İran yaptırımları kalkarsa Türkiye ne kazanır?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İran’a yönelik yaptırımların kalkması Türkiye için yalnızca komşu pazarda ihracat artışı anlamına gelmez. Bu gelişme, enerji maliyetleri, cari açık, lojistik gelirleri, sınır ticareti, müteahhitlik hizmetleri, finansal işlemler ve bölgesel jeoekonomi bakımından çok katmanlı bir fırsat penceresi açar. Ancak bu pencere kendiliğinden kazanca dönüşmez.

 ABD ile İran arasında sa­vaşın bitmesine ilişkin açıklanan mutabakatın en kritik maddesi, askeri gerili­min sona erdirilmesinden çok, İran’a yönelik yaptırımların ka­demeli biçimde kaldırılmasını öngören yedinci maddedir. Çün­kü Ortadoğu’da silahların susma­sı diplomatik bir başlıktır; yap­tırımların kalkması ise enerji fiyatlarından dış ticarete, banka­cılık işlemlerinden lojistik kori­dorlara kadar doğrudan ekono­mik sonuç doğuracak bir kırılma­dır. Türkiye açısından bu gelişme yalnızca komşu ülkeyle ticaretin artması anlamına gelmez. Aynı zamanda enerji maliyetlerinin düşmesi, ihracat pazarlarının ge­nişlemesi, transit ticaretin can­lanması ve bölgesel finansman mimarisinde yeni bir alan açıl­ması anlamına gelir.

Yaptırımların hukuki zemini neydi?

İran’a yönelik yaptırımlar iki ana hatta gelişti. Birinci hat, Bir­leşmiş Milletler Güvenlik Konse­yi kararlarıyla oluşturulan ulus­lararası yaptırım rejimidir. Bu re­jimin merkezinde İran’ın nükleer programı, uranyum zenginleştir­me kapasitesi, füze teknolojileri, hassas mal ve teknoloji transfer­leri ile belirli kişi ve kurumların malvarlığı dondurma tedbirleri yer aldı. 2015 tarihli nükleer an­laşma, yani JCPOA, bu yaptırım­ların önemli bölümünün askıya alınması veya kaldırılması için hukuki zemin oluşturmuş; 2231 sayılı Güvenlik Konseyi kararı da bu düzeni uluslararası hukuk dü­zeyinde çerçevelemişti.

İkinci hat ise Amerika Birle­şik Devletleri’nin tek taraflı yap­tırımlarıdır. Bunların bir kıs­mı Başkanlık kararnameleri­ne, bir kısmı Kongre tarafından çıkarılmış kanunlara, bir kıs­mı da Hazine Bakanlığı’na bağ­lı OFAC düzenlemelerine daya­nır. Bu yaptırımların en önemli özelliği, yalnızca Amerikan kişi ve şirketlerini değil, üçüncü ül­kelerdeki banka, sigorta, taşıma, enerji, petrokimya ve finans ku­ruluşlarını da etkilemesidir. Bi­rincil yaptırımlar Amerikan ki­şi ve kurumlarının İran’la işlem yapmasını yasaklarken, ikincil yaptırımlar Amerikan sistemiyle doğrudan bağlantısı olmayan ya­bancı kişi ve şirketleri de Ameri­kan finansal sisteminden dışlan­ma riskiyle karşı karşıya bırakır. İşte Türkiye’de bankaların, ener­ji şirketlerinin ve ihracatçıların uzun yıllardır İran konusunda çok dikkatli hareket etmesinin temel sebebi budur.

Ambargo kalkinca ne olacak?

Yaptırımların kalkması veya ciddi ölçüde gevşetilmesi halinde enerji piyasalarında ciddi geliş­meler olacaktır. İran, dünyanın önemli petrol ve doğal gaz rezerv­lerine sahip ülkelerinden biri­dir. Yaptırım dönemlerinde İran petrolünün piyasaya çıkışı sınır­lanmış, satışlar çoğu zaman in­dirimli, dolaylı ve karmaşık öde­me mekanizmalarıyla yapılmış­tır. Yaptırımların kalkması, İran petrolünün daha görünür, sigor­talanabilir, finanse edilebilir ve taşınabilir hale gelmesi anlamı­na gelir. Bu durum küresel pet­rol arzını artırır; petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yara­tır. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için her 10 dolarlık petrol fiyatı düşüşü, cari açık, enflasyon ve üretim maliyetleri üzerinde doğrudan rahatlatıcı etki yapar.

