PKK’nın Öcalan istiyor diye silah bırakmayacak kadar dışarıya bağlı olduğunu yazdım ve vurguladım. Öcalan örgüt içerisinde “önder” kavramının anlaşılamadığını kendisi belirtiyor. MHP lideri Bahçeli’nin sıklıkla yaptığı “önder Öcalan” vurgusunun örgütte bir karşılık bulmayacağı da aşikâr.
Silah bıraktığı iddia edilen Kandil aktif, İran’da PJAK aktif, Suriye’de PYD/YPG aktif ve bunlara ek ABD ve İsrail aktif. ABD ve İsrail için İran’da rejime karşı yapılacak baskıda PJAK kullanılacak bir unsur. Bütün bir Suriye’nin yaratılmaması ve gelecekte Türkiye’ye karşı kullanılabilmesi için PYD/YPG kullanılacak bir unsur. Irak’ta işlem zaten tamam. Görüntüde Kandilin feshi ABD ve İsrail için yeterli. ‘Halep’ten çıkarılan teröristlerin Fırat’ın doğusuna gönderilmesi, Fırat’ın doğusu için ABD-Suriye-İsrail arasındaki pazarlıkların sonucu mu?’ göreceğiz. Öndere gerek yok. SDG’nin bırakacağı silahlar kime ait ise onun bırakmalarını istemesi, eylem için yeter olacaktır. Yapar mı?