Bir dönüşüm laboratuvarında Türkiye’yi düşünmek

Bugün artık yalnızca üretim hacmi değil, üretim modelinin niteliği de belirleyici bir konumda. MEXT Teknoloji Merkezi bir teknoloji yatırımından da öte, dönüşümün kurumsallaşmasına yönelik bir girişim. Böylesi bir girişimin Türkiye’de ortaya çıkmış olması üretim kapasitemizin yalnızca nicelik değil, nitelik bakımından da evrilebileceğine dair bir güven duygusu yaratıyor.

Sanayide rekabet uzun yıllar boyunca kapasite, maliyet ve hız üzerinden tanımlandı. Daha çok üretmek, daha düşük mali­yetle üretmek ve daha hızlı tes­lim etmek yeterli görülüyordu. Ancak son on yılda üretimin pa­rametreleri sessiz fakat köklü bi­çimde değişmeye başladı. Bugün artık yalnızca üretim hacmi de­ğil, üretim modelinin niteliği de belirleyici bir konumda.

Almanya’nın “Endüstri 4.0” yaklaşımıyla başlayan tartışma, ABD’de hızlanan yapay zekâ ya­tırımları ve Avrupa Birliği’nin di­jital ve yeşil dönüşümü birlikte ele alan politika çerçevesiyle da­ha sistematik bir zemine taşındı. Görünen o ki karbon düzenleme­leri, sürdürülebilirlik raporlama standartları, veri yönetişimi ku­ralları ve tedarik zinciri şeffaf­lığı artık teknik ayrıntılar değil; doğrudan ticaretin ve rekabetin unsurları.

Türkiye açısından zorunlu bir gündem

Türkiye gibi ihracata daya­lı ve küresel üretim ağlarına en­tegre bir ekonomi için bu dönü­şüm dışsal bir tercih değil, ya­pısal bir zorunluluk niteliğinde olduğunu kabul etmek gerekli. İhracatın önemli bir bölümünün Avrupa Birliği’ne yöneldiği dü­şünüldüğünde, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebi­lirlik standartları doğrudan ma­liyet yapısını ve yatırım kararla­rını etkiliyor.

Dijital standartlar ve veri te­melli üretim modelleri de ulus­lararası pazarda kalıcı olmanın koşulları arasında yer alıyor. Do­layısıyla mesele yalnızca verim­lilik artışı değil, küresel sistemle uyumlu bir üretim altyapısı kur­mak.

Mext’te ilk izlenim

Tam da bu küresel dönüşüm tartışmasının ortasında, geçti­ğimiz günlerde ziyaret ettiğim MEXT Teknoloji Merkezi’nin çok önemli olduğunu düşünüyo­rum. Merkezi yalnızca bir tek­noloji yatırımı olarak değil, dö­nüşümün kurumsallaşmasına yönelik bir girişim olarak değer­lendirmek gerekir.

2020 yılında MESS tarafından kurulan ve 10 bin metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren mer­kez, ilk bakışta yüksek teknolojili bir üretim simülasyonu alanı gi­bi görünebilir. Ancak ziyaret iler­ledikçe buranın esasen bir uy­gulama ve metodoloji platformu olarak kurgulandığı anlaşılıyor.

Merkezin kalbinde yer alan di­jital fabrikada yapay zekâ des­tekli kalite kontrol sistemleri, kestirimci bakım uygulamaları, enerji izleme altyapıları ve dijital ikiz çözümleri üretim hattı üze­rinde somut biçimde deneyim­lenebiliyor. 200’ün üzerinde kul­lanım senaryosu bulunması, tek­nolojinin farklı üretim süreçleri içinde test edildiğini gösteriyor.

Verimlilik ile karbon aynı denklemde

Merkezde dikkat çekici olan, verimlilik ile sürdürülebilirliğin aynı analitik çerçeve içinde ele alınması. Enerji tüketimi, emis­yon verileri ve üretim performan­sı birlikte izleniyor. Bu yaklaşım, karbonun artık çevresel bir yan başlık değil, finansal ve stratejik bir değişken olarak konumlandı­ğını ortaya koyuyor.

Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sürdürülebilirlik raporlama yü­kümlülükleri dikkate alındığında, bu perspektifin lüks değil, yapısal bir zorunluluk olduğu hususu tar­tışmasızdır.

Merkezin kısa süre içinde 900’e yakın firmaya temas etmiş olma­sı, 15’ten fazla sektörde çalışma­sı ve 34 binden fazla profesyone­le eğitim katkısı sağlaması, yakla­şımın sahada karşılık bulduğunu gösteriyor. 42 şehir ve beş ülkede yürütülen faaliyetler ise yapının ulusal sınırları aşan bir etki ala­nı oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Ziyaretin bıraktığı izlenim

Açıkça ifade etmek gerekir ki zi­yaretimden etkilendim. Sanayi­de dönüşüm gibi çoğu zaman so­yut tartışmalar düzeyinde kalan bir alanın, bu ölçekte ve bu siste­matikle ele alınmış olması olduk­ça dikkat çekici. Daha da önemli­si, böylesi bir girişimin Türkiye’de ortaya çıkmış olması üretim ka­pasitemizin yalnızca nicelik değil, nitelik bakımından da evrilebile­ceğine dair bir güven duygusu ya­ratıyor. Yapılan işlerden belirli bir gurur duymamak mümkün değil.

Dünyada benzer yapılar

MEXT’in ne ifade ettiğini kav­rayabilmek için, benzer yapıların küresel ölçekte nasıl konumlan­dığına bakmak gerekir. Alman­ya’da Fraunhofer Enstitüleri ve Industry 4.0 test alanları uzun süredir faaliyet gösteriyor. Av­rupa Birliği genelinde 150’den fazla Avrupa Dijital İnovasyon Merkezi bulunuyor. ABD’de Ma­nufacturing USA ağı altında ile­ri üretim enstitüleri çalışıyor. Singapur’da ise benzer merkez­ler, yüksek katma değerli üretim stratejisinin bir parçası olarak yapılandırılmış durumda.

Bu merkezlerin ortak yönü, şir­ketlere yeni teknolojileri yatırım öncesinde deneme imkânı sunma­ları ve dijital dönüşümü sistematik bir yapıya kavuşturmalarıdır. An­cak bu yapılar yalnızca teknik alt­yapı sağlayan merkezler değildir; aynı zamanda ulusal sanayi politi­kalarının sahadaki uygulama araç­ları olarak tasarlanırlar.

Türkiye bağlamında MEXT’i farklı kılan unsur, sanayi aktör­lerinin kolektif iradesiyle şekil­lenmiş bir model olması ve diji­tal dönüşüm ile sürdürülebilirliği aynı uygulama zemini içinde ele almasıdır. Verimlilik, enerji yöne­timi, karbon takibi ve yapay zekâ uygulamalarının birlikte kurgu­lanması, dönüşümü parçalı değil bütüncül bir süreç olarak konum­landırıyor. Avrupa ağına entegre olması ise yerel bir girişimin kü­resel standartlarla temas halinde ilerlemesini sağlıyor.

Bu nedenle MEXT, benzer kü­resel örneklerle aynı kategori­de değerlendirilebilse de Türki­ye’nin üretim yapısı ve dönüşüm ihtiyacı dikkate alındığında, ülke koşullarına uyarlanmış özgün bir model niteliği taşıyor.

Politika ve teşvik boyutu

Sanayide dijital ve yeşil dönü­şümün tekil girişimlerle gerçek­leşmesi mümkün değil. Bu konu­da, eğitim sisteminden finans­man araçlarına, düzenleyici çerçeveden vergi teşviklerine ka­dar bütüncül bir politika mimari­si gerekir.

Ar-Ge yatırımlarını destekle­yen düzenlemeler, enerji verimli­liği yatırımlarına yönelik teşvik­ler, sürdürülebilir finansman ens­trümanları ve öngörülebilir bir hukuki altyapı dönüşümün hızı­nı belirleyecek unsurlar arasında. Almanya’dan Güney Kore’ye ka­dar örnekler, devletin yön verdiği, özel sektörün uyguladığı ve finans sisteminin desteklediği koordine­li bir modelin kalıcı sonuç üretti­ğini gösteriyor.

Türkiye için asıl mesele

Bu geniş resim içinde MEXT’in rolü, tek başına dönüşümü ger­çekleştirmekten ziyade, Türki­ye’de bu sürecin kurumsallaş­masına katkı sunan bir platform olarak değerlendirilmeli. Kendi kulvarında bir bayrak taşıyıcı iş­levi görüyor.

Ancak mesele yalnızca bir merkezin başarısı değil. Asıl so­ru, Türkiye’nin üretim modelini hangi stratejik çerçevede konum­landıracağı. Küresel rekabet artık yalnızca maliyet üzerinden şekil­lenmiyor; veri yönetimi, sürdürü­lebilirlik altyapısı, adaptasyon hı­zı ve teknolojik yetkinlik belirle­yici hale gelmiş durumda.

Üretim kapasitesini artırmak önemli ancak üretim modelini dönüştürmek daha kritik. Tür­kiye’nin küresel sistemdeki yeri, bu dönüşümü ne ölçüde bütün­cül, koordineli ve uzun vadeli bir perspektifle gerçekleştirebildiği­ne bağlı olacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.717,81 -1,16 %
Dolar 43,9347 0,12 %
Euro 51,9497 0,09 %
Euro/Dolar 1,1816 0,12 %
Altın (GR) 7.435,91 1,41 %
Altın (ONS) 5.263,87 1,30 %
Brent 73,0900 2,91 %