Finansman kanallarında bü­yük farkların ortaya çıkması bekleniyor. Bugüne kadar İran ile ticaret yapan Türk şirketleri ödeme, akreditif, sigorta, reasü­rans, navlun ve bankacılık uyu­mu konularında yüksek mali­yetlerle karşılaştı. Ambargo re­jiminin gevşemesi, Türkiye’deki ihracatçıların İran pazarına da­ha düzenli ödeme mekanizma­larıyla girmesine imkân verir. Bu özellikle gıda, ilaç, inşaat malze­meleri, makine, tekstil, otomo­tiv yan sanayi, beyaz eşya, lojistik ve hizmet ihracatı bakımından önemlidir.

Ayrıca İran’ın iç pazarında beklenen yatırım ve tüketim can­lanması sürpriz olmaz. Yaklaşık 90 milyonluk nüfusa sahip, şe­hirleşmiş, eğitim düzeyi yüksek ve uzun süre ertelenmiş tüketim talebi biriktirmiş bir İran eko­nomisi, yaptırımların kalkma­sı halinde Türkiye için doğal bir yakın pazar haline gelir. İran’ın altyapı, enerji, ulaştırma, konut, liman, telekomünikasyon, sağlık ve turizm yatırımlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Türk müteahhit­lik ve mühendislik şirketleri için bu alan yeni bir büyüme zemini oluşturabilir.

Türkiye için fırsat penceresi

Türkiye’nin İran dosyasındaki avantajı coğrafyadan ibaret de­ğildir. Türkiye, İran ile Avrupa arasında doğal kara köprüsüdür. Gürbulak, Kapıköy ve Esendere hatları; Van, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Kars, Mersin, İskenderun ve İs­tanbul bağlantıları; Orta Kori­dor ve Basra Körfezi lojistiği bir­likte düşünüldüğünde Türkiye, İran’ın yeniden dünya ekonomi­sine entegrasyonunda en pratik güzergâhlardan biri olabilir.

Bugün Türkiye-İran dış tica­ret hacmi potansiyelinin olduk­ça altındadır. İki ülke geçmiş­te 30 milyar dolarlık ticaret hac­mi hedefini birçok kez telaffuz etti. Mevcut seviyeler bu hede­fin uzağında kalsa da yaptırım­ların kalkması halinde dış tica­retin birkaç yıl içinde çift haneli milyar dolar seviyesine çıkması mümkündür. Burada önemli olan yalnızca mal satmak değildir. Türkiye, İran’a üretim teknolo­jisi, ticaret finansmanı, lojistik organizasyon, depolama, sigor­ta, danışmanlık, tahkim ve uyuş­mazlık çözümü hizmetleri de su­nabilir.

Enerji alanında ise tablo daha stratejiktir. Türkiye’nin İran’dan doğal gaz ithalatına ilişkin uzun vadeli kontratı 2026 yılında kri­tik bir eşiğe gelmektedir. Bu dö­nemde yaptırımların gevşeme­si, Türkiye’ye daha esnek fiyatla­ma, daha güvenilir teslimat, daha uzun vadeli tedarik ve muhtemel swap mekanizmaları için pazar­lık gücü kazandırabilir. İran gazı­nın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması ise bugünden yarına gerçekleşecek bir proje değildir; altyapı, siyasi güven, finansman, AB regülasyonları ve yaptırım sonrası uyum süreci gerektirir. Ancak Türkiye’nin enerji merke­zi olma hedefi açısından İran’ın sisteme dönmesi yeni bir kart ya­ratır.

