Merkez Bankası iletişiminde kırmızı çizgi
Türkiye kronik tasarruf açığı olan, bu sebeple büyümesini yabancı sermaye girişleriyle finanse eden bir ülke. Bu kırılganlık, özellikle savaş gibi küresel risk iştahının azaldığı dönemlerde daha belirgin bir riske dönüşüyor. Bu sebeple politika yapıcıların yabancı yatırımcılarla sağlıklı bir diyalog içinde olmaya özen göstermeleri son derece kıymetli.
Ancak basına kapalı olarak yapılan bu tür toplantıların içeriğinin, özellikle de para politikası kararlarına dair bilgilendirmelerin resmi iletişimden sapmaması da bir o kadar önemli. Zira sınırlı bir zümreyle faiz kararına dair "daha önce paylaşılmamış" bilgilerin paylaşılması haksız rekabet sağlayacağı için kabul edilebilir bir uygulama değildir. Önceden ve seçici biçimde paylaşılan her sinyal piyasalarda bilgi asimetrisi yaratır; bu durum hem hukuki hem etik açıdan kabul edilemez.
Durum böyleyken, Türkiye’de yıllardır süregelen yaygın bir kabül, basında ve piyasa uzmanları nezdinde bu toplantıların faiz kararına dair ipuçları içerebileceği ve bu sebeple dikkatle takip edilmesi gerektiği şeklindedir. Bu varsayımı yansıtan haberlerin beni rahatsız etme sebebi, üstü örtülü biçimde Merkez Bankası'nı ve politika yapıcıları görev ihlaliyle itham etmesidir. Gelgelelim işin bu en can alıcı boyutuna önem verilmeyerek sadece yatırımcı toplantıları üzerinden para politikası kararlarına dair ek bilgi edinme çabası yıllardır çözemediğim bir çelişkidir. Zira ortada bilgi varsa suç vardır, bilgi yoksa haber de yoktur.
Geçtiğimiz günlerde bu anlayışın bir örneğini daha yaşadık. Hafta içinde Londra'da yabancı yatırımcılarla görüşmeler yapıldıktan sonra 4 Nisan'da medyada şu tür ifadeler dolaşmaya başladı: "Bakan Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Karahan, Londra ziyaretleri sırasında 22 Nisan'da faiz artışına gidilebileceğini belirtti" ya da "Toplantılara katılan yatırımcılara göre Nisan ayında faiz artışı güçlü bir olasılık." Haberlerde tartışılan konu, geçmişte de olduğu gibi, faizin gidişatına dair ipuçlarıydı. Cumartesi gününün önemli bir bölümünde sosyal medya hesaplarında bu durum son derece normalmiş gibi, Londra toplantılarından çıkan sinyaller ışığında yapılabilecek optimal fiyatlamalar tartışılıyordu. Bir kez daha, bu tür bir ima ve varsayımın ne kadar ciddi bir itham içerdiğine, kurumlarımıza ne kadar zarar vereceğine değinilmeden, böyle bir bilgi varsa bunun suç olduğunun farkında bile olmadan "ortada böyle bir haber var, bu bilgiyi nasıl fiyatlayalım" tartışmalarına girilmiş olması beni çok rahatsız etti.
Bu farkındalığa dikkat çekmek amacıyla Cumartesi günü akşamüstü saatlerinde sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşımda, Londra'daki toplantıya dair gözlemlediğim haber içeriklerine ve bu içerikler üzerinden yürütülen piyasa bazlı tartışmalara istinaden bu haberin doğru olmamasını umduğumu, zira bu imaların önemli bir suç ima ettiğini, Merkez Bankası'nın resmi söylemleri dışında içeriği farklı zümrelerle paylaşamayacağını hatırlattım. Bu hassasiyetle, ilgili kurumların da söz konusu haberlerin bir yanlış anlamaya dayandığını açıklamalarının doğru olacağını izah ettim.
Değişmesi gereken yaygın kültür
Sosyal medya paylaşımıma yapılan piyasa yorumlarında "katılanlarla konuştum, bu sefer yeni bir şey paylaşılmamış" ya da "bundan sonra yerlilerle de paylaşılsın, bilgi simetrik dağıtılsın" ya da "yerli bankalar zaten yurt dışından hemen haber alır, bunda ne var" ya da “Mart sonunda da yerli bankalarla konuşmuşlardı, asimeri yok” gibi art niyetsiz ama "bu tür kapalı toplantılarda yeni bilgi paylaşılıyor, biliyoruz, öğreniyoruz" anlayışının yansımalarını gördüm. Bu kültürün tamamen değişmesi ve gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki kapalı toplantıların "haber" değerinin kalmaması, toplantıya katılanların ağzından faiz kararlarına dair bilgi aranmasının zaman kaybı olarak görülmesi gerekiyor.
İçeride ve dışarıda, Merkez Bankası iletişimini takip eden herkes için "Merkez Bankası'nın bir sonraki kararına dair kamuoyuyla paylaştığı bütün bilgilere sahibiz, yurt dışında ya da yurt içinde herhangi bir grupla yapılan kapalı bir toplantıda en fazla son PPK toplantı metninde ya da Enflasyon Raporu toplantısında paylaşılan bilgiler paylaşılmıştır" inancının yerleştiği noktaya henüz uzağız. Ancak gidilmesi gereken istikametin bu olduğu nettir.
İletişimde temel ilke
Merkez bankacılığında evrensel olarak kabul görmüş ilke açıktır: Para politikasına ilişkin bilgiler herkese aynı anda, resmi kanallar aracılığıyla iletilir. Sosyal medya paylaşımıma yorum yapan eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın bu refleksle devreye girerek "Piyasa ile ilgili tüm bilgiler tüm piyasa katılımcılarına aynı anda iletilmelidir" noktasının altını çizmesi çok değerliydi.
İşte tam da bu sebeple Pazar sabahı hem Merkez Bankası'ndan hem de Maliye Bakanlığı'ndan gelen açıklamalar bu açıdan çok kıymetliydi. Politika yapıcılarımızın da benzer hassasiyetlerini kamuoyu ile paylaşması, kırmızı çizgilerimizin ortak olduğunun anlaşılması; bundan sonrası için kamuoyuna açık olmayan toplantılara gidenleri yakalayıp ağızlarını arama refleksinin ortadan kalkması için atılmış önemli bir adımdır.
Memleketimiz ve ekonomimiz kurumlarının gücü ile ayakta duracaktır. Faiz kararına dair bir ipucu yakalamak adına kurumlarımızın itibarının zedelenmemesi ve zan altında kalmaması her şeyden önemli tutulmalıdır. Dilerim bundan sonraki dönemde kamuoyunun bilinçlenmesinde politika yapıcılarımız tarafından yapılan bu açıklamalar bir dönüm noktası olur.