Nadas

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İnsanı çalışmaya, üretmeye ve geleceğe umutla bakmaya teşvik eden en güçlü mo­tivasyon kaynaklarından biri hayalleridir. Daha iyi bir yaşam, güzel bir ev, ekonomik öz­gürlük veya çocuklarımıza güvenli bir gele­cek bırakmak… Ancak hayallerin bizi motive edebilmesi için önemli bir koşul var: Gerçek­leşebileceklerine inanmak. Psikolog Edwin Locke ve Gary Latham’ın geliştirdiği Hedef Belirleme Teorisi (Goal-Setting Theory), be­lirli ve zorlayıcı hedeflerin insan motivas­yonunu güçlendirdiğini ortaya koyuyor. An­cak burada kritik bir kavram bulunuyor: Öz yeterlilik (Self-efficacy). Yani kişinin, hede­fe ulaşmak için gerekenleri başarabileceği­ne duyduğu inanç. Bir hedef ne kadar değer­li olursa olsun, ona ulaşabileceğimize ilişkin inancımız zayıfladığında motivasyonumuz da olumsuz etkilenebiliyor. Peki, ekonomik koşullar hayallerimize duyduğumuz bu inan­cı nasıl etkiliyor? Son yıllarda küresel ölçek­te yaşanan enflasyon, jeopolitik belirsizlik­ler, yüksek finansman maliyetleri ve özellikle gayrimenkul fiyatlarındaki artış, insanların mal ve mülk edinme gücünü zorladı. Bir za­manlar birkaç yıllık birikimle ulaşabileceği­mizi düşündüğümüz hedefler, bugün çok da­ha uzun süreli fedakarlıklar gerektiriyor.

Aslında yalnızca satın alma gücümüzü de­ğil, hayallerimize ulaşabileceğimize ilişkin inancımızı da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Hayallerimizi değil, sabırsızlığımızı nadasa bırakalım

Ekonomik koşullar zorlaştığında finansal davranışlarımız da değişiyor. Kimimiz daha fazla tasarrufa yönelirken kimimiz kaybetti­ğimiz zamanı hızla telafi etmek için yüksek getirili, dolayısıyla daha riskli yatırım araçla­rında fırsat arıyoruz.

Davranışsal ekonomide Kayıptan Kaçınma (Loss Aversion) olarak tanımlanan eğilim, in­sanların kayıpları eşdeğer kazançlardan daha güçlü hissettiğini gösteriyor. Ancak burada söz konusu olan yalnızca cebimizden çıkan para değil. Ulaşamadığımız hayallerimizi de bir tür kayıp olarak algılayabiliyoruz. Bu duy­guyla hareket ettiğimizde, yıllarca biriktirdi­ğimiz parayı kısa sürede büyütme arzusuyla gereğinden fazla risk alabiliyoruz. Böylece geleceğimizi güvence altına almak için çıktı­ğımız yolculukta, bugüne kadar kazandıkları­mızı da kaybetme ihtimaliyle karşılaşıyoruz.

Peki, böyle dönemlerde hayallerimizi na­dasa mı bırakmalıyız? Bence hayır.

Nadas, toprağı terk etmek değil, yeniden verimli olabilmesi için ona zaman tanımak­tır. Biz de hayallerimizden vazgeçmek yerine, onlara ulaşma yöntemlerimizi yeniden de­ğerlendirmeliyiz.

Belki hedeflerimizi küçültecek, belki ger­çekleşme tarihlerini ileriye taşıyacağız. An­cak özellikle ekonomik belirsizlik dönemle­rinde tasarruf ve birikim alışkanlıklarımızı güçlendirmekten vazgeçmemeliyiz. Çünkü birikim yalnızca gelecekte bir şeyler satın alabilmek değil, karşımıza çıkabilecek fırsat­ları değerlendirebilme özgürlüğüdür.

Hayallerimizin sınırlarını ekonomik ko­şullara teslim etmek zorunda değiliz. Ancak onlara ulaşmak için aldığımız risklerin sınır­larını finansal gerçeklerimiz belirlemeli. Bi­raz es verin, kendinize zaman tanıyın, süresi belli olsun, sınırları belli olsun, toprağı işle­yenler bunu iyi bilir, nadasın da süresi ve şek­li vardır. Siz de bu nadas döneminde tasarruf ve birikimlerinizi gözden geçirin. Hayatın bir veya birkaç döneminde dipten dönüş vardır, bu olağandır. Kendi nadasınızı planlayın.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 11.165,44 0,13 %
Dolar 49,8370 0,06 %
Euro 55,5909 0,32 %
Euro/Dolar 1,1155 0,28 %
Altın (GR) 6.499,24 0,69 %
Altın (ONS) 4.038,73 -0,54 %
Brent 111,29 1,38 %