Ortak akıl, ortak gelecek
Hakan Sefa ÇAKIR
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
Şehirlerin gerçek gücü yalnız sahip oldukları imkanlarla değil, ortak meseleler karşısında birlikte hareket edebilme iradeleriyle ölçülür.
Modern ticaret odalarının doğuş hikâyesi de aslında bu gerçeğin yüzyıllar önce fark edilmesiyle başlar.
1599 yılında Marsilya’da deniz ticaretini tehdit eden korsan saldırıları, tüccarlar için giderek büyüyen bir sorun haline gelmişti. Her tüccar kendi gemisini, kendi malını ve kendi ticaretini korumaya çalışıyordu; ancak karşı karşıya oldukları mesele herhangi birinin tek başına çözebileceğinden büyüktü.
Bunun üzerine tüccarlar ve şehir yöneticileri bir araya geldi. Ticaretin ortak meselelerini takip etmek ve çözüm üretmek üzere temsilciler belirlediler. Bugün modern anlamdaki ilk ticaret odasının doğuşu olarak kabul edilen sürecin arkasında son derece basit ama güçlü bir fikir vardı: Tüccarların tek tek çözemediği bir sorunu birlikte çözmek.
Odaların varlık nedeni asırlardır değişmedi
Aradan dört asırdan fazla zaman geçti. Ticaret yolları, üretim biçimleri ve karşı karşıya olduğumuz sorunlar değişti. Fakat odaların varlık nedeni özünde değişmedi.
Bir limanın verimli çalışması yalnız limanı kullanan şirketlerin meselesi değildir. Ulaşım altyapısı yalnız lojistik sektörünün, nitelikli iş gücü yalnız sanayicinin, tarımsal üretimin geleceği yalnız çiftçinin meselesi değildir. Finansmana erişim, yatırım ortamı, dış ticaret, eğitim, çevre, kentleşme ve ekonomik kalkınma birbirine bağlıdır.
Bir yerde yaşanan sorun, kısa süre sonra başka bir sektörün kapısını çalar.
Bu nedenle oda dediğimiz yapı, aynı şehirde üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ticaret yapan insanların ortak aklının kurumsallaşmış halidir.
Bizim coğrafyamızda bu anlayışın daha eski bir kültürel karşılığı da vardır: Ahilik.
Ahilik, ekonomik hayatı yalnız kazanç üzerinden değil; dürüstlük, güven, kardeşlik ve dayanışma anlayışıyla ele alıyordu. İnsanların yalnız kendi işleriyle değil, içinde yaşadıkları topluluğun huzuru ve itibarıyla da ilgilenmeleri gerektiğini hatırlatan bir kültürdü.
Bunu anlatan güzel örneklerden biri, 14. yüzyılda Anadolu’yu gezen İbn Battûta’nın Denizli’de yaşadıklarıdır. İki ayrı Ahi topluluğu, şehre gelen yabancı seyyahı kendi misafirleri olarak ağırlamak ister; sonunda kimin ağırlayacağını belirlemek için aralarında kura çekerler.
Bugünden baktığımızda küçük görünen bu hikâye aslında önemli bir anlayışı yansıtır: Şehre gelen bir misafirin nasıl karşılandığı bile kişisel değil, ortak bir sorumluluk olarak görülmektedir.
Mersin çok büyük bir potansiyele sahip
Belki bugün yeniden hatırlamamız gereken düşünce de tam olarak budur: Bir şehrin itibarı da sorunları da başarıları da ortaktır.
Bugün Mersin; limanı, sanayisi, tarımsal üretimi, lojistik gücü ve uluslararası ticaret birikimiyle çok büyük bir potansiyele sahip.
Ancak bu potansiyelin büyüklüğü, karşı karşıya olduğumuz meseleleri de daha önemli hale getiriyor.
Limanımızın geleceği, lojistik yatırımlarımız, sanayi alanlarımız, tarımımızın rekabet gücü, demiryolu bağlantıları, havalimanımız, yeşil dönüşüm, enerji maliyetleri, dijitalleşme ve kentimizin yeni yatırımları çekme kapasitesi…
Bunların hiçbirini tek bir kurumun ya da tek bir sektörün meselesi olarak göremeyiz.
Mersin’in gerçek potansiyeline ulaşması bu nedenle yalnız yeni yatırımlara değil, ortak hedefler etrafında hareket edebilme kapasitemize de bağlıdır.
Elbette farklı düşüneceğiz. Farklı sektörlerin farklı öncelikleri olacak. Zaman zaman beklentilerimiz ve bakış açılarımız birbirinden ayrılacak.
Asıl önemli olan, farklılıklarımızı ortak akıl içinde yönetebilmek; rekabeti husumete, görüş ayrılığını ayrışmaya dönüştürmemektir.
Ahilik kültüründen gelen güven ve dayanışma anlayışı ile modern odacılığın ortak temsil geleneği aslında aynı noktada buluşuyor: Birlik olmak, aynı düşünmek değildir. Birlik olmak, farklılıklarımıza rağmen şehrin ortak menfaatinde buluşabilmektir.
Önümüzdeki oda seçimleri de bu kurumsal hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak seçimlerin ardından önümüzde yine aynı Mersin, aynı sorunlar ve aynı fırsatlar olacaktır.
Bu nedenle esas meselemiz, farklı tercihlerimizin ötesinde, Mersin söz konusu olduğunda yan yana durabilme irademizi korumaktır.
Çünkü tarih bize tekrar tekrar gösteriyor:
Tek başımıza güçlü olabiliriz.
Ama bir şehri ancak birlikte güçlendirebiliriz.