21 °C
Faruk ŞÜYÜN
Faruk ŞÜYÜN ODAK kitap@dunya.com

Hierapolis, La Scala Oda Orkestrası, Tofaş

Yağmur, sevgi sözcükleri gibi ılık ılık düşmese de şimşekler, eski kentin üzerinde ara ara çakıyor; bulutlar, akşamın son ışıklarını sunmaya çalışan güneşe izin vermiyor… Sultanahmet’te yıllarca cezaevi olarak kullanılan, günümüzde Four Seasons Hotel İstanbul olarak hizmet veren binanın tepesinden denize, Sultanahmet Camii’ne, Ayasofya’ya bakıyorum. Bu kadim şehri en çok hissettiğim yerlerden birisindeyim. Birazdan, İtalyan arkeolog Francesco d'Andria gelecek, bin 900 yıl önce hipodrom olan Sultanahmet meydanıyla hemen hemen yaşıt olan Hierapolis’e doğru hayallerimizde kanatlanıp bulutları delerek kısa bir sohbet yolculuğu yapacağız…

Asistan olarak geldiği Hierapolis'teki kazı çalışmalarında bu sene 41. yılını süren d'Andria, görevini eylül ayında bırakacak. Türkiye’nin en büyük 5 antik şehir kalıntısından biri olan Pamukkale’deki Hierapolis tiyatrosunun restorasyonunda da görev alan İtalyan bilim insanı, yapıyı yüzde 95 mevcut orijinal mimari malzemeyle ayağa kaldırdı.

D'Andria başkanlığındaki arkeologlar, 5 yıl önceki kazılarda antik dünyada "ölüler ülkesine geçiş kapısı" olarak kabul edilen ve Plutonium (Cehennem Kapısı) adı verilen mağaranın girişini günyüzüne çıkardı. Plutonium’un içinde, kendisine yaklaşan canlıların ölümüne neden olan karbondioksit gazının çıktığı bir mağara bulunuyor. Bu nedenle, antik çağda Plutonium, Pluton ve eşi Persephone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının girişi olarak kabul edilmiş. Bu mağara, aynı zamanda Pamukkale’deki bembeyaz travertenleri oluşturan termal su kaynaklarının da çıkış noktası. Hem kehaneti hem de doğal özellikleri ile ilgi çekici olan Plutonium bölgesinin ziyarete açılması için çalışmalar tamamlanmış; arkeoloji meraklıları, inşa edilen özel gezi yolunu takip ederek önümüzdeki haftalarda ziyaret edebilecekler…

1988’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Hierapolis kazılarına 2005 yılından bu yana Fiat markasıyla destek veren Tofaş, Türkiye’nin bu önemli tarihi mirasına sahip çıkmayı amaçlıyor. 14 yıldır sürdürülen bu yöndeki etkinliklerden birisi de antik kentin tanıtımına destek olmak amacıyla sponsorluğu üstlenilen bir konser oldu. 47. İstanbul Müzik Festivali programında 23 Haziran’da yer alacağı duyurulan “La Scala Oda Orkestrası (Cameristi della Scala) & Daniel Lozakovich” konseri, aynı tarihte yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi nedeniyle geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi.

İşte bu konser öncesi, Francesco d'Andria ve Tofaş yöneticileri ile Four Seasons’da bir araya geldik; ilk ağızdan Hierapolis’te son gelişmeleri öğrendik… Ardından keyifli bir yürüyüşle Aya İrini’ye, konser alanına geçtik…

Konserde, Teatro alla Scala’da sahneye çıkan Türk orkestra şefi - sanatçı Hakan Şensoy şefliğinde; genç virtüöz Daniel Lozakovich sahne aldı.

Etkinlik öncesi, Aya İrini Müzesi’nin bahçesinde Hierapolis’e dair mini bir fotoğraf sergisi açılmıştı. Program broşürüne basılan QR kodu cep telefonlarına okutan müzik ve arkeoloji tutkunları, Tofaş tarafından hazırlatılan Hierapolis tanıtım filmini izleyebildiler…

Henüz 18 yaşındaki Daniel Lozakovich şimdiden kırk yıllık solistlere parmak ısırtacak bir kariyere sahip. Genç solist, Vladimir Spivakov yönetimindeki Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası ile ilk konserini verdiğinde henüz 9, Deutsche Grammophon ile anlaşma imzaladığında ise sadece 15 yaşındaymış. Bizim de yüreğimize dokunan, bir yorumla repertuarını seslendirdi… Ben, eve döner dönmez yine Deutsche Grammophon’dan çıkan Keman Konçertoları Nos. 1&2’yi dinleyerek geceye, Lozakovich ile devam ettim…

Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu’nun söylediği gibi Hierapolis, Türkiye de en çok ziyaretçi alan arkeolojik ören yeri. Antik kente yılda ortalama 1.5 milyon ziyaretçi geliyor. Eroldu, “buradaki kazı çalışmalarının devamı Hierapolis’in hem Türkiye’deki hem dünyadaki önemi daha da artacak ve ülkemizin tanıtımına daha fazla katkı sağlayacak. Bu mirası en iyi şekilde korumak ve kültürler arası köprü kurmak, bizim için çok değerli” diyor…

Konser sona erdiğinde gökyüzündeki bulutlar dağılmıştı. Topkapı Sarayı’nın bahçesi her zamanki gibi büyüleyici bir güzellikteydi… Karşı kıyıya mı, gökyüzünde ışıldayan aya mı; gölgelere sığınmış ulu ağaçlara mı bakacağımı bilemeden öylece durdum… Kulaklarımda bis parçası Bossi’nin Op. 127’nin ilk bölümü yankılanıyordu. Kim bilir, birkaç bir yıl önce böyle bir yaz gecesinde Hierapolis’teki antik tiyatrodan çıkanlar neler düşünüyor, neler konuşuyorlardı?

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap