Bir avuç gübre için: Azotun gölgesinde savaş

“-Problem mi vardı genç adam? -Yok be ihtiyar ne problemi, yanlış saydım sandım bir an.” – Lee Van Cleef ile Clint Eastwood arasındaki diyalog, Birkaç Dolar İçin (For a Few Dol­lars More), 1965

Bir asırdan uzun süre ön­ce iki Alman bilim in­sanı havadaki azotu yakala­yıp toprağı beslemenin yolunu buldu. Doğalgazla çalışan Haber-Bosch sü­reci, dünya tarımını kökten değiştir­di. Günümüzde küresel gıda üretimi­nin yaklaşık yarısını azotlu gübreler mümkün kılıyor. Ancak bugün aynı bağ yeniden sınavdan geçiyor: enerji ile gıda arasındaki kırılgan ilişki.

Orta Doğu’da cereyan eden geri­limle birlikte Basra Körfezi’nde ti­caret neredeyse durma noktasına gelirken, dünya gübre sevkiyatının önemli bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Azotlu (N / Nitrojen) gübre­ler yalnızca bir girdi değil; modern ta­rımın omurgası. Bu nedenle piyasada ilk tepki hızla geldi: Sene başında ton başına 400 ABD Dolar seviyesinin al­tına yerleşmeye çalışan fiyatlar kes­kin bir şekilde 500 Dolar seviyesinin üzerine fırladı. Üre fiyatları 2022 so­nundan bu yana en yüksek noktada.

Petrolün gölgesi

Enerji fiyatları yükselirken küresel piyasalarda yeni bir denge arayışı da başladı. ABD yönetimi, petrol fiyat­larındaki sıçramayı sınırlamak için Rus ham petrolüne yönelik bazı yap­tırımların bir süreliğine gevşetilebi­leceğini sinyali verdi. Başka bir ifa­deyle petrol piyasasında Orta Doğu artık tek oyun kurucu değil; ABD’nin politika tercihleri fiyatlamanın yö­nünü daha güçlü belirliyor. Kaya pet­rolü ve kaya gazı devrimi sayesinde ABD dünyanın en büyük petrol üre­ticisi ve ihracatçılarından biri hali­ne geldi.

Bu tablo Türkiye açısından kritik. Çünkü enerji fiyatlarındaki oynaklık yalnızca petrolü değil, gübre üretimi­nin temel girdisi doğalgazı da etkili­yor. Küresel enerji piyasasındaki her dalga, birkaç ay gecikmeyle tarım ma­liyetlerine ve enflasyon görünümüne yansıyor. Petrol ile gübre arasındaki asıl bağlantı doğrudan doğalgaz üze­rinden kuruluyor. Azotlu gübrelerin kalbi doğalgazdır. Bu nedenle LNG piyasasındaki her hareket doğrudan üretim maliyetine yansır. Katar’dan gelen LNG akışının normale dönme­sinin haftalar hatta aylar sürebilece­ği yönündeki değerlendirmeler, piya­salarda belirsizliği artırdı. Avrupa’da referans TTF doğalgaz fiyatı yeniden yükselirken, üreticiler maliyet bas­kısı altında siparişleri askıya almaya başladı. Gaz yağı ve enerji fiyatları­nın bitkisel sıvı yağ fiyatlarına tesiri­ni geçtiğimiz haftaki “Fosil” başlıklı yazımızda değerlendirmiştik. Enerji dinamiği Türkiye için ayçiçeği başka ülkeler için palmiye ya da soya yağı üzerinden mutfak bütçesinin de be­lirleyicisi. Dolayısıyla enerji fiyat­larındaki her sıçrama yalnızca sınai üretimi değil, doğrudan tarım girdile­rini ve sofradaki fiyatları da etkileyen bir zincir reaksiyona dönüşüyor.

Gübre açığının küresel yüzü

Savaşın etkisi yalnızca fiyatlarla sınırlı değil; arz zincirinin kırılgan­lığını da ortaya çıkarıyor. Avustralya bunun en çarpıcı örneklerinden bi­ri. Ülke üre ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini Basra Körfezi’nden ithal edi­yor ve mevcut stokların nisan ortası­na kadar dayanacağı hesaplanıyor. Bu nedenle üreticiler şimdiden alterna­tif kaynak arayışına girmiş durumda.