Boğaz mevzusu: Hürmüz, cari açık ve enflasyon bağlantısı

Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli hale gelmesi Türkiye için dolaylı fakat güçlü bir kazançtır. Küresel petrol ticaretinin yakla­şık beşte birinin geçtiği bu hat­ta yaşanan her kriz, Türkiye’de akaryakıt fiyatlarına, taşımacılık maliyetlerine, sanayi üretimine ve enflasyon beklentilerine yan­sır. Türkiye’nin enerji ithalat fa­turası cari açığın en belirleyici kalemlerinden biridir. Bu neden­le İran dosyasında askeri gerili­min azalması, enerji arz güvenli­ği açısından Türkiye’nin makroe­konomik istikrarına katkı sağlar.

Ayrıca İran üzerindeki ambar­gonun kalkması, bölgesel tedarik zincirlerini de rahatlatır. Türki­ye’den İran’a giden kamyon ta­şımacılığı, İran üzerinden Orta Asya’ya yönelen transit hatlar ve Basra Körfezi’ne açılan lojistik güzergâhlar canlanabilir. Bu du­rum yalnızca büyük şirketler için değil, Doğu ve Güneydoğu Ana­dolu’daki sınır ticareti, antrepo, lojistik, bakım-onarım, konakla­ma ve hizmet sektörleri için de yeni iş hacmi yaratır.

Türkiye İran meselesini yönetirken ne yapmalı?

Bütün bu fırsatlara rağmen Türkiye’nin dikkatli hareket et­mesi gerekir. Birincisi, mutaba­kat nihai anlaşma değildir. Yap­tırımların tamamen kalkma­sı, takvime, nükleer denetime, Amerikan iç siyasetine, İsrail’in tutumuna, Körfez ülkelerinin po­zisyonuna ve İran’ın yükümlü­lüklerini yerine getirmesine bağ­lıdır. İkincisi, yaptırımlar kalksa bile uyum dönemi kolay olma­yacaktır. Bankalar geçmiş tec­rübeler nedeniyle aşırı temkinli davranabilir. Üçüncüsü, İran pa­zarı yalnızca Türkiye’ye açılma­yacaktır; Çin, Hindistan, Rusya, Körfez ülkeleri ve Avrupa şirket­leri de aynı pazara yönelecektir.

Bu nedenle Türkiye’nin yap­ması gereken, beklemek değil ha­zırlanmaktır. Ticaret Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Eximbank, özel bankalar, ihracatçı birlikleri ve lojistik sektörü ortak bir İran ey­lem planı hazırlamalıdır. Sektör bazlı hedef pazar çalışmaları ya­pılmalı, sınır kapıları modernize edilmeli; İran’a yönelik ticarette tahkim, ödeme güvencesi, sigor­ta ve uyum mekanizmaları güç­lendirilmelidir. İstanbul Tahkim Merkezi ve Türk hukuk sektörü, yaptırım sonrası İran işlemlerin­de sözleşme güvenliği ve uyuş­mazlık çözümü bakımından daha görünür hale getirilmelidir.

Sonuç olarak, İran’a yönelik yaptırımların kalkması Türkiye için yalnızca komşu pazarda ih­racat artışı anlamına gelmez. Bu gelişme, enerji maliyetleri, cari açık, lojistik gelirleri, sınır tica­reti, müteahhitlik hizmetleri, fi­nansal işlemler ve bölgesel jeoe­konomi bakımından çok katman­lı bir fırsat penceresi açar. Ancak bu pencere kendiliğinden kazan­ca dönüşmez. Türkiye, bu süre­ci hukuki uyum, ticari hazırlık ve enerji diplomasisiyle yönetirse, İran’ın dünya ekonomisine dö­nüşünden en fazla fayda sağlaya­bilecek ülkelerden biri olabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.734,50 -0,63 %
Dolar 46,4386 0,00 %
Euro 53,2424 0,06 %
Euro/Dolar 1,1468 0,09 %
Altın (GR) 6.283,22 -1,77 %
Altın (ONS) 4.155,53 -1,27 %
Brent 80,3695 1,52 %