“Hangi Batı?”: Tek dişi bile kalmadı

Bugün “Batı” dediğimiz yapı askerî ya da ekonomik bir “ge­riye gidiş”ten ziyade, siyaset bili­minin klasik kavramlarıyla ifade edersek bir meşruiyet ve yön krizi yaşıyor. Liberal uluslararası dü­zen zoraki ayakta; halen kurumlar çalışıyor, antlaşmalar yürürlükte, normlar metinlerde duruyor. An­cak yön tayin edici bir irade üreti­lemiyor. Uluslararası hukuk, sta­tükoyu koruyan bir denge hukuku hâline gelirken, siyasî liderlik kriz yönetimine sıkışıyor. Tam bu boş­lukta dünya, ekonomik olmaktan çok kültürel, teknolojik ve siyasal yeni merkezler etrafında yeniden şekilleniyor.

Batı merkezli uluslararası sis­tem, II. Dünya Savaşı sonrası ku­rulan kurallara dayalı düzenin mirasçısıdır. Ancak bugün bu dü­zen, norm üretme kapasitesini kaybetmiş, yalnızca krizleri yö­neten bir mekanizmaya dönüş­müştür. BM, WTO ve benzeri ku­rumlar hukuken var ama açıkçası siyaseten etkisizdir. Uluslarara­sı hukuk, büyük güç rekabetinde eşitlik vaadi sunmak yerine güç dengesini perdeleyen bir araç gi­bi algılanıyor. Bu algı, hukukun kurucu değil, idame ettirici bir rol üstlenmesine yol açıyor.

Popülist sertleşme: Reform mu statüko mu?

Batı siyasetinde temel sorun ideolojik çatışma değil, yapısal reform cesaretinin kaybıdır. Sağ ve sol, küreselleşme eleştirisin­de birleşirken çözüm üretme ka­pasitesinde ayrışamıyor. Popü­list söylem, ulusal egemenliği yü­celtirken uluslararası işbirliğini felç ediyor. Bu ortamda ulusla­rarası hukuk, bağlayıcı norm ol­maktan çıkıp pazarlık zeminine dönüşüyor. Hukukun öngörüle­bilirliği azaldıkça, sistem riskten kaçan ama ilerleyemeyen bir si­yasal döngüye hapsoluyor.

Tekno oligark: Hukuk geriden geliyor

Batı, teknolojide hâlâ güçlü an­cak bu güç stratejik bir vizyona dönüşemiyor. Dijital platformlar küresel etki yaratırken, devletler bu gücü yönetecek normları üre­temiyor. Siber güvenlik, veri ege­menliği ve yapay zekâ alanların­da bağlayıcı uluslararası hukuk yok denecek kadar zayıf. Bu boş­luk, teknolojinin siyaseti şekil­lendirdiği ama hukukun geriden geldiği bir tablo yaratıyor. Ege­menlik artık toprakla değil, veri ve algoritmayla ölçülüyor.

Batı dışı yeni merkezler: Körfez ve Güneydoğu Asya

Dünyada yeni çekim alanları ekonomik göstergelerden çok si­yasal anlatı ve kültürel özgüven üzerinden yükseliyor. Güneydo­ğu Asya pragmatik devlet kapasi­tesiyle, Körfez ülkeleri hız ve ka­rar alma kabiliyetiyle, Orta Doğu ise diplomasi, spor ve kültürel güç yatırımlarıyla alternatif modeller sunuyor. Bu bölgeler Batı’yı taklit etmiyor; farklı bir modernleşme dili kuruyor. Uluslararası hukuk bu merkezlerde bir engel değil, stratejik araç olarak ele alınıyor.

90’lı yılların ikinci yarısı Gala­tasaray’da ve sonrası hukuk mek­tebi talebesiyken onun klasik me­kanı olan Taksim Divan Otel’in eski lobisinde oturup sohbet etme şansına kavuştuğum büyük üstat Atilla İlhan’ın “Hangi Batı?” soru­su önemlidir. Bu eser bir medeni­yet eleştirisinden çok, uluslarara­sı düzenin geleceğine dair bir sor­gulamadır. Güç hâlâ var, kurumlar hâlâ ayakta; eksik olan yön veren iradedir. Hukuk ya bu iradenin ta­şıyıcısı olacak ya da sessizliğin di­li hâline gelecektir.

“Tek dişi kalmış canavar” tar­tışması semboliktir; asıl mesele dişten çok “kim ısıracak?” tartış­masıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 11.498,38 2,10 %
Dolar 43,0237 0,16 %
Euro 50,4513 -0,24 %
Euro/Dolar 1,1717 -0,24 %
Altın (GR) 5.991,88 0,43 %
Altın (ONS) 4.331,46 0,27 %
Brent 60,6900 -0,23 %