Benzer baskı Avrupa’da da hisse­diliyor. Çiftçi örgütleri artan ener­ji maliyetleri ve gübre fiyatları ne­deniyle Brüksel’den acil destek talep ederken, bazı çevreler sınırda karbon düzenlemesinin (CBAM) geçici askı­ya alınmasını bile gündeme getiriyor. Avrupa tarımının yüksek enerji mali­yetleri altında rekabet gücü zaten za­yıflamışken, yeni kriz bu tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Hindistan cephesinde ise tablo farklı ama risk aynı. Ülke muson se­zonu öncesinde ekim için (kharif) büyük miktarda üreye ihtiyaç duyu­yor ve LNG arzındaki aksama nede­niyle bazı tesislerin üretimi kısmak zorunda kaldığı konuşuluyor. Küre­sel üre piyasasında Hindistan’ın ta­lebi her zaman yön belirleyici ol­duğundan, bu gelişmeler fiyat oy­naklığını daha da artırıyor. Savaş arifesinde Hindistan 1,3 milyon ton üre için 508 ila 512 ABD Doları tesli­matlı ihale fiyat bandına razı gelmek zorunda kaldı.

Çin’in son dönemde ihracat piya­sasında daha sınırlı görünmesi de kü­resel arz tarafındaki esnekliği azaltan bir başka unsur. Geçtiğimiz sene 30 Eylül tarih ve “Jeoloji” başlıklı yazı­mızda gübrenin küresel jeostratejiğe oynadığı rolü detaylı değerlendirmiş­tik. Çin – ABD – Hindistan ilişkisinin gübre ayağını mercek altına almıştık. Yani Çin, Orta Doğu diplomasi masa­sına füze atmadan oturabiliyor.

Türkiye ise proaktif ülkelerden. Otoriteler, çiftçilerin uygulama ih­tiyaçlarına binaen hızlı bir politika tepkisi verdi ve üre ithalatında güm­rük vergisine geçici muafiyet kara­rı aldı. Böylece hem arz tarafındaki daralma riskine karşı miktar kanalı açık tutuldu hem de maliyet baskısı­nın çiftçiye yansıması sınırlanmaya çalışıldı.

Azot dışındaki cephe

Şimdilik piyasanın en hassas nok­tası azotlu gübreler. Fosfat (P – Fos­forlu Gübreler) ve potasyum (K) tara­fında ise daha sakin bir görünüm var. Fosforlu gübre fiyatları üreye kıyasla daha dengeli seyrederken, potasyum piyasasında arz yeterli görülüyor.

Buna karşılık sülfür (kükürt) ve amonyak fiyatları enerji maliyetleri­ne paralel yukarı yönlü risk taşıyor. Bu ürünler özellikle kompleks gübre üretiminde kritik rol oynadığı için, zincirleme maliyet baskısıyla so­nuçlanabiliyor. Amonyak, hassas bir kimyasal. Savaş öncesinde İran te­sisleri üretimi durdurmuştu. Son ge­len haberler Katar başta diğer civar ülkelerde amonyak kesintisine işaret ediyor.

Bir avuç gübre için: Azotun gölgesinde savaş - Resim : 1

Sonuç: İlk dalga navlun, ikincisi verim

Savaşın tarım piyasalarına etki­si iki aşamada hissediliyor. İlk aşa­ma lojistik ve enerji üzerinden geli­yor. Ukrayna savaşındaki gibi navlun ve enerji maliyetleri hızla yükseliyor; bu durum tahıl ve yağlı tohum fiyat­larında yukarı yönlü baskıya neden oluyor. Nitekim son günlerde buğday, mısır ve kanola fiyatlarında görülen hareket büyük ölçüde bu mekaniz­manın sonucu. FAO endeksi, beş ay­lık gerilemesini Şubat itibariyle son­landırdı. Tahıllar %1,1 sıvı yağlar ise %3,3 aylık artış kaydetti. Ancak ikin­ci aşama daha yavaş ve daha kritik: gübre. Şu anda dünya tahıl stokları görece yüksek ve Brezilya ile Çin ara­sındaki ticaret akışı şimdilik kırılma­dı. Buna karşılık Arjantin, Brezilya ve Avustralya’dan yapılan et ihracatında navlun maliyetleri şimdiden fiyatları yukarı çekmeye başladı. FAO et fiyat­ları da Eylül ayından beri gelen gev­şeme eğilimini sonlandırırken yıllık artış %8 oranında. Eğer gübre arzı gerçekten kısıtlanır ve çiftçiler uygu­lamayı azaltmak zorunda kalırsa, asıl etki birkaç mevsim sonra ortaya çıka­cak. Daha düşük verim, daha az üre­tim ve nihayetinde daha yüksek gıda fiyatları. Enerji ile tarım arasındaki görünmez bağ bir kez daha hatırlatı­yor: modern tarımda azot yalnızca bir kimyasal değil, küresel gıda güvenli­ğinin sessiz para birimidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar