Yeni ekonomide paranın yeni yönü
Dünya ekonomisi son derece kritik bir dalgalanmanın içinden geçiyor. Dikkat ediyorum, bu sıralar neredeyse tüm köşe yazarları dünyadaki bu değişimin gideceği yönü kaleme alıyorlar. Televizyonda da neredeyse başka bir şey konuşulmuyor.
Aslında bu gayet doğal. Benim bir tarafım elbet gümrük müşavirliği mesleğini de icra ettiğim için dış ticaret uzmanı iken, bir tarafım ise iktisatçı. Ama bu sıra ikisini harmanlayarak bir de siyaset bilimci gibi konuşmaya başladığımı farkettim. Konular ve kavramlar öylesine iç içe geçti ki her biri diğerini tetikler hale geldi. Ticaret savaşları ile soğuk savaşlar deken, bugün sıcak savaşları yaşıyoruz. Ve aslında herkesin merak ettiği soru aynı; yeni ekonomide para neye veya nereye doğru evrilecek.
Finansal kriz standart bir krizden daha derin, bir savaştan ise daha kalıcı. Çünkü bu kez yıkılan şey piyasaların kendisinden çok piyasaların refleksleri oldu. Yıllardır yatırım dünyasının en temel kuralı risk artarsa sermaye güvenli limana kaçar idi. Altın alınır, dolar güçlenir, ABD tahvilleri değer kazanırdı. Bu refleks, krizlerin değişmeyen matematiğiydi. Ama bugün bu matematik çalışmıyor. İsrail-İran hattında devam eden savaş halinin klasik piyasa teorisine göre altın fiyatlarını sıçratması beklenirdi, ama beklenen düzeyde olmadı. Anlık iniş ve çıkışların olması da aslında güvenli liman mı sorusunu tartışılır hale getirir durumda. Anlaşılıyor ki, artık eski dünyanın güvenli limanları tabiri tek başına yeterli değil.
Çok katmanlı risk
Bugün piyasaların karşı karşıya olduğu risk, geçmiş krizlerden daha karmaşık. Eskiden krizler genellikle tek bir başlıktan doğardı; finansal çöküş, jeopolitik gerilim ya da arz şoku. Oysa bugün üçlü bir baskı aynı anda devrede; enerji fiyatları yükselişte, enflasyon yeniden artışta ve faizlerin yüksek kalma ihtimali artıyor. Bu üçlü yapı, yatırımcı davranışını kökten değiştiriyor. Çünkü artık yatırımcı sadece nerede kazanırım diye sormak yerine nerede daha az kaybederim demeye başlamış durumda. Altın, yüzyıllardır belirsizlik dönemlerinin en güçlü sembolü oldu.
Ancak bugün altının bile sınırları ortaya çıkıyor. Çünkü altını baskılayan güçlü dinamikler var; faizler yüksek kalırsa, faiz getirisi olmayan altın cazibesini kaybeder, dolar güçlendikçe altın fiyatı baskı altında kalır, enflasyon yükseldikçe merkez bankaları gevşeme konusunda daha temkinli davranır. Yani bugün altın, krizden beslenen bir varlık olmaya devam etse de, tek başına güvenli liman rolünü taşıyamıyor. Asıl değişim yatırım araçlarında değil, yatırımcı zihniyetinde yaşanıyor. Bugün yatırımcılar nakitte kalmayı tercih ediyor ve güçlü para birimlerine yöneliyorlar. Öte yandan kısa vadeli ve esnek pozisyonlar alırken, riskten bilinçli şekilde uzak durmayı tercih ediyorlar.
Bu dönüşümün merkezinde ise enerji var. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz, sadece petrol fiyatlarını etkilemiyor, tüm küresel ekonomik dengeleri sarsıyor. Çünkü burada mesele sadece arz değil; sevkiyat süreleri uzadı, sigorta maliyetleri yükseldi, navlunlar arttı. Doğal olarak bu durum üretim maliyetlerini de yukarıya taşıdı. Bu durumun, enflasyonu küresel ölçekte yeniden tetiklediğini görebiliyoruz. Bu durum enerjinin sadece bir emtia olmadığını, küresel ekonominin yönünü belirleyen ana faktör haline geldiğini de ortaya koyuyor.
Bugün piyasaları en çok zorlayan unsur savaşın kendisinden daha çok, neye evrileceğinin bilinmemesi.Trump’ın her bir açıklaması piyasaların bozulan düzenini daha çok bozarken, İran’ın saldırıları da aynı derecede etki yaratıyor. Çatışma ne kadar sürecek sorusunun yanı sıra enerji arzı kesintiye uğrayacak mı ve Merkez bankaları nasıl tepki verecek sorularının da net cevabının olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Yönsüz kalan sermaye ise hareket etmek yerine beklemeyi tercih eder durumda. Bu da piyasalarda likiditenin daralmasına ve yatırım iştahının zayıflamasına sebebiyet veriyor.
Türkiye İçin Yeni Dönemin Mesajı
Bu küresel dönüşüm Türkiye açısından kritik sonuçlar doğurur. Çünkü yeni dönemde sermaye; daha seçici olacak ve şüphesiz daha temkinli hareket edecek. Bu noktada Türkiye’nin önceliği öngörülebilirliği artırmak, ekonomik güveni güçlendirmek ve finansal istikrarı net bir şekilde ortaya koymak olmak zorunda. Aksi takdirde küresel sermaye, belirsizliğin yüksek olduğu ortamlardan hızla uzaklaşacaktır.
Bugün geldiğimiz noktada çok net bir gerçek var. Artık güvenli liman diye bir yer yok, yalnızca güvenli strateji yaklaşımı var. Bu yeni düzende kazananlar, riski doğru yönetenler olacak. Çünkü artık sermaye büyümeyi değil, dayanıklılığı satın alıyor. Ve bu değişimi doğru okuyamayanlar için en büyük tehlike ise, yeni oyunu eski kurallarla sürdürmeye devam etmek olacaktır.