Staj ve çıraklıkta “emsal karar” yanılgısı: Sorun mahkemede değil, Meclis’te çözülmeli

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Staj ve çıraklık si­gortası yıllar­dır Türkiye’nin en önemli sosyal gü­venlik tartışmala­rından biri. Özellikle emeklilik şartlarının değiştiği dönemler­de, geçmişte staj ve­ya çıraklık nedeniyle sigorta sicil numara­sı verilen yüz binler­ce kişinin beklentisi yeniden gündeme geliyor. Son günler­de sosyal medyada, özellik­le X’te, bu konuda önemli bir Yargıtay kararının yanlış yo­rumlandığını görüyoruz. Bazı paylaşımlarda, “Yargıtay em­sal kararı çıktı, staj ve çıraklık başlangıcı artık emeklilikte sigorta başlangıcı sayılacak” şeklinde ifadeler kullanılıyor.

Oysa hukuki durum böyle değil. Söz konusu karar Yar­gıtay 10. Hukuk Dairesinin 2024/6211 Esas, 2024/6406 Karar sayılı ve 05.06.2024 ta­rihli kararıdır. Kararın ne söy­lediğini doğru anlatmak ge­rekiyor. Ancak bunun kadar önemli başka bir konu daha var:

Stajyerlerin ve çırakların yıllardır dile getirdiği mağ­duriyet ve beklenti gerçek­tir.

Dolayısıyla iki konuyu bir­birinden ayırmamız gereki­yor:

-Yargıtay ne dedi?

-Ve kanun koyucu ne yap­malı?

Yargıtay “çıraklık başlangı­cı emeklilik başlangıcıdır” de­medi

Davaya konu olayda, 15.10.1993 tarihinde çıraklık eğitimi kapsamında işe giriş bildirgesi bulunan kişi, bu ta­rihin emeklilik bakımından ilk sigortalılık başlangıcı ola­rak kabul edilmesini istemiş­tir. İlk derece mahkemesi da­vayı reddetmiş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddet­miştir. Dosya Yargıtay’a geldi­ğinde ise Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur.

İşte sosyal medyadaki yan­lış anlaşılma büyük ölçüde burada başlıyor.

Yargıtay’ın bozması, “çı­raklık sigortası emeklilik baş­langıcı sayılmalıdır” anlamı­na gelmiyor. Yargıtay, kişinin gerçekten çırak olarak mı eği­tim gördüğünün, yoksa çırak­lık adı altında fiilen normal bir işçi gibi üretimde mi çalış­tırıldığının yeterince araştı­rılmadığını söylüyor.

Kararın özü bu.

Çırak mıydı, yoksa fiilen işçi miydi? Yargıtay’ın orta­ya koyduğu ayrım son dere­ce önemli. Gerçek bir çırak­lık ilişkisinde asıl amaç üre­tim değil, kişiye bir meslek ve sanat öğretmektir. Ancak kişi işyerinde üretime fiilen katılıyor, normal çalışanların yaptığı işleri yapıyor ve mes­leki eğitim ikinci planda kalı­yorsa hukuki ilişkinin yalnız­ca kayıtlarda “çıraklık” olarak gösterilmiş olması yeterli ka­bul edilmemelidir. Bu neden­le Yargıtay, mahkemenin çok daha kapsamlı araştırma yap­ması gerektiğine hükmetmiş­tir.

İşyerinin SGK tescil ka­yıtlarının ve dönem bordro­larının getirtilmesini; kişinin hangi işi yaptığının belirlen­mesini; yaptığı işin üretimin bir parçası mı yoksa meslek öğreniminin gereği mi oldu­ğunun araştırılmasını iste­miştir.Dönemin bordroların­da kayıtlı çalışanların tanık olarak dinlenmesini, bunla­ra ulaşılamaması durumunda komşu işyerlerinin sahipleri ve çalışanlarının araştırılma­sını, gerektiğinde davacının çalışmasını bilebilecek diğer kişilerin de ifadelerinin alın­masını istemiştir. Dolayısıyla karar bir “çıraklık sigortası­nı emeklilik başlangıcı sayma kararı” değil, eksik inceleme nedeniyle verilmiş bir bozma kararıdır.

Üstelik Yargıtay, davacının talep ettiği 15.10.1993 tarihi­nin kesin olarak sigorta baş­langıcı olduğuna da karar ver­memiştir.

Peki stajyer ve çıraklar haksız mı?

İşte hukuki durumla sosyal güvenlik politikasının birbi­rinden ayrıldığı nokta burası.

Hayır, bana göre stajyerle­rin ve çırakların taleplerini haksız görmek mümkün değil.

Bu insanlar yıllar önce mes­leki eğitimlerinin gereği ola­rak işyerlerine gittiler.

-Fiilen işyerlerinde bulun­dular.

-Birçoğu üretimin içinde yer aldı, meslek öğrendi ve ça­lıştı.

-Adlarına sigorta sicil nu­marası oluşturuldu ve sigor­talı işe giriş bildirgeleri dü­zenlendi.

Ancak tabi oldukları mev­zuat gereğince haklarında uzun vadeli sigorta kollarına, yani emekliliğe esas malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim yatırılmadı. Staj veya çı­raklık statüsüne göre kısa va­deli sigorta kolları kapsamın­da primleri ödendi.

Bugün yaşanan tartışmanın temelinde de bu var. Kişinin elinde yıllar öncesine ait bir sigorta giriş kaydı bulunuyor ancak bu tarih emeklilik he­sabında beklediği sonucu do­ğurmuyor. Bu durum özellikle emeklilik başlangıç tarihinin kritik önem taşıdığı kişiler açısından çok daha büyük bir sorun haline geliyor.

Çözüm herkesi mahkemeye göndermek olmamalı

Stajyer ve çırakların bu so­rununun tek tek açılacak da­valarla çözülmesini beklemek doğru değildir. Çünkü yukarı­da anlattığımız Yargıtay ka­rarı da zaten herkese uygu­lanabilecek otomatik bir hak vermiyor. Mahkemeye giden kişinin “Ben aslında çırak de­ğildim, fiilen işçi olarak çalışı­yordum” iddiasını ispatlama­sı gerekiyor.

Aradan 20-30 yıl geçmiş bir çalışma için bordro bulmak, eski çalışma arkadaş­larına ulaşmak, komşu işyer­lerini tespit etmek ve tanık­larla fiili çalışmanın niteliğini kanıtlamak ise son derece zor. Üstelik gerçek anlamda çırak veya stajyer olarak çalışanla­rın zaten böyle bir iddiada bu­lunmaları da mümkün değil. Dolayısıyla çözüm yargının sırtına bırakılmamalıdır. Bu mesele mahkeme kararlarıyla değil, yasal düzenlemeyle çö­zülmelidir.

Staj ve çıraklık için borçlanma hakkı getirilmeli

-Bana göre yapılması gere­ken, geçmişte staj veya çırak­lık kapsamında sigorta girişi bulunan kişilere makul şart­larla borçlanma hakkı tanın­masıdır.

-Kişinin adına staj veya çı­raklık nedeniyle ilk defa si­gorta kaydı oluşturulmuşsa ve o dönemde uzun vadeli si­gorta kollarına prim yatırıl­mamışsa, belirli koşullarla bu dönemlerin borçlandırılabil­mesine imkân sağlanmalıdır.

-Borçlanılan süre ve baş­langıç tarihine ilişkin sonuç­ların da açık şekilde kanunda düzenlenmesi gerekir.

Böylelikle hem geçmişte staj ve çıraklık yapanların yıllardır devam eden bek­lentisine hukuki bir çözüm getirilebilir hem de herke­sin tek tek mahkemelerde hak aramasının önüne geçi­lebilir.

Türkiye’nin ciddi bir ni­telikli ara eleman sorunu bulunuyor.

-Sanayici kalifiye eleman arıyor.

-İşveren usta bul­makta zorlanıyor.

-Mesleklerin yeni kuşaklara aktarılma­sında sıkıntılar yaşanı­yor.

-Diğer taraftan gençleri meslek lise­lerine, mesleki eğitim merkezlerine ve çırak­lığa yönlendirmek isti­yoruz.

-Burada sosyal güvenlik politikasıyla eğitim ve istih­dam politikasının birlikte dü­şünülmesi gerekiyor.

Genç bir insan 15-16 yaşın­da meslek öğrenmeye başla­yıp işyerine gidiyor, üretim ortamıyla tanışıyor ve çalış­ma hayatına akranlarından yıllar önce adım atıyorsa, bu­nun sosyal güvenlik sistemin­de hiçbir karşılığının bulun­maması tartışılmalıdır.

Herkesin üniversite me­zunu olması gereken bir is­tihdam modeli sürdürülebi­lir değildir. Türkiye’nin mü­hendise ihtiyacı olduğu kadar teknisyene, ustaya, kalfaya ve nitelikli ara elemana da ihti­yacı var. Mesleki eğitimi ger­çekten özendirmek istiyorsak bunu yalnızca söylemle değil, sosyal güvenlik avantajlarıyla da desteklemek gerekir.

Mesleğe erken başlayan bir miktar avantaj elde etmeli

Burada bir başka sosyal po­litika tercihi de tartışılabilir. Üniversite eğitimi alan bir genç çalışma hayatına 22-23 yaşında başlayabilirken, mes­leki eğitimi tercih eden bir genç çok daha erken yaşta iş­yeri ve çalışma hayatıyla ta­nışıyor. Bu tercihin sosyal gü­venlik sisteminde belirli bir karşılığının olması, mesleki eğitimin cazibesini artırabi­lir. Bu nedenle staj ve çıraklık dönemlerinin belirli şartlarla borçlandırılması ve ilk işe gi­riş tarihinin emeklilik açısın­dan dikkate alınması, yalnızca geçmişte staj yapanların so­rununu çözen bir düzenleme olarak görülmemelidir. Bu ay­nı zamanda geleceğin mesleki eğitim politikasının bir parça­sı olabilir. Meslek öğrenmeye erken başlayan, üretimin içi­ne erken giren ve ülkenin ih­tiyaç duyduğu nitelikli işgü­cünün yetişmesine katkıda bulunan gençlere makul bir sosyal güvenlik avantajı sağ­lanması değerlendirilmelidir.

Doğru talep, doğru adrese yöneltilmeli

Sonuç olarak Yargı­tay 10. Hukuk Dairesinin 2024/6211 E., 2024/6406 K. ve 05.06.2024 tarihli kararı­nı, “staj ve çıraklık başlangıcı artık emeklilik başlangıcı sa­yılacak” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Yargıtay böyle bir karar vermedi. Mahkeme­nin söylediği; kişinin çıraklık adı altında gerçekte normal bir işçi gibi çalışıp çalışmadı­ğının araştırılması gerektiği­dir.

Ancak bu hukuki gerçeği söylemek, stajyerlerin ve çı­rakların yıllardır dile getirdik­leri talebin haksız olduğu an­lamına da gelmiyor. Tam tersi­ne, ortada çözülmesi gereken gerçek bir sosyal güvenlik me­selesi bulunuyor. Çözüm de sosyal medyada “emsal karar çıktı” denilerek insanlara da­va açma umudu vermek değil­dir. Çözüm, staj ve çıraklık dö­nemleri için makul bir borç­lanma hakkı getirilmesi ve bu kişilerin ilk işe giriş tarihle­rinin emeklilik başlangıcına etkisinin kanunla açıkça dü­zenlenmesidir.

Bunun adre­si mahkemeler değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Staj­yer ve çırakların hak arayışını doğru zemine taşımak gereki­yor. Hem yıllardır bu beklenti­yi taşıyan insanların sorunu­nu çözelim hem de gelecekte gençlerimize şunu söyleyebi­lelim: Meslek öğrenmek, er­ken yaşta üretimin içinde olmak ve nitelikli bir usta olarak yetişmek değerlidir; sosyal güvenlik sistemi de bunun karşılığını verir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.458,98 2,34 %
Dolar 47,9535 0,06 %
Euro 56,1482 0,33 %
Euro/Dolar 1,1680 0,02 %
Altın (GR) 6.807,53 1,03 %
Altın (ONS) 4.522,69 -0,01 %
Brent 90,0230 -0,15